Savaş artık “orada bir yerde” değil. Mesafesi ölçülebilir. Ve artık bu mesafe rahatsız edici biçimde kısa. Bir adada yaşadığınızda mesafeler her zaman daha somuttur. Gökyüzünden geçen bir uçağın sesi, haber bültenlerinden daha hızlı hatırlatır gerilimi.
İngiltere’nin Kıbrıs’taki askeri üslerine yönelik saldırı, soyut bir jeopolitik gelişme değildir. Bu adada yaşayan herkes için somut bir uyarıdır. Çünkü askeri varlık, savunma diliyle kurulur; ama aynı anda bir hedef üretir. Güvenlik adına yerleştirilen her yapı, potansiyel bir risk alanı yaratır. Ve o risk, karar masalarında oturanlardan önce sivillere temas eder.
Biz bu adada askeri üslerin varlığını “olağan” kabul ederek büyüdük. Oysa olağan olan her şey meşru değildir. Bazı kabulleri tekrar düşünmek gerekir. Özellikle de savaş bir nefes kadar yakındayken.
Güvenlik kavramı modern devletin en güçlü meşruiyet araçlarından biridir. Devletler askeri varlıklarını, üslerini ve ittifaklarını “koruma” diliyle açıklar. Ancak bu noktada basit gibi duran zor sorular belirir:
Kimi koruyoruz?
Neyi koruyoruz?
Ve hangi bedelle?
Barry Buzan’ın güvenlik çalışmaları bize şunu hatırlatır: Güvenlik, nesnel bir durumdan çok, siyasal olarak inşa edilen bir söylemdir. Bir şey “güvenlik tehdidi” olarak adlandırıldığı anda, olağanüstü tedbirler meşrulaştırılır ve askeri önlemler sıradanlaşır. Böylece güvenlik, tartışılabilir bir kavram olmaktan çıkar; sorgulanamaz bir zorunluluğa dönüşür.
Bir adada askeri üs bulunması da bu söylemin parçasıdır. Güvenlik adına var olan bir yapı, aynı anda bir kırılganlık üretir. Çünkü askeri mekânlar yalnızca savunma noktaları değil, çatışmanın potansiyel odaklarıdır. Jeopolitik fay hatları üzerinde bulunan bölgelerde bu durum daha da belirgindir.
Kıbrıs sadece jeolojik olarak değil, tarihsel ve siyasal olarak da bir fay hattıdır. Fay hatları uzun süre sessiz kalabilir. Yerin altında gerilim birikir. Üst yüzeyde hayat devam eder: kahveler içilir, dersler anlatılır, çocuklar okula gider. Ancak gerilim yok olmaz. Birikir. Ve kırılma gerçekleştiğinde kimse bunun bir gecede oluştuğunu söyleyemez.
Adamız uzun zamandır jeopolitik gerilimlerin kesişim noktasında bulunuyor. Soğuk Savaş’tan bugüne kadar askeri ittifaklar, üsler ve stratejik konum tartışmaları Kıbrıs’ı yalnızca bir ada olmaktan çıkarıp bir ileri karakola dönüştürdü. Fakat ileri karakolların bir özelliği vardır: Savunma noktası oldukları kadar hedef haline de gelebilirler.
Savaşın savaşarak bitmeyeceğini bilmek romantik bir iyimserlik değildir; tarihsel bir gerçekliktir. Her askeri müdahale yeni bir karşılık üretir. Her misilleme zinciri uzar. Hannah Arendt’in belirttiği gibi şiddet araçsaldır; bir düzen kurabilir ama kalıcı bir meşruiyet üretemez. Şiddet çoğu zaman gücün değil, gücün zayıflamasının işaretidir. Bu nedenle mesele yalnızca askeri üslerin varlığı değildir. Mesele, güvenliği askeri varlıkla eşitleyen zihniyettir.
Peki bu çağda tanıklık etmek ne demektir?
Sürekli bilgi akışına maruz kalmak. Bir şey yapamama hissiyle yaşamak. Kontrol alanımızın daraldığını fark etmek.
Byung-Chul Han’ın işaret ettiği gibi, modern özne her şeyi yönetebileceği yanılsamasıyla büyütüldü. Oysa savaş, insanın sınırlarını sert biçimde hatırlatır. Kontrol edemediğimiz gerçekliklerle yaşamak, yalnızlık hissini büyütür. Fakat bu yalnızlık bireysel değildir; kolektiftir. Aynı kaygıyı taşıyan binlerce insan vardır. Tanıklığın yükü paylaşıldığında hafiflemez belki, ama anlam kazanır.
Belki de bugün yapılabilecek en rasyonel şey, güvenlik kavramını yeniden düşünmektir. Güvenlik yalnızca askeri caydırıcılık mıdır? Yoksa toplumsal dayanıklılık, diplomasi, adalet ve karşılıklı bağımlılık da güvenliğin parçası mıdır? Gerçek güvenlik, sürekli alarm halinde yaşamak mıdır? Yoksa alarmın nedenlerini azaltmak mıdır?
Bir fay hattının üzerinde yaşamak, kırılma ihtimalini inkâr etmek değildir. Ama kırılmayı kaçınılmaz bir kader gibi görmek de değildir. Toplumsal bilinç, jeolojik gerilim gibi sabit değildir; dönüştürülebilir. Ayrıca en tehlikeli zemin, güvenlik ilüzyonuna kapılıp sarsılma ihtimalini inkâr eden zemindir.
Kaynakça
Arendt, H. (1970). On Violence. New York: Harcourt, Brace & World.
Buzan, B., Wæver, O., & de Wilde, J. (1998). Security: A New Framework for Analysis. Boulder, CO: Lynne Rienner Publishers.
Han, B.-C. (2015). The Burnout Society. Stanford, CA: Stanford University Press.



