AktüelÖzel HaberPolitikaGeçimsiz ilişki: AKP ile Kıbrıslı Türkler arasındaki krizler

Gazeddakıbrıs olarak hem bellek tazeleme hem de hatırlamanın da bir direniş biçimi olduğundan yola çıkarak özellikle son 10 yıllık süreçte yaşanan Türkiye'nin müdahaleleri kaynaklı krizleri derledik.
Gazedda Kıbrıs Gazedda KıbrısŞubat 13, 2020
Şiddete Karşı Yan Yana - LTB

2004 sürecinin ardından Kıbrıslıtürkler ile Türkiye hükümeti arasında gittikçe artan bir gerilim oluşmaya başladı. AKP’nin ilk yıllarındaki ‘demokratikleşme’ süreçlerinden uzaklaşarak gerginlik, çatışma ve yok etme üzerine bir siyaset güzergahı izelemesinin sonuçları, Kıbrıs’ın kuzeyinde de etkisini gösterdi ve göstermeye devam etmekte. 

Özellikle 2010’lu yıllardan itibaren etkisini arttıran AKP’nin hem sosyal, hem kültürel hem de ekonomik dayatma ve politikaların sonucunda Kıbrıs’ın kuzeyinde AKP’ye yönelik ciddi bir huzursuzluk oluştu.

Bu huzursuzluk aynı zamanda Kıbrıs’ın kuzeyindeki yapının sadece AKP ile ilişkiler anlamında değil, kurumsal olarak da bir tahakküm ilişkisi olduğunu açığa çıkartmakta.

Gazeddakıbrıs olarak hem bellek tazeleme hem de hatırlamanın da bir direniş biçimi olduğundan yola çıkarak özellikle son 10 yıllık süreçte yaşanan Türkiye’nin müdahaleleri kaynaklı krizleri derledik. (Eksiklerimiz varsa bizlere ulaşıp bildirebilirsiniz)

***


2010, “Maaşın kaç?”: Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, kktc Başbakanı İrsen Küçük’e basın ortak düzenlediklerin basın toplantısı sırasında “Senin maaşın kaç?” diye sordu. İrsen Küçük ise, “Yedi buçuk, sekiz efendim” cevabını verdi. Bu diyalog Kıbrıs’ın kuzeyine ortamın gerilmesine neden oldu.


2010, protestolar: Kıbrıs İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Cemil Çiçek, Ercan Havaalanında sendikalar tarafından protesto edildi. Sendikalar, “‘Cemil Çiçek senin maaşın ne kadar’, ‘Bu memleket bizim’, ‘Ülkemiz satılık değil’” pankartları astı. Tepkiler üzerine Çiçek, “Güney’dekilere benziyorlar” demişti.


2011, Besleme krizi: 28 Ocak 2011 yılında ekonomik paketlere ve gerici politikalara karşı düzenlenen toplumsal varoluş mitinginde “Ankara Elini Yakamızdan” çek pankartının ardından Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın ‘besleme’ çıkışı, krize neden oldu. Erdoğan eylemlerle ilgili şu açıklamalarda bulunmuştu: “Kuzey Kıbrıs’ta son günlerde provokatif eylemler var. Güney’le beraber yapıyorlar. Bize ‘defol’ diyorlar. Türkiye’ye karşı böyle bir eyleme hakları yoktur. Benim müsteşarımın aldığı 5 milyar küsur… Beyefendi 10 bin lira alıyor bir de bu eylemi yapıyor utanmadan. ‘Türkiye buradan çek git’ diyor. Sen kimsin be adam… Şehidim var gazim var, stratejik olarak ilgiliyim. Kıbrıs’ta Yunanistan’ın ne işi varsa Türkiye’nin Kıbrıs’ta stratejik olarak o işi var. Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardır. Destekliyoruz, karşılığının olması gerekmiyor mu?”


2011, Halil İbrahim Akça krizi: Dönemin yardım heyeti başkanı Halil İbrahim Akça’nın TC Elçisi olarak atanması yeni bir krize neden oldu. Akça, yardım heyeti başkanı iken, dönemin KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu’yu ziyareti sırasında ‘Kıbrıs Türkü’nün cezalandırılması gerekir” ifadelerini kullanmıştı. Derviş Eroğlu ise Türkiye’ye gönderdiği bir mektup ile Halil İbrahim Akça’nın TC Elçisi olmamasını istemiş, fakat ardından AKP Akça’yı TC Elçisi olarak atamıştı. Akça’nın TC Elçisi olarak atanmasına başta sendikalar olmak üzere geniş kesimlerden tepki gelmişti.


2011, Polis şiddeti: Temmuz ayında Türkiye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Kıbrıs’a geldi. Örgütler, eski KTHY binası önünde protesto gösterisi düzenledi. Barışçıl ve şiddet içermeyen protestoya polis müdahalesi sert oldu. Bazı polisler eylemcilere doğrudan şiddet uygulayarak darp etti. 


2013, Alo Beşir krizi: Hükümet seçimlerinin ardından CTP ile DP koalisyon görüşmelerini tamamlamak üzere iken, AKP’nin Kıbrıs işlerinden sorumlu bakanı Beşir Atalay, CTP Genel Başkanı Özkan Yorgancıoğlu’nu telefon ile arayarak, hükümetin DP ile değil UBP ile kurması yönünde telkinde bulunur. Konuşma CTP’nin, DP ile hükümeti onaylayacağı Parti Meclis’i toplantısı sırasında gerçekleşir. Konuşma kısa sürede kamuoyunun gündemine gelir ve bir krize dönüşür. Beşir Atalay’ın telefonu Kıbrıslı Türkler’in iradesine doğrudan bir müdahale olarak değerlendirildi ve tepkiler kondu.


2013, Hala Sultan Koleji: Hala Sultan İlahiyat Koleji, açıldığı tarih olan 2013 yılından beridir çeşitli gerginliklere neden oldu. Veliler ile sendikalar zaman zaman gerilediler. İlahiyat kolejinde verilen eğitimin dinci ve gerici bir eğitim olduğu iddiası her zaman gündemde gerilim nedeni olarak varlığını korudu. İlahiyat Koleji’nin ve kuran kurslarının yaygınlaşması hala AKP’nin gerici politikalarının bir yansıması olarak değerlendirilmekte.

 


2015, Yavru vatan değiliz krizi: Recep Tayyip Erdoğan “Türkiye’yle ana vatan-yavru vatan ilişkisi bitmeli” diyen Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı için “Ağzından çıkanı kulağı duymalı” dedi.

Mustafa Akıncı, Cumhurbaşkanı seçildikten sonra “Artık yavru vatan değiliz, Türkiye ile kardeşiz” sözleri Erdoğan’ın öfkesini bir kez daha Kıbrıslı Türklere yöneletmesine neden oldu. Akıncı’nın açıklamalarına cevap veren Erdoğan şu ifadeleri kullandı: “Bu ifadeler bir sıcaklığın gereğidir. Sayın Akıncı şu anda KKTC halkı tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanıdır. Burada iki kardeş ülkeyiz dediğiniz zaman ortaya çok farklı tablolar çıkar. Sayın cumhurbaşkanının ağzından çıkanı kulağının duyması gerekir. Türkiye, KKTC’yi neden sahipleniyor bunu bir esbab-ı mucibesi var. Kardeş olarak çalışmanın bile bir şartı vardır. Bu ülke Kuzey Kıbrıs’a bedel ödemiştir. Biz şehitler vermişiz. Bedel ödemeye devam ediyoruz. Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası alanda kavgasını veren kim? Acaba Sayın Akıncı tek başına bu kavgayı verebileceğini mi zannediyor? Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a bakışı yavru vatandır ve bundan sonra da böyle bakmaya devam edecektir. Kendi görüşü böyledir. Daha sonra bunlardan sarf-ı nazar edebilirler. O zaman da yazık olur” 


2015, Su krizi: Türkiye’den borularla Kıbrıs’a su getirilmesi krizle başladı krizle sona erdi. Türkiye’ye daha fazla bağımlılık getireceği, ekolojik dengeyi bozacağı gerekçeleriyle toplumsal muhalefet tarafından borularla su getirilmesine karşı çıkıldı. Süreç içerisinde siyasi partilerin de katılımıyla bir platform oluşturuldu. Bazı belediyeler karşı çıktı. Türkiye ile gerginlik yaşandı. CTP’nin de ortağı olduğu hükümet, su anlaşmasını imzaladı. Su getirilmesini imzalayan CTP’li bazı milletvekili ve partililer, daha sonra savundukları argümanlardan vazgeçerek, suyun getirilmesinin kötü olduğunu dillendirmeye başladılar.


2016, Reddediyoruz ve Koordinasyon Ofisi krizi: Ülke gençliğinin geleceğini tehdit eden, Türkiye’den Gençlik ve Spor Bakanlığı Yurtdışı Koordinasyon Ofisi’nin KKTC’de kurulması anlaşmasına yönelik bir muhalafet süreci başladı. Başını gençliğin çektiği Reddediyoruz Platformu arka arkaya büyük yürüyüşler düzenledi. Süreç sonunda söz konusu yasa ve Türkiye tarafından açılması planlanan Koordinasyon Ofisi Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. 


2017, KKTC, Türkiye’nin denizaşırı bir vilayetidir krizi: Türkiye Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut, TRT Haber kanalında yayınlanan ‘Derin Analiz’ programında KKTC’ye yönelik söylemlerde bulundu. Bulut, “KKTC Türkiye’nin denizaşırı bir vilayetidir. Bir plakası olur, bir valisi olur. Orada bir Cumhurbaşkanı, orada bir Başbakan, orada bir Meclis var ve bunun masraflarını Türkiye ödüyor sonuçta” demişti.

TC Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Yiğit Bulut’un ‘KKTC, Türkiye’nin denizaşırı bir vilayetidir’ sözlerine Cumhurbaşkanlığı’ndan yanıt gelmişti. Bulut’un sözlerini ‘kabul edilemez’ olduğunu belirten Burcu, açıklamayı ‘köhnemiş ve geçersiz bir kavram’ olarak nitelendirmişti.

Barış Burcu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Bulut’un “KKTC Türkiye’nin denizaşırı bir vilayetidir. Bir plakası olur, bir valisi olur. Orada bir Cumhurbaşkanı, orada bir Başbakan, orada bir Meclis var ve bunun masraflarını Türkiye ödüyor sonuçta” ifadesine sert ifadelerle tepki göstermişti.

Bulut’un, sözlerinin ‘kabul edilemez’ olduğunu belirten Burcu, “Deniz aşırı vilayet” tanımı için, “Çağdaş Türkiye’nin misak-ı milli anlayışında yeri olmayan, Osmanlı tarihinin derinliklerinde kalmış, köhnemiş ve geçersiz bir kavramdır” yanıtı vermişti.


2018, 22 Ocak olayları: Ocak ayında Afrika gazetesinin Türkiye’nin Afrin operasyonuna yönelik attığı “İkinci İşgal Harekatı” başlığını Recep Tayyip Erdoğan hedef gösterdi. Kıbrıs’ın kuzeyindeki AKP örgütlenmeleri önce Afrika gazetesine saldırarak, binaya ağır hasar verdi, ardından ise Meclis’in damına çıkarak, Türkiye ve İyi Parti bayrağı salladı. Olayların ardından tepki dalgası geldi, sendika ve örgütler büyük bir gece yürüyüşü organize etti. Binlerce kişi faşizme ve AKP tahakkümüne karşı yağmurlu havada yürüdü.

Olayların ardından binlerce kişi “Barış ve Demokrasi Yürüyüşü”nde buluştu.

 2019, Eğitim Protokolü krizi: CTP-TDP-HP-DP hükümeti döneminde, AKP tarafından, TC ile KKTC Eğitim Bakanlıkları arasında imzalanması dayatılan ve İlahiyat Koleji’nin koordinasyonunu tamamen Türkiye’ye bırakan anlaşma krize neden oldu. Anlaşmayı imzalamayan TDP ile Türkiye yetkilileri görüşmedi, randevular iptal edili. KKTC Eğitim Bakanlığı’nın görüşmek için yaptığı tüm girişimlerde, söz konusu protokol imzalanması koşul olarak ortaya atıldı. 


2019Barış krizi: Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde başlattığı savaşa tüm partililer ve hükümet destek verirken, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, barış vurgusu yaptığı bir açıklama yaptı ve “Barış Pınarı deniyor ama akan su değil kandır” dedi. Bunun ardından özellikle Türkiye’den ve AKP’nin Kıbrıs’ın kuzeyindeki tetikçilerinden başlayarak büyük bir linç dalgası yükseldi. Erdoğan, Akıncı’ya “Haddini bil, o makamda bizim sayemizde oturuyorsun” dedi. Gelen tepki ve linç girişimleri kadar Akıncı’ya destek ve dayanışma dalgası da gelişti. Akıncı, şahsı ve ailesine yönelik yapılan ölüm tehdidi ve aşağılamalarla ilgili hukuki süreç başlattı. 


2020 İlhak krizi: 2020 Nisan ayında gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde The Guardian Gazetesi’ne röportaj veren Mustafa Akıncı’nın açıklaması ardından Türkiye ile Kıbrıslıtürkler arasında ilhak krizi baş gösterdi. Akıncı’nın ” Kıbrıslıtürkler ne Kıbrıslırumların azınlığı, ne de Türkiye’nin alt yönetimi olmayı istiyor. Kıbrıs’ın kuzey yarısının Türkiye’ye ilhakı ise korkunç olur” ifadelerinin ardından Türkiye’den AKP yetkilileri yanısıra tüm ana akım siyasi partilerinden yoğun tepkiler geldi. Akıncı’ya yönetilen tepkilere, Kıbrıs’ın kuzeyindeki sağ tabanlı siyasi partiler ve sivil toplum örgütlerinden de tepkiler geliyor.

Daha sonra, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın The Guardian Gazetesi’nden Luke Harding’in sorularına verdiği ve 6 Şubat 2020 tarihinde ilgili gazetede gazetecinin kendi üslubu içinde ve kısaltılarak yayınlanan, spekülasyon ve saldırılara konu edilen İngilizce mülakatının ses kaydı ve bire bir tam Türkçe tercümesi yayınlandı. Ses kaydını dinlemek için buraya tıklayabilirsiniz.

Gazedda Kıbrıs

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

Music will never ends..

Gazeddakıbrıs yurttaş gazeteciliği anlayışı ile yayın yapan, yurttaştan yana taraf olan ve gazetecilikte meslek etiği ilkelerine inanan bir yayın organıdır.
Gazeddakıbrıs unutulanları, unutturanlara inat hatırlatandır.
Gazeddakıbrıs her koşulda barıştan yanadır.
Gazeddakıbrıs yurttaşın kendisi, O’nun sözüdür.

Gazeddakıbrıs, 2020 ↄ⃝ copyleft