İkinci Dünya Savaşı’nın 3 Eylül 1939’da başlamasıyla birlikte, Kıbrıs Valisi Sir William D. Battershill, Kıbrıslıları savaşa katılarak Britanya İmparatorluğu’nu desteklemeye çağırdı. Bu çağrı karşılık buldu ve 17 Şubat 1940’ta sömürge yönetimi tarafından Kıbrıs Alayı (Cyprus Regiment) kuruldu. Birliğin mensupları savaş boyunca Afrika, Orta Doğu ve Avrupa’daki çeşitli cephelerde görev yaptı.
Ancak bu seferberlik, sıradan bir sömürge yönetimi bağlamında gerçekleşmedi. Kıbrıs’ta o yıllarda yürürlükte olan siyasal rejim, halk hafızasında “Palmerokrasi” olarak anılan baskı dönemiydi.
Palmerokrasi (1931–1940): Diktatörlük Yılları

“Palmerokrasi” terimi, 1931 Ekim ayının sonlarından 1940 Ekim ayının sonlarına kadar süren ve İngiliz sömürge yönetiminin en sert dönemlerinden biri olarak kabul edilen dokuz yıllık bir süreci ifade eder. Adını Kıbrıs Valisi Sir Herbert Richmond Palmer’dan alır ve Kıbrıs toplumunun belleğinde acımasız bir diktatörlük rejimiyle özdeşleşmiştir.

Bu dönem, 1931’de “Oktovriana” olarak bilinen ayaklanmanın bastırılmasının ardından başladı. Ayaklanma planlı bir devrim değil, Lefkoşa merkezli olmak üzere tüm adaya yayılan spontane bir öfke patlamasıydı. Hükümet Konağı’nın ateşe verilmesi dönemin simgesi sayılmaktadır. Ayaklanma kısa sürede bastırıldı; ardından Kıbrıs’ta sert bir yönetim modeli yürürlüğe kondu.
Askıya Alınan Özgürlükler
- Yasama Konseyi lağvedildi.
- Seçimler iptal edildi; yerel yöneticiler atamayla belirlendi.
- Siyasi partiler ve örgütler yasaklandı.
- Basın sansür altına alındı; iletişim araçları denetlendi.
- Toplantı ve gösteriler yasaklandı.
- Yunan bayrağı çekmek ve siyasi içerikli konuşmalar yapmak yasaklandı.
- Dolaşım özgürlüğü kısıtlandı.
Kıbrıs Kilisesi ağır biçimde hedef alındı; iki metropolit sürgüne gönderildi, biri zorunlu ikamete tabi tutuldu ve başpiskoposluk makamı yıllarca boş kaldı.
Palmer’in valiliği 1933–1939 arasında sürmüş olsa da, onun öncesi ve sonrasındaki kısa dönemlerde de aynı baskı politikaları uygulandığı için 1931–1940 arası bütün dönem “Palmerokrasi” olarak anılır.
Diktatörlük Altında Seferberlik
İşte Kıbrıs Alayı bu siyasal atmosfer içinde kuruldu.
1939’dan itibaren ekonomik nedenlerle İngiliz Ordusu’na katılan Kıbrıslıların sayısı artmaya başladı. Limasol yakınlarındaki Polemidya’da açılan eğitim merkezi bu sürecin kurumsal zeminini oluşturdu. Ancak asıl kitlesel katılım, Ekim 1940’ta İtalya’nın Yunanistan’a saldırmasının ardından gerçekleşti.
Yunanistan’ın savaşa girmesi Kıbrıs’ta güçlü bir tepki yarattı. Binlerce kişi Yunan bayraklarıyla sokaklara çıktı; Lefkoşa’daki Yunan Konsolosluğu önünde toplanarak Yunan Ordusu’na katılmak için Yunanistan’a gönderilmeyi talep etti. İngiliz yönetimi bu coşkuyu yönlendirerek şu sloganla çağrı yaptı: “İngiliz Ordusu’na katılarak Yunanistan ve Özgürlük için savaşıyorsunuz.”

Sayılar ve Katılım
- Kıbrıs Alayı’nda savaş sonuna kadar yaklaşık 30.000 gönüllü görev yaptı (25.000’i adadan, 5.000’i Mısır’daki Kıbrıslılardan).
- İngiltere’de yaşayan yaklaşık 7.000 Kıbrıslı zorunlu askerlik kapsamında İngiliz Ordusu’na alındı.
- Toplamda yaklaşık 37.000 Kıbrıslı savaşta görev yaptı — bu sayı dönemin ada nüfusunun yaklaşık onda birine karşılık geliyordu.
Palmer Döneminin Gevşemesi, Kıbrıs Komünist Partisi ve AKEL
Resmî olarak diktatörlük uygulamaları kaldırılmadı; ancak savaş koşulları içinde fiilen etkisini yitirdi ve Palmerokrasi dönemi Ekim 1940’ta sona erdi. Kıbrıs’ta bugün halen siyasal faaliyetlerini sürdüren AKEL, o dönemde Palmerokrasi döneminin sona ermesinden sonra kurulmuştu.
İkinci Dünya Savaşı başladığında, Kıbrıs Komünist Partisi-KKP illegalite koşullarında faaliyet gösteriyordu. Kıbrıs’ta Palmer döneminin diktatörce önlemleri gevşemesiyle oluşan koşullarda yasal faaliyet için koşulların oluştuğu değerlendirmesini yapan KKP, yeni bir parti kurma kararı alır.
14 Nisan 1941 tarihinde Skarinu’da yapılan toplantıda Emekçi Halkın İlerici Partisi’nin (AKEL) kuruluş kararı alındı. Toplantı sonrası yapılan açıklamada, yeni parti “Demokratik, anti-faşist ve Hitler karşıtı” olarak nitelendirildi. Üç yıllık bir süre KKP illegal ve AKEL legal koşullarda paralel bir şekilde faaliyet sürdürdüler. 1944 yılında çalışanların iki partisinin varlığına gerek olmadığı kararı alındı ve KKP ile AKEL birleştiler.

AKEL’in Çağrısı ve Ortak Mücadele
1943’te AKEL’in faşizme karşı mücadele çağrısı İkinci Dünya Savaşı’nda yer alan Kıbrıs Alayı’na katılım yönünde yeni bir gönüllü dalgası yarattı. Rum, Türk, Ermeni, Maronit ve Latin tüm Kıbrıslılar aynı birlik içinde görev yaptı.
AKEL, 16 Haziran 1943’te aldığı kararda partinin kadroları ile üyelerini “Hitler faşizmine karşı savaşmak ve bu savaş aracılığı boyunduruk altındaki ülkelerin Hitler tiranlığından kurtuluş mücadelesini güçlendirmek ve Ada’nın ulusal, siyasi ve sosyal geleceğini güvence altına almak için” gönüllü olarak orduya katılmaya çağırdı.
16 Haziran çağrısının ardından 17 M.K. üyesinden onbiri ve yaklaşık 800 parti üyesi orduya katıldılar. AKEL yanlıları Avrupa’da ve Orta-Doğu’da çeşitli cephelerde savaştılar.
Kıbrıs’ta kaydolan gönüllüler adada temel eğitim aldıktan sonra cephelere gönderiliyordu. Savaşın ardından Kıbrıs Alayı mensupları örgütlenmeye teşebbüs etti; bu durum, özellikle siyasallaşmış sol eğilimli eski askerlerin varlığından endişe duyan İngiliz yönetiminde büyük tepki yarattı.

Savaş sonrası sömürgecilerin, sömürge savaşlarında kullanmak amacıyla, Kıbrıslı gönüllüleri terhis etmeyi reddetmeleri yeni bir mücadeleyi getirdi ve bu mücadelenin öncülüğünü de yine AKEL’liler yaptı. Bu mücadelede yüzlerce AKEL’li Kıbrıs ve Mısır’da toplama kamplarına kapatılırken AKEL’li Takis Kitreotis bu mücadelede yaşamını yitirdi. Sonuçta ise Britanyalı sömürgeciler Kıbrıslı askerleri terhis etmek zorunda kaldılar.

Kıbrıs Alayı; Cepheler ve Kayıplar
Kıbrıs Alayı bir piyade taburu, bir istihkâm taburu, katırcı birlikleri ve nakliye-hizmet birimlerinden oluşuyordu.
Görev yaptıkları başlıca cepheler:
- Fransa (Dunkerque tahliyesi, 1940)
- Batı Çölü, Eritre
- El Alameyn, Tobruk
- Yunanistan
- Monte Cassino (1944)
- Orta Doğu
İki Kıbrıslı Türk, Cemal Nafi ve Osman Şükrü
Bu cephelerde savaşan Kıbrıslıların adı Yunanistan’daki Gorgopotamos köprüsünün 25 Kasım 1942’de havaya uçurulması olayında da geçer. Köprünün havaya uçurulması operasyona katılanlar arasında Baf’ın Arhimandrita köyünden iki Kıbrıslı Türk, Cemal Nafi ve Osman Şükrü de bulunuyordu.
Savaş boyunca yaklaşık 2.500 Kıbrıslı esir düştü; bunların yaklaşık 35’i toplama kamplarında hayatını kaybetti. Savaşta ölenler yüzlerle ifade edildi ve 12 ülkedeki 47 mezarlığa defnedildi.
Kıbrıslı Katırcılar
Kıbrıs Alayı’nın en bilinen unsuru katırcı birlikleriydi. Araçların ulaşamadığı dağlık ve sarp bölgelerde mühimmat ve erzak taşıyan bu birlikler, özellikle Keren kuşatmasında ve Monte Cassino Muharebesi’nde belirleyici rol oynadı. Yoğun ateş altında görev yaptılar.
Kadınların Katılımı
Yaklaşık 200 Kıbrıslı kadın Kadın Yardımcı Kara Hizmetleri (Auxiliary Territorial Service-A.T.S.) bünyesinde, 25’i Kadın Yardımcı Hava Kuvvetleri (Women’s Auxiliary Air Force’ta-W.A.A.F.). bünyesinde görev yaptı. Bazı Kıbrıslı kadınlar Yunan Ordusu’nda ve Yunan direniş hareketlerinde de yer aldı.
Ayrıca yaklaşık 3.000 Kıbrıslı, Haziran 1940’ta kurulan Kıbrıs Gönüllü Gücü’nde görev alarak olası bir Alman saldırısına karşı adanın savunmasına katkı sundu.
Savaş Sonrası: Ortak Mücadeleden Siyasal Ayrışmaya
Savaş boyunca faşizm ve Nazizme karşı omuz omuza savaşan Kıbrıslılar, savaş sonrasında ortak bir siyasal gelecek üzerinde uzlaşamadı.
Savaş sonrası dönemde Britanya yönetimi özerklik ve kademeli bağımsızlık önerdi. Kıbrıslı Rumlar özgürlüğün yolunu Yunanistan’la birleşmede, Enosis’te görürken, Kıbrıslı Türkler ya Britanya egemenliğinin sürmesini ya da Türkiye’ye Taksim’i savundu.
Savaş, Kıbrıslıların kolektif hafızasında hem ortak bir mücadele deneyimi hem de derin bir hayal kırıklığı bıraktı. Palmerokrasi’nin baskı yıllarından, savaşın geçici uzlaşma atmosferine ve ardından gelen siyasal bölünmeye uzanan bu dönem, Kıbrıs’ın modern tarihinin kırılma noktalarından biri oldu.



