kes dilimi kuşlara
her bir kanada dilimle bakışlarımı
uçup duran gök
dursun elimin ayasında
dursun ay
dursun güneş
dursun gece
yüzümün yarısında
yaralı bakışlarımı bırak zamanın kollarına
sarma sarılma
bilmediğim sokakları yak
yık girmediğim evleri
yok et beni avuçlarında
kör bir ebe dolaşır gündüzün yalnızlığında
çocukların ayaklarını paslı bir çivi kanatır
uçurumdur şimdi ağzın kenarında duran söz
kes dilimi bırak kuşlara
eski bir şarkı al kenarından zamanın
çal sağır kulaklara
duyulana kadar aç sesini
vur kır yok et duyulmayan ne varsa
şimdi sözü bitmiş ağız
kurumuş dilini açsa da suya
elinde bir bıçak bekler masat
kes dilimi bırak kuşlara
Aralığın 28’inde yazılmak istedi bu şiirimsi. Bir anda, beklemeden, düzeltilmeden, düşünmeden. Çalışmadan ve tekrar okunmadan. Hiçbir düzelti yapmadan. Gerek duyulmadan, nasılsa öyle.
Tek kötü yanım, yazılara çalışamamak. Fakat hatırlarım da İran’da idam edilen bir kız çocuğu için yazdığım “ağlayan gelin” adlı sembolik öykümde çalışmıştım. Çiçek dili ile yazdığım o öyküde her bir çiçeğe itina ile çalışmıştım fakat o da bir anda kendini yazdırmıştı hiç düşünmeden ve sonu beni de şok etmişti. Öyle bir şoktu ki yaşanan çünkü tam da kızın idam edildiği gün son noktayı koymuşum öyküye; işte o an kalem elimden düştü takvime bakıp zamanı not düşerken sayfa sonuna. Bunu mu beklemiş bu öykü demiştim ve yine bir perşembeydi. Gariptir ki yazdığım birçok öykü Perşembe gününe denk gelir. Perşembe aşktır demişliğim de bundandır, çünkü aşkı tek yönlü sınıflamam. Tutkunuz neredeyse aşkınız da oradadır. Perşembe mi evet Perşembe benim için aşktır. Belki de sırf içinde taşıdığı e’lerden. Şiirle öyküyle gelişinden.
Dilimi kesip kuşlara bırakalı çok oldu. Martılara özellikle. Hayatımda ilk kez martı gördüğümde çok şaşırmıştım. Sanki de bir iple gökten sarkıtılmış gibiydiler. Seslerini önceden de sevmeme rağmen o gün o vapurda onlara da vurulmuş olduğum doğrudur. Bir şey ister misin diyenlere “martı sesi” deyişim bundandır ve sağ olsunlar genelde martı sesi, martı videoları gönderirler, sevenler. Oysa hemen diğer yarımızda da bolca martımız varmış. Onları da gördüğüm anda vurulmuştum. İnsan vurulunca bir şeye anda kalır saniyelerce. İzler gülümser içten tapar ve devam eder hayatına. Fakat kendine artılar ekleyerek; artı güzellikler.
Biz daha fazla güzelliği diledik hep, iyiliğin taht sahibi olmasını, insanın özde kalmasını ve bu yüzden de bir şeyler düşündük, düşünmekle kalmadık bu yıl eyleme dökmeye karar verdik.
Çünkü evsiz ve yersiz hisseden herkes sığınacak bir ev arar kendine ve dedik ki bir edebiyat evimiz olsun. Hafıza Edebiyat Evi dedik adına da.
“Hafızamızda yerli şairlerimiz olsun” düşüncesi ile onları gerektiğinde anmak yaşamak hissetmek ve gerektiğinde de değerlerini bildiğimizi hissettirmek, onlarla buluşmak, sohbet etmek, dinlemek, dinletmek amacı ile hafıza demek istedik adına da. Şiir okuyarak, şiiri hissederek devam edeceğimiz bir patika yol açtık kendimize şu ağır yaşamda ve heybemize kıymetli şairlerimizi de alarak izimizi bulan olsun diye kırıntılarını amatörce bırakmaya karar verdik.
“Amatörce çırak paylaşımları” yapacağımız bu oluşumda amacımız nefes almak olacak. Edebiyata sevdalı birkaç yoldaş olarak şiiri yolumuz bildiğimizden beri, ustaların ışığında ilerlemeye çalıştık da hep; bizim o ustaların saf ışığına daha çok ihtiyacımız var şimdi demek çünkü insanın değerini en çok da hayattayken vermek gerek!



