AktüelGazeddablogHalil KarapaşaoğluSıkıntı – Halil Karapaşaoğlu

Ruhumu içine çekmeye çalışan, boğazımı sıkıp, nefes almamı zorlaştıran… Yanaklarımdan sakallarıma karışan terle, ayakta durmamı zorlaştıran sıcağa karşı… Kalbimde bir sıkıntı büyüyor, sıkıntıyı biriktiriyorum… *                                           *                                            * Sakinliğimi yitiriyorum. Küçük şeylerden öfkelenmeye başlıyorum… Bazen olur olmaz şeylere bağırıyorum… Bazen kendimi tutamıyor ağlıyorum… Kimsenin görmediği yerlere kaçıyorum ağlayarak… Ben ve yalnızlığımın içine hapsediyorum hüzünlerimi… Belki bir gün meydanlarda birbirimize sarılarak ağlarız bu şehirde… Sıkıntıyla özgürlük yer değiştirir içimizde bir yerde… Kim bilir? İnsan her an devrim...
Halil Karapaşaoğlu Halil KarapaşaoğluTemmuz 25, 2019
Djumba Hotel & Cafe

Ruhumu içine çekmeye çalışan, boğazımı sıkıp, nefes almamı zorlaştıran…

Yanaklarımdan sakallarıma karışan terle, ayakta durmamı zorlaştıran sıcağa karşı…

Kalbimde bir sıkıntı büyüyor, sıkıntıyı biriktiriyorum…

*                                           *                                            *

Sakinliğimi yitiriyorum. Küçük şeylerden öfkelenmeye başlıyorum…

Bazen olur olmaz şeylere bağırıyorum…

Bazen kendimi tutamıyor ağlıyorum…

Kimsenin görmediği yerlere kaçıyorum ağlayarak…

Ben ve yalnızlığımın içine hapsediyorum hüzünlerimi…

Belki bir gün meydanlarda birbirimize sarılarak ağlarız bu şehirde…

Sıkıntıyla özgürlük yer değiştirir içimizde bir yerde…

Kim bilir?

İnsan her an devrim olacakmış gibi yaşamak istiyor…

*                                           *                                            *

Son zamanlarda hâlâ bir şeylerin değişeceğine inanıyor musun, diye soruyor dostlarım…

Bazen en derinlerde umutsuzluğun içinde bulsam da kendimi…

Hâlâ inanıyorum, diyorum ilk gün inandığım gibi…

Heyecanlanarak…

Hayal etmenin, başka bir dünyaya özlem duymanın, devrime inanmanın modası geçmiş…

Yüzyıl büyük bir vazgeçişle başlamış sanki…

Başka bir dünya arzusuyla yaşamının izahı olur mu?

Ben izah edemiyorum size sözcüklerle…

Bu bir olma biçimi…

Yaşama tutkuyla sarılmamın bir sebebi…

Belki bir yalan…

Belki bir kandırmaca…

Belki de bir oyun kendi kendimle oynadığım…

İçinizden başka sözcüklerde geçirebilirsiniz, geçirin, geçirin ki çoğalsın bu yazı…

Hakikatin ne olduğuna ulaşmanın imkânsızlığı içinde…

İnsan kendi hakikatine sarılmaktan başka ne yapabilir ki…

Sarılın sizde neye inanmak, niçin yaşamak istiyorsanız…

*                                          *                                            *

Yüzyılların ağırlığı var sırtımda…

Müslüman olacaksın, demişler…

Türk olacaksın, demişler…

Şimdi tekrar Müslüman yapmak için çabalıyorlar…

Hep bir şeye benzetmeye çalışmışlar…

Hep bir şey olmak için zorlamışlar…

Bizim seçtiklerimizde yüreklerinde bir parça sızı hissetmemiş bu buyrukları duyarken…

Uygulamaya çalışırken…

Bazen soruyorum kendime…

Bu insanların yürekleri nerelerde kayboldu, diye…

*                                          *                                            *

Ben Bülent Ecevit Anadolu Lisesi mezunuyum…

Okul 1999 yılında açılmıştı…

Ben de ilk öğrencilerinden bir tanesiydim…

O zaman neler olduğunu bilmiyordum…

Okula gittiğim zaman asker çocuklarıyla birlikte aynı sınıfta olduğumu fark ettim…

Okuduğum sınıfların yarısı neredeyse asker çocuklarıyla doluydu…

Bazen okulun işlerini yapmak için bölüklerden askerler geliyordu…

O zamanlar sıkı bir disiplin vardı okulda…

Ayağa kalktığınızda ceketinizin düğmelerini ilkleyecektiniz…

Spor ayakkabı giymeyecektiniz…

Resmi törenlere katılmak için okul yarış halindeydi…

Ve tabii ki Türkiye’den Kemalist hocalar getirilmişti…

Hayatımda otoriteyle hesaplaşma içine girdiğim en önemli dönemlerden biriydi benim için…

İstiklal marşını okumuyordum…

Bu benim marşım değildi…

O zaman ne AKP vardı ne de başka bir şey…

Ordu ve Kemalizm gerek Türkiye’de gerekse burada çok güçlüydü…

*                                          *                                            *

Şimdi İlahiyat Anadolu Lisesi açılıyor…

O zaman Kemalizm vardı şimdi Sunni İslam…

Yobazlar buradaki halkı Müslümanlaştırmaya çalışıyor…

Surlariçindeki çocuklar yıllarca kuran kurslarına gitti ve gidiyor şimdilerde de…

İlkokuldayken ben de gitmişti köyün camisindeki kuran kurslarına…

Arapça öğrenmeye başlamıştım…

Dualar ezberliyordum…

Namaz kılmayı biliyordum…

Allah var mı, diye soru soruyordum etrafımdakilere…

Tövbe de Halil, çarpılacaksın, diyordu etrafımdakiler…

Lise yıllarımda tanıştım komünizmle…

Işık Kitabevinden aldığım ilk kitaplardan biri “İnsan Nasıl İnsan oldu?” olmuştu…

Galeri Kültür kitabevinden “Felsefenin Başlangıç İlkelerini” almıştım sonra…

Sonra başka kitaplar geldi ardı sıra…

Sonra soru sormanın yasak olduğu, insanın mutlak şekilde itaat etmesi gereken bütün ideolojilerle kopardım bağımı…

*                                          *                                            *

Bakıyorum öyle geçmişe…

Çocukluk, ergenlik ve gençlik yıllarıma…

Değişen çok şey vardı bu dünyada…

Kuzeyde de çok şey değişmişti değişmesine ama değişmeyen tek bir şey kalmıştı…

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin buradaki insanları zorla bir şeye benzetmeye çalışması…

Bana göre Kemalizm ve Sunni İslam arasında pek bir fark yok bu ülkedeki pratiği açısından…

Hepsi zorla hepsi tehditle hepsi baskıyla…

Gündüz camiye giden politikacılar gece meyhaneye gidiyorlar…

Cami açılışlarına katılıyorlar, dualar okuyorlar…

UBPliler hiç mi utanmıyorlar bundan?

HPliler hiç mi rahatsız olmuyorlar bu durumdan?

Nasıl olurda Hala Sultan İlahiyat Koleji’nin açılışına katılır CTPliler?

Bu insanların yürekleri hiç mi sızlamıyor?

Hiç mi etrafındaki insanlar demiyor, ne yapıyorsunuz?

*                                          *                                            *

İçimde bir sıkıntı var…

İçimdeki sıkıntı yüzyıllarca birikmiş…

Sıkıntı, sıkılmaya dönüşmüş…

Sıkıldım sizin bu ne olduğu belli olmayan düzeninizde yaşamaktan…

Tunus’ta Muhammed Buazizi bir gün kendini yakmıştı…

O gün her şey kontrolden çıkmıştı…

Kaçacak delik arıyordu 23 yıldır ülkeyi yöneten Zeynel Abidin Bin Ali…

O yüzden çok yayılmayın o koltuklara…

Küçük şeyler, büyük devrimlere yol açabilir sıkılmış, sıkıntısı olan toplumlardan…

Bu yazı ilk olarak Afrika gazetesinde yayınlandı

Halil Karapaşaoğlu

Halil Karapaşaoğlu

Halil Karapaşaoğlu 1985 yılında Kıbrıs’ta doğdu. 2008 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi, İngiliz Dili Edebiyatı ve İnsani Bilimler bölümünden mezun oldu. 2018 yılında, Doğu Akdeniz Üniversitesi, Radyo, TV ve Sinema bölümünde, mastere başladı. 2013 yılında ilk şiir kitabı “Acı Biberli Aşk”ı yayınladı. “Ahir Zaman Âlemi” isminde yeni şiir dosyası yayınlanmayı beklemektedir.

Music will never ends..

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır.
Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır.
Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır.
Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Gazeddakıbrıs, 2019©