Her sabah kalbimden bir sözcük eksiliyor. Bunu artık saymayı bıraktım. Çünkü saymak, kalanı kurtarmıyor.
Harfler çekildikçe cümleler de çekiliyor içimden; yerlerine adı olmayan bir boşluk yerleşiyor.
Boşluk, insanın kendisine en çok benzediği hâl belki de. Bir zamanlar her harfi birine öğrenmiştim. Kalbin atışına denk düşen, sesini yükseltmeyen bir dildi bu. Şimdi o dil çözülüyor. Harfler anlamlarını kaybediyor, cümleler kendilerini savunamıyor. Sessizlik, her şeyin üstünü örtüyor. Dünya konuşmayı bırakmış gibi; ben ise hâlâ dinliyorum.
Konuşmadım uzun zamandır. Dudaklarımın açılıp kapanmasının bir anlamı kalmadı. Sesim varsa bile bana ait değil artık. İçimde dolaşan şey bir ses değil; yankı. Bir yerlere çarpıp geri dönüyor ama bana değmiyor. İnsan sesini kaybedince, kendini de kaybediyor. Çünkü insan, biraz da çıkardığı sestir.
Bazen bir sahil akşamı düşünüyorum. Kayaların üzerinde oturup denizi izlerken, anlatabileceğimi sanıyorum her şeyi. Kimseye değil; belki sadece boşluğa. Eski hikâyeler geliyor aklıma. Kime ait olduklarını bilmediğim, ama içimde yer etmiş kırık anlatılar. Hepsi yarım. Hepsi suskun.
Bir öpücüğün adını bilmiyorum. Ama gülümsemenin hangi boşluktan sızdığını biliyorum. Şarap yalnız içildiğinde günah oluyor; çünkü tanıklık edecek kimse kalmıyor. İnsan bazı şeyleri tek başına yaşadığında, yaşanmamış sayılıyor.
Yazdıklarım bir ses değil. Bunu biliyorum. Bunlar, sesin kâğıda düşmüş gölgesi. Solgun, titrek ve eksik. Sesim olsaydı yazmazdım. Yazmak, susamamanın başka bir biçimi. Kalbimden sözcükleri çıkarırken geriye kalan boşluğa bakıyorum. Orası benim. Harflerin ruhu olduğuna inanıyorum. Ama ruhlar her zaman birleşemiyor. Bazıları geçmişin duvarlarına çarpıp dağılıyor. Cümle olamıyorlar. Yarım kalıyorlar. Yarım kalmak, insanın en çok alıştığı hâl belki de. Çünkü tamamlanmak cesaret istiyor. Oysa cümle olmak gerek. Birbirine değmek. Yanmayı göze almak. Ne çıkacağını bilmeden adım atmak. Boşlukta savrulan harfler olmaktansa, birbirine tutunmuş bir cümle olmak. Onun sesiyle doğmak.
Bellek, düzenli anılardan yapılmıyor. Bellek; dağınık, yaralı hikâyelerden kuruluyor. Ve her sabah kalbimden bir sözcük daha eksilirken şunu biliyorum:
Ses susarsa, şiir de susar, insan da.
Öperim Hırpalanmış Kalbinizden….



