8 Ocak 1871 günü, Torino’daki Kraliyet Bilimler Akademisi’nde bir keşif haberi duyurulur. Luigi Palma di Cesnola’nın Kıbrıs’ın Golgoi – Athienou bölgesindeki kazı faaliyetlerinden elde ettiği ve aralarında Afrodit Tapınağı’nın da bulunduğu “önemli buluntular” resmi bir törenle paylaşılır. Lahitler, kabartmalar, nekropol buluntuları… “Bilimsel başarı” olarak duyurulan bu keşif, adanın hafızasında ise bambaşka bir anlam ifade eder.
Kıbrıs’ın arkeolojik mirasında geri dönülmez tahribatlar bırakan Luigi Palma di Cesnola, yalnızca antik eser kaçakçılığıyla değil; adanın kültürel mirasını kökünden söken, hafızasını sömürgeleştiren ve tarihsel sürekliliğini parçalayarak “taşınabilir hazinelere” indirgeyen bir figür olarak hatırlanıyor.
Osmanlı yönetiminin son dönemine denk gelen yaklaşık on yıllık süreçte, 1865’in sonlarından 1877’ye kadar, ABD’nin Larnaka konsolosu olarak görev yapan Cesnola, Kıbrıs’ın birçok arkeolojik alanını sistematik biçimde talan etti. Bugün New York Metropolitan Müzesi’nin temel koleksiyonlarından biri hâlâ bu yağmanın izlerini taşıyor.
Bu derleme, yalnızca bir kişi biyografisi değil; bir hafıza kaybının hikâyesidir.
Kolonyal Bir Figürün Kökeni
İtalya’da doğan ve Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Cesnola, iç savaş yıllarında orduya katılarak albay rütbesine kadar yükselir ve daha sonra kendisini “general” olarak anmaya başlar. Savaş sonrası diplomatik görevlere atanmasının ardından Larnaka’ya yerleşir ve Kıbrıs’ta “arkeoloji” adı altında giriştiği geniş ölçekli yağma bu şekilde başlar.
Talan: Kıbrıs’ta Nekropollerin ve Şehirlerin Soyulması
O yıllarda Larnaka’daki bazı Avrupalı konsoloslar da Cesnola gibi Kıbrıs’taki tarihi eserleri topluyordu. Köylülerin yoksulluğu, eserlerin gerçek değerine dair bilgisizlik, Osmanlı makamlarının rüşvete açıklığı ve denetimsiz arkeolojik alanlar, bu talanı mümkün kılan zemin oldu.
Cesnola kısa sürede bu pratiği büyüttü. Yoksul Kıbrıslı köylülerden tarlalarında çalışırken buldukları tarihi eserleri çok düşük ücretlere satın alarak işe koyulan Cesnola, ardından kendi kazı ağını kurdu. Yüzlerce köylüyü ücretli kazıcı olarak çalıştırarak nekropolleri ve antik kentleri sistematik biçimde boşalttı.
İlk üç yılda 1.600’den fazla benzersiz eserin toplandığı ve daha sonraki yıllarda bu sayının katlanarak arttığı tahmin edilmektedir.
Bu süreçte yalnızca tarihi eserler kaçırılmadı; kazılan alanlar, bağlamlarından koparılan mezarlar, yok edilen katmanlar, geri döndürülemez biçimde tahrip edildi. Bugün Kıbrıs’ın dört bir yanındaki boşaltılmış mezarlar, bu yıkımın sessiz tanıklarıdır.
New York’a Taşınan Bir Ada Hafızası
Cesnola, koleksiyonunun bir bölümünü özel kişi ve kurumlara sattı; en büyük kısmını ise New York’a götürdü. Koleksiyon, antik Kıbrıs sanatının hemen tüm alanlarını içeriyordu:
- Seramik
- Heykel
- Kuyumculuk
- Gümüş işçiliği
- Figürin ve terrakotta
- Mühür ve yazıtlar
- Sikke ve madalya gibi eserler
Toplam 35.573 eser dönemin yüksek bir meblağı olan 100.000 dolar karşılığında New York Metropolitan Müzesi tarafından satın alındı.
Daha da çarpıcı olan Cesnola’nın, bu koleksiyon sayesinde müzenin ilk direktörü yapılması oldu.
Bugün de koleksiyon, müzenin koleksiyonunun ana çekirdeğini oluşturuyor ve Kıbrıs’ın kültürel miras belleği, başka bir coğrafyada kolonyalist bir anlayışın örneğini teşkil ediyor.
“En Önemli Keşif”: Golgoi Lahdi
Cesnola’nın en çok bilinen keşfi, 8 Ocak 1871’de Torino Kraliyet Bilimler Akademisi’nde duyurulan Golgoi’deki dört yüzünde kabartmalar ve kapağın köşelerinde oturan aslan figürleri olan “kraliyet lahdi”dir.
Golgoi: Athienou Ovasında Yarım Kalan Bir Kentin Hafızası
Torino’da 8 Ocak 1871’de duyurulan keşiflerin bir bölümü, bugün Golgoi diye andığımız bölgeden geliyordu. Genel kabul gören görüşe göre bu antik yerleşim, Athienou çevresinde, Yorkoi adıyla bilinen alanda yer alıyordu. 19. yüzyılda Athanasios Sakellarios burada bazı mimari kalıntılar tespit etmişti; ancak aradığı şey, geleneğin işaret ettiği, Afrodit Golgia Tapınağı değildi. Tapınak görünür değildi; yalnızca izleri vardı. Ve belki de tam bu nedenle, Golgoi bugün daha çok bulunanlardan değil, bulunamayanlardan hatırlanıyor.

1867–1870 arasında Cesnola’nın bölgede yürüttüğü kazılar, o güne dek açılmamış mezarları ortaya çıkardı; fakat bu keşifler adanın dışına taşınırken, mekânın tarihsel bağlamı kesintiye uğradı. Geride boşaltılmış mezarlar kaldı. Yıllar sonra, 1969–1972 arasında Selanik Üniversitesi’nin yürüttüğü sistemli kazılar 1974’te savaşla yarıda kalsa da başka bir tabloyu açığa çıkardı: Bölge MÖ 16. yüzyıldan Erken Hristiyanlığa kadar kesintili de olsa yaşamış bir yerleşimdi. Kent surlarının, Kıbrıs’ın Ptolemaios egemenliğine girdiği dönemde yıkıldığı anlaşıldı.
Kentin adı ve kökenine dair aktarılan gelenekler de bu çok katmanlı hafızayı yansıtmaktadır. Bir anlatıya göre yerleşim Peloponnesos’tan gelen Sikyona kolonistleriyle ilişkilendirilirken,; bir başkasında isim Afrodit ile Adonis’in oğlu Golgus’a ilişkilendirilir. Antik yazarlarda görülen farklı ad biçimleri de, bugünkü Yorkoi yer adında da izlerini taşımaktadır.
Golgoi’ın belleğinde en güçlü nokta ise Afrodit kültüdür. Pausanias, tanrıçanın Palea Paphos’tan (Eski Baf) önce burada onurlandırıldığını yazmakta ve. Dali, Akhna ve bölge çevresinde bulunan adak yazıtları Afrodit’in “Golgian” sıfatıyla anıldığını göstermektedir.. Tapınağın kendisi henüz ortaya çıkarılmamış olsa da, kazılarda bulunan çok sayıdaki adak eşyası ve bölgede tespit edilen yoğun bakır işleme izleri, kutsal alan ile üretim faaliyetinin aynı mekânda iç içe geçtiğini düşündürmektedir.. Bu da Golgoi’ı, yalnızca bir ibadet mekânı değil; aynı zamanda bir üretim ve dolaşım alanı olarak düşünülmesine imkan sağlamaktdır. Kazıların gösterdiği olgu ova içinde yaşayan bir topluluğun, tarım, zanaat, inanç ve gündelik yaşam arasında kurduğu kırılgan bir sürekliliğin mekânı olmasıdır.
Bellekte Kalan
Bugün Golgoi’ya dair bildiklerimiz, yalnızca çalınan ve sergilenen nesnelerden değil; tamamlanamayan kazılardan, devam edemeyen araştırmalardan, yarım kalmış bir mekânın hafızasından oluşur.
Golgoi ve Cesnola’nın hikâyesi yalnızca bir yağma öyküsü değil; Kıbrıs’ın kültürel hafızasının sökülüp, adadan koparılarak başka ülkelere taşınmasıdır. Geriye kalan ise boş mezarlar, tahrip edilmiş alanlar, bağlamından koparılmış tarihi eserler ve eksilmiş bir kültürel mirastır. Bugün bu mirası hatırlamak, yalnızca geçmişi bilmek için değil; mülkiyet, etik, hafıza ve adalet üzerine yeniden düşünmek içindir.
Hazırlayan: Nuri Sılay

















