Önce bir trajedi, sonra bir oyun, ardından bir roman, romandan film, filmden sonrası gözyaşı.
“Olmak ya da olmamak” mı; “yaşamak ya da ölmek” mi hangisini kullanmak duyguyu daha güçlü ifade eder diye düşünmektense; yüzlerdeki ifadelere gitmek, ormandaki sihre kapılmak, kurulan sahnenin içine dalmak, seyircilere odaklanmak, oyuncuların ellerinden tutmak daha doğru bir tercih olabilir.
Çevirinin nasıl yapıldığından çok ne yapıldığı göze batıyor özetle.
Film, susan bir film. Konuşmalar arasında, duygular arasında susmalar var. Yutkunmalar var. Susmalar olduğu için sessizlik olduğu için duyguların haykırışı rahatça duyuluyor ve sizin duyguyu yaşamanıza izin veriyor. “Burada susuyorum” derken sahne, siz büyüye kapılıp gidiyorsunuz fark etmeden. Acının da büyüsü olduğunu öğreniyorsunuz kimi zaman, kimi zaman sihrin sizi ele geçirmesine izin verip tamamen izlediğiniz şeye odaklanıyorsunuz.
Aklınızda bir fikir ve düşünce yoktur artık. Bu yüzden örnekler veremem. Bir film, bir oyun, genel olarak sanat size bunu yapar. Sadece o ve siz varsınız hatta sadece o vardır. Oyunsa oyun, filmse film, şiirse şiir.
Bir film, bir hayata ne kadar eşitlenebilir, bir hayat bir filme ne kadar sığabilir, bir şiire saklasak bir çocuğu ya da herhangi bir esere; hangisinde karşılığı tam olabilir?
Söz bittiğinde ne başlar? Ve söz nasıl biter, neden biter… Sözün bittiği yerde uzatılan eller…
Bir noktadan sonra gözyaşlarınızı durduramayabilirsiniz, orda öyle bir şey vardır ki, göz pınarlarınız kurusun ve akmasın istersiniz…
Ardından bir iki yerde daha keskin duygular söz konusudur, kanatacak kadar keskin olanlardan.
Ve son! Son mu? Filmin sonunun kendisi bir sihir. Öyle bir sihir ki ağlamak yerine bir kişi bile gülüyorsa hedefe ulaşılmış demektir.
Tiyatronun böyle bir gücü hep vardır. Sahne büyünün merkezidir. Seyircisi olurken dahi oyuncusu olursunuz oyunun, oyuncuya elinizi uzatırken çünkü oyuncu çoktan yüreğinize dokunmuştur.
Ağlayacağınızı bilseniz izlemeyi tercih etmeyebilirsiniz, fakat çizgi filmlere bile ağlayan bir insansanız; konu değil diğer şeylerdir yaşlarınızı akıtan.
Bir şeylere güzelleme yapmak değil de, acıyı güzelleştirmek değil de, bir teselli bulmak bir şekilde. Acıyla yüzleşip devam edebilmek için arayışta olmak, söylemeye çalışmak; belki acıyı, belki hayatı… olmak ya da olmamak arasında bir tercihte bulunmak ya da…
Doğaya dönme düşüncesinin tatlı gelme sebebi; çaresizlik ve acıdan delirmemek olabilir belki de kimi zaman.
Tıpkı filmin ağaç dibinde bir cenin misali başlaması gibi… Doğayı kabul edip ona saygı duyarsak, bağımızı onunla koparmazsak, bir şahin kadar keskin görebiliriz belki dünyayı, hayatı, kendimizi, acılarımızı ve daha bir sürü duyguyu, düşünceyi…
Film, tiyatro, şiir, öykü, roman, heykel, resim, fotoğraf; ne olursa olsun size dokunup bir şey verebiliyorsa; verdiği şey sizi çoğaltıyorsa önemli olan sadece budur. Siz yeter ki “kalbinizi açık tutun!”



