AktüelGazeddablogSavaş ve Demans – Franco Berardi

Batı, ölüm kavramı gelecek takıntısıyla bağdaşmadığı için ölümü terk etti. Genişleme ve büyüme ile uyumlu olmadığı için ihtiyarlığı reddetti. Ama şimdi, Küresel Kuzey'in baskın kültürlerinin (demografik, kültürel ve ekonomik) yaşlanması, beyaz kültürün kabul etmek şöyle dursun, düşünemeyeceği bir hayalet olarak sunuluyor.
Gazedda KıbrısMart 22, 2022
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

FRANCO (Bifo) BERARDİ / Çeviri: Serap Güneş

Yok etme

Houellbecq’in en son kitabı Anéantir (Annihilate), yedi yüz sayfa uzunluğunda ama bu uzunluğun yarısı da yeterli olurmuş.* Kitaplarının en iyisi değil, ama beyaz ırkın dünya egemenliğinin düşüşü hakkında aynı anda hem uysal hem de öfkeli bir tasvir çizmekte başarılı.

Fransa’nın derinliklerinde yaşayan bir aile, felç geçiren seksen yaşındaki babalarının etrafında toplanır. Gizli servise çalışan baba uzatmalı bir komadadır. Bu arada, Maliye Bakanlığı’nın yanı sıra gizli servis için de çalışan oğlu Paul, kendisinin de ölümcül kansere yakalandığını keşfeder. Paul’ün erkek kardeşi Aurélien, her zaman bir kaybeden olarak görüldüğü bir hayata devam edemediği için kendini öldürür. Son olarak, işini kaybetmiş, ancak Le Pen’cilerin sağcı çevresinde yeni bir iş bulan, faşist bir noterle evli olan Katolik bir köktendinci olan kızı Cécile, hala yükseliştedir.

Batı medeniyetinin ıstırabı

Bu vasat romanın ana teması ölümcül hastalık. Başka bir deyişle, Batı medeniyetinin ıstırabı hakkında.

Bu hoş bir görüntü değil, çünkü beyaz zihin kendini kaçınılmaz olana öylece teslim etmez. Acı çeken, yaşlı, beyaz adamların tepkileri trajiktir.

Bu sahne, kırk yıllık neoliberalizm boyunca kültürel olarak harap olmuş bir yer olan günümüz Fransa’sında yaşanıyor. Siyasi mücadelenin aşırı milliyetçilik, ırkçılık, İslamofobi ve ekonomik köktencilik şeklindeki yoz aşamalardan geçerek gerçekleştiği bir ülkenin hayaletidir bu sahne.

Ancak bu sahne sadece Fransa’da yaşanmıyor; egemen kültürün – beyaz, Hıristiyan, emperyalist imparatorluğun – bunak hezeyanı tarafından tehdit edilen şey, küreselleşme sonrası dünyanın durumudur.

Savaş, Acı, İntihar

Avrupa’nın doğu sınırlarında iki yaşlı beyaz adam, ikisinin de geri çekilemeyeceği bir oyun oynuyor.

Yaşlı beyaz Amerikalı, küçük düşürücü ve trajik bir yenilgiden daha yeni çıkmış durumda. Saygon’dan daha kötü bir deneyim olan Kabil, uzun süredir hakim olan emperyalist gücün bilişsel çöküşünün bir işareti olarak, küresel tahayyülde hala taze.

Yaşlı beyaz Rus, gücünün temelinin milliyetçi bir vaat olduğunu biliyor: “Kutsal Ana Rusya”nın namusunun intikamını alacak.

İlk geri çekilen her şeyini kaybedecek.

Putin’in bir Nazi olduğu gerçeği, Çeçenya’daki ikinci savaşın bitiminde zaten açıktı. Ancak o sırada, gözlerinin içine bakan ve samimiyetini öven Amerikan başkanı tarafından hâlâ övülüyordu. Ruslar ayrıca, Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra Putin ve arkadaşlarının kamusal altyapıyı sökerek cebe indirdiği rublelerle ağzına kadar dolan İngiliz bankalarının lütfundan da yararlandı. Mesele tarih boyunca tüm dünyadaki emek hareketleri ve komünist hareketler tarafından üretilen sosyal alanları yok etmek olduğunda, İhtiyar Ruslar ve Anglo-Amerikalılar silah arkadaşı gibiydi.

Ama suikastçılar arasında dostluk ve yoldaşlık kalıcı değildir. Gerçekten de barış sağlanmış olsaydı, NATO ne işe yarayacaktı? Ve başarılı bir barış, kitle imha ve ölüm silahları üreten ve bugün sonsuz kârlar elde eden çok uluslu şirketlerin kârını nasıl etkileyecekti?

NATO’nun genişlemesi, kârlı çatışmayı canlı tutmak için kapitalizmin ölmesine izin veremeyeceği bir düşmanlığı yeniden alevlendirmekten başka bir şeye hizmet etmiyor.

Ukrayna’daki savaşın, beyaz beyninin psikotik krizindeki doruk noktası olmaktan öte bir rasyonel açıklaması yok. Polonyalı, Baltıklı ve evet, Ukraynalı Nazileri Rus Nazizmine karşı silahlandıran NATO’nun genişlemesinde nasıl bir rasyonellik var? Buna karşılık Biden, Amerikan savaş stratejistlerinin en çok korktuğu sonucu elde etti: Rusya ve Çin’i, Nixon’ın elli yıl önce zayıflatmayı başardığı bir kucaklaşmaya itti.

Savaşın stratejik açıdan açıklanamaz olduğu düşünüldüğünde, savaşı anlamak için jeopolitik değil, psiko-patolojik açıdan düşünmemiz gerekiyor. Belki de psikotik patlamalara dair bir jeopolitiğe ihtiyacımız var.

Burada söz konusu olan, tükenme ihtimalini kabul edemeyen, yıkımı veya intiharı beyaz egemenliğinin yavaş yavaş yok olmasına tercih eden beyaz, Batılı, (post)kolonyal uygarlığın siyasi, ekonomik, demografik ve nihayet psişik yenilgisidir.

Batı, Gelecek, Düşüş

Ukrayna’daki savaşla birlikte histerik bir silahlanma yarışı başlayacak, sınırlar (ırksallaştırılmış hatlar boyunca) daha da sıkılaştırılacak ve şiddet katlanarak artacak – tümü de Batı’nın içine düştüğü yaşlılık marazlarının gösterileri.

23 Şubat 2022’de, Rus birlikleri halihazırda Donbass’tayken, Trump Putin’i bir barışı koruma “dehası”2 olarak övmüş ve ABD’nin Meksika sınırında onun liderliğini izlemesini önermişti.

Bakalım Trump’ın müstehcenliklerinin anlamını çözebiliyor muyuz. Onun sanrılarında bir gerçeklik payı var mı? Söz konusu olan Batı kavramının ta kendisidir.

Ama önce, Batı nedir?

“Batı” ile coğrafi bir tanıma atıfta buluyorsak, Rusya elbette bunun dışında kalacaktır. Ancak bu kelimenin antropolojik ve tarihsel anlamlarını düşünürsek, Rusya diğer Batılılardan daha Batılıdır.

Kısacası Batı, gerilemenin ve geleceğe takıntının ülkesi olarak tanımlanabilir. Termodinamiğin ikinci yasasına tabi organizmalar için – bireysel ve toplumsal bedenler gibi – geleceğin yalnızca nihai düşüş anlamına gelebileceği göz önüne alındığında, bu iki özellik aslında birdir.

Biz – hem Batı’nın “bizi” hem de sınırsız Rus topraklarının Batılıları – bu nedenle fütürizm ve gerilemede, yani her şeye gücü yetme hezeyanında ve acizliğin çaresizliğinde birleşmiş durumdayız.

Trump, düşmanlarımızın Ruslar değil, Küresel Güney’den gelen göçmenler olduğunu iddia ederek, durumu olduğu gibi anlattığı için övgü alıyor. Bizi küçük düşüren Çin; yağmaladığımız Afrika: bizim düşmanlarımız bunlardır, “Büyük Batı”nın parçası olan beyaz Rusya değil.

Bu Trump’çı mantık, Rusluğu kabul edilebilir beyazlığın en aşırı biçimi olarak gören beyaz üstünlüğüne dayanmaktadır.

Biden’ın mantığı bunun yerine “özgür dünyanın” savunulmasına dayanıyor: Soykırımdan, milyonlarca kölenin zorla sınır dışı edilmesinden doğan ve yapısal ırkçılık etrafında örgütlenen bir dünya. Biden, Rusya’nın olmadığı daha küçük bir Batı lehine “Büyük Batı”yı parçalamayı seçiyor, ki bu her durumda kendisini parçalamaya ve tüm gezegeni kendi intiharına ortak etmeye mahkum.

O halde Batı’yı geleceğe saplantılı bir ırkçı egemenlik alanı olarak tanımlayalım. Zaman genişlemeci bir nabız atışıyla uzar: Ekonomik büyüme, birikim, kapitalizm. Egemenlik makinesini besleyen tam da bu gelecek saplantısıdır: somut bir şimdi (andaki zevk ve gevşeklik) gelecekteki soyut bir değer için yatırım yapılır ve takas edilir.

Belki de klasik Marksist değer analizini, değişim değerinin, bugünün (somut olanın) yarın başka bir şeyle değiş tokuş edilebilecek soyut biçimlerde (para gibi) birikimi olduğu şeklinde yeniden formüle edebiliriz.

Geleceği saplantı haline getirmek ve fetişleştirmek, hiçbir şekilde insanın doğal bir bilişsel yöntemi değildir. Çoğu insan kültürü, döngüsel bir zaman anlayışı veya şimdinin aşılamaz genişlemesi etrafında örgütlenmiştir.

Fütürizm, yayılma kültürlerinin tam özbilincine (estetik terimlerle de) bir geçiştir. Ama birçok fütürizm var.

Gelecek saplantısının, Rus kültürünün merkezinde yer alan teolojik-ütopik alanda ve Avrupa-Amerika kültürünün tekno-ekonomik alanında farklı sonuçları vardır. Federov’un kozmizmi ve Mayakovski’nin fütürizmleri, Marinetti ve Musk’ın teknokratik fanatizmlerinde eksik olan eskatolojik bir soluğa sahiptir. Belki de bu yüzden tarihi bitirmek Rusya’nın kaderidir ve işte buradayız.

Nazizm her yerde

Yeni ufuk, bir Nazizmi diğeriyle karşı karşıya getiren savaştır. 1960’lardaki yazılarında Gunter Anders, Nazizmin nihilist saldırısının Hitler’in yenilgisiyle ölmeyeceğini öngörmüştü.* Teknik güç, insanın aşağılanmasını kışkırtacak kadar geliştiğinde, Nazizmin dünya sahnesine geri döneceğini öngörmüştü.

Nazizm, kendi durdurulamaz düşüşüne öfkeyle tepki veren beyaz ırkın bunak bedeninin psiko-politik bir biçimi olarak yeniden ortaya çıkıyor. Viral kaos, küresel, biyopolitik bir altyapının oluşumunun koşullarını yarattı, ancak aynı zamanda, düzenini kaybeder, parçalanır ve ölürken maddenin yönetilemezliğine ilişkin yaygın olarak deneyimlenen algıyı da güçlendirdi.

Batı, ölüm kavramı gelecek takıntısıyla bağdaşmadığı için ölümü terk etti. Genişleme ve büyüme ile uyumlu olmadığı için ihtiyarlığı reddetti. Ama şimdi, Küresel Kuzey’in baskın kültürlerinin (demografik, kültürel ve ekonomik) yaşlanması, beyaz kültürün kabul etmek şöyle dursun, düşünemeyeceği bir hayalet olarak sunuluyor.

Beyaz beynin (Biden ve Putin’in beyni) şiddetli bunama krizine girdiği yer burasıdır. Sonra ihtiyarlığa en yenilmiş olan beyaz beyin – Donald Trump’ın beyni – kimsenin duymaya dayanamayacağı bir gerçeği söylüyor: Putin bizim en iyi dostumuzdur. Elbette, o ırkçı bir katil, ama biz de az değiliz.

Öte yandan Biden, ihtiyarların güçlerinin, psişik enerjilerinin ve bilişsel verimliliklerinin azaldığını fark ettiklerinde ifade ettikleri ve hissettikleri iktidarsız öfkeyi temsil ediyor. Artık tükeniş ileri bir aşamaya geldiğine göre, tek güven verici olasılık, neslin tükenmesidir.

İnsanlık, çıldırmış ve ıstırap çeken Batılı, Rus ve Avrupalı beyinlerin öldürücü şiddetinden kendini kurtarabilir mi?

İster istikrarlı bir işgale dönüşsün (muhtemel değil) ister Batı tarafından Kiev’e bağışlanan askeri aygıtın imha edilmesinden sonra Rus birliklerinin geri çekilmesiyle sonuçlansın, Ukrayna’nın işgali devam edecek. Ne olursa olsun, çatışma iki babadan birinin yenilgisiyle çözülmeyecek. Hiçbiri geri çekilmeyi kabul edemez. Bu nedenle, bu işgal, küresel ve kendini nükleer terimlerle ifade edebilecek sürekli bir savaş aşamasının başlangıcına işaret ediyor. İnsanlığa karşı son savaş başladı.

Bir Batı’nın Diğer Batı’ya karşı yürüttüğü intihar niteliğindeki savaşta, ilk kurbanlar, hem etki hem de güç alanlarının hezeyanlarından mustarip olanlar – savaş istemeyen, ancak etkileriyle perişan olanlar.

Yapabileceğimiz tek şey korkudan kaçmak, korkuyu terk etmek, onu kolektif bir şekilde düşünceye dönüştürmek, kendimizi kaçınılmaz olana teslim etmektir. Ancak bu şekilde öngörülemeyenleri üretebiliriz: barış, zevk, yaşam.

Notlar

  • 1 Michel Houellebecq, Anéantir (Éditions Flammarion, 2022).
  • 2 → Bkz.
  • 3 Bkz. Gunter Anders, The Obsolescence of Humankind (1956–80), burada sadece seçilmiş makaleler İngilizce’ye çevrilmiştir. Bazıları burada mevcuttur →.—Çev.
  • Orijinal olarak Not Nero Editions, 28 Şubat 2022’de “Guerra & Demenza (Senile)” olarak yayınlandı →. İtalyanca’dan Andreas Petrossiants tarafından çevrilmiştir. 
  • Bologna’daki ünlü Radio Alice’in kurucusu ve İtalyan Autonomia hareketinde önemli bir figür olan “Bifo” olarak bilinen Franco Berardi, bir yazar, medya teorisyeni ve sosyal eylemcidir.

Kaynak: https://www.e-flux.com/journal/125/454088/war-and-senile-dementia/

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık