Unutmak mümkün mü? Zaman geçerken, saniyeler dakikalara, günler yıllara dönüşürken… İnsan, olup bitenleri geride bırakabilir mi?
Derler ki: ‘Zaman her şeyin ilacıdır.’ Ama yaralar vardır, zamanla iyileşmez. Sadece şekil değiştirir. Çığlık atar, sessizleşir. O yara içimize yerleşir.
Unutmak, çoğu zaman bir savunma hâlidir. Devam edebilmek için kendimize söylediğimiz bir yalandır belki de. Oysa hafıza, sandığımızdan daha inatçıdır. Üstü örtüldüğünde kaybolmaz; yer değiştirir. Bir sesle geri gelir. Bir kokuyla. Hiç beklenmeyen bir an, göğsümüze oturan bir ağırlıkla.
Unutmak bazen iyileşmek sanılır. Ama hatırlamak da bir iyileşme biçimi olabilir. Acıyı canlı tutmak için değil; adalet duygusunu, sorumluluğu ve birbirimize borcumuzu ödeyebilmek için. Çünkü unuttuğumuz her şey, bir daha tekrar edilebilir hâle gelir.
Unutmak, ‘olmuş bitmiş’ demenin en tehlikeli biçimidir. İhmali normalleştirir. Sessizliği sıradanlaştırır.
Hatırlamak yalnızca yas tutmak değildir. Hatırlamak, isimleri anmaktır. Yüzleri gözümüzde tutmaktır. İnsan, mücadelesiyle vardır. Sonuçta her şey insanlık için.
Bizi uykudan uyandıran, sıradan bir günde içimizi daraltan, bizi rahat bırakmayan ama ayakta tutan o tanıdık ağırlık…
Bazı anılar ağırdır… kimi zaman o kadar ağırdır ki hareket etmemize, koşmamıza, gülmemize, mutlu olmamıza, hayata inanmamıza, bir dosta güvenmemize, yeniden bisiklete binmemize, bir pasta kesmemize, kendimizi sevmemize ve daha pek çok şeye engel olurlar.
Bazı sabahlar vardır, insan bir daha aynı kişi olarak uyanamaz. İşte 6 Şubat 2023 ve sonrasındaki tüm sabahlar öyle.
6 Şubat sabahı yalnızca binalar yıkılmadı. Saatler durdu, kelimeler eksildi, bir daha asla eskisi gibi olmayacak hayatlar başladı. Onun adına ne kadar hayat denilebilirse… Fotoğraflar, ‘öncesi’ başlığı altında kaldı. Kayıp, geçmişte kalan bir şey değil. Kayıp, bugünün içinde yaşayan bir boşluk.
6 Şubat’ta kaybettiklerimizi unutmadık. Çünkü hafıza, kaybettiklerimizin hâlâ bizden vazgeçmediği yerdir.
