• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazar, Ağustos 9, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
34 °c
Nicosia
29 ° Pts
29 ° Sal
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Köln Gibi Yürünebilir Şehirler Yaratabilir misiniz?

**Subtitle:** “Bir devletin bana göre en temel görevi vatandaşlarına yürünebilir bir şehir yaratmasıdır.”

Filiz Uzun Filiz Uzun
9 Ağustos 2026
Okuma Süresi: 13 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Köln’e turistik gezi maksadıyla gelmedim. Kızım Helin yüksek lisans eğitimi için Köln’de. Agustos ayı boyunca bir şirkette hem staj yapacak hem de part time çalışacak. Ben de  kızımla zaman geçirmek ve Kıbrıs’ın sıcaklarından  biraz kaçmak için buraya geldim. 

Köln’e daha önce de bir kez gelmiştim ama gezememiştim. Helin 9-18 saatleri arasında staj ve işte. Ben Köln’ü Helin’in yönlendirmeleri ile geziyorum. Bazen de spontane ve google mapsla. Akşam 6’dan sonra çok yorgun değilse birlikte de çıkıyoruz. Avrupa’da şehirler akşam başka bir şekle dönüşüyor. Her şehri akşam da gezmek gerek. 

Almanya’da gezebilmek  için ilk öğrenmeniz gereken şey tren kullanmak. Ben bunun için aylık tren bileti aldım. Tren kullanmak çok komplike Almanya’da ama çözdüm sanırım. İlk gün yanlış trene bindim ama Köln Dom benim referans noktam. Orayı buldum mu ev kolay. 

Almanya’da gezdiğim tüm şehirleri yazmıştım daha önce.  Almanya’nın hangi şehrine giderseniz gidin  temel şeyler aynıdır. Düzen, sistem, kurallar, temizlik, Almanların kibarlığı, trenler.  Ama en mühimi şehirlerin yürünebilir olması. Bir devletin bana göre  en temel görevi vatandaşlarına yürünebilir bir şehir yaratmasıdır. Ve bence Almanya bunu kesinlikle başaran ülkeler arasında. 

Köln de Almanya ‘nın diğer şehirleri gibi yürünerek heryere ulaşabileceğiniz bir şehir.  Bir ülke insanına verilebilecek en büyük ödül bu. Çünkü yürüyen insanlar hasta olmaz. Yürüyen insanlar depresyona girmez, yürüyen insanların beyni daha iyi çalışır. Yürüyen insanlar yaşlanmaz. 

Almanya sadece yürünebilir değil , bisikletin de en temel taşıma aracı olduğu bir ülke ayrıca. Bu konuda Hollanda ile yarışır. Yıllarca bisiklet süren biri olarak söyleyebilirim ki 80-90 yaşında bisikletiyle gezen insanları gördükçe  nasıl üzülüyorum anlatamam. Ben de yıllarca bisiklet süren biri olarak son birkaç yıldır  Kıbrıs’ta kaosa dönüşen  trafik ve son yıllarda artan trafikteki ölümler  nedeni ile bisiklet süremez oldum. Ve henüz genç denecek bir yaşta olduğum halde bel problemleri yaşamaya başladım. Yollarda degil bisiklet sürmek yürümek dahi tehlikeli artık. 

Köln’e geleli bir hafta oluyor araba kullanan çok az insan gördüm diyebilirim.  Yürüyorlar, bisiklet sürüyorlar ya da tren kullanıyorlar. Ne büyük lüks, değil mi? Köln’de bisikletlilere büyük ayrıcalık tanınıyor. Yayalardan bile daha çok. Bisikletliler icin ayrı bisiklet yolları var yaya olarak onların alanına giremiyorsunuz. Arabalardan bile süratliler. Bildigim halde birkaç kez ezilme tehlikesi atlattım. Yayaların yolları da ayrı, iki adımda geçilecek yollarda dahi ışıklar ve yaya geçidi var. Çünkü insan hayatı değerli buralarda. Ben bu satırları yazarken Kıbrıs’ta yaya geçidinden geçerken  yaşlı bir yayaya  araç çarpıyor ve hayatını kaybediyor. Ne üzücü değil mi?  Kahroluyorum. 

Geldiğim günden  beri (bir hafta oldu) sabah 9 gibi evden çıkıyorum akşam eve döndüğümde en az 20-25 bin  adım atıyorum. İnsan sağlığı için yürümemin ne kadar önemli olduğunu sanırım bilmeyen yoktur artık . Üstelik ağustos ayında ve hava sıcaklığı  33-35 derece arası seyrederken. Sıcak havalarda bile yürüyebilmek , inanılmaz. 

Köln gezdiğim diğer Almanya şehirlerine göre özellikle şehir merkezi en ağaçlı şehir diyebilirim. 35 derece sıcaklarda sabahtan akşama kadar yürüyebiliyorum. Çünkü yollar ağaçlarla  dolu. Her cadde ağaçlı, sokak aralarında bile kocaman ağaçlar var. Doğal olarak ağacın olduğu yerler serin oluyor. Şehri düzenleyen insanlar bunu yıllar öncesinden görmüş. Üstelik çok da sıcak bir ülke olmadıkları halde. İlk kez bu yıl bu kadar sıcak olmuş. Alman’lar sıcağa hasret olduklarından güneşte oturuyorlar genelde , bense serin yerleri  tercih ediyorum. Gençler, yaşlılar parklarda serilmiş güneşleniyor. 

Köln’de en ilginç bulduğum şeylerden biri arılar. Daha önce hiç bu kadar arı görmemiştim. Google amcaya sordum.  Meğer; Ağustos ayında çiçekler en yoğun dönemini yaşarmış ve Arılar nektar ve polen toplamak için çok aktif oluyormuş bu ayda. Köln’de parklar, bahçeler, Ren Nehri kıyısındaki yeşil alanlar ve çiçek tarlaları oldukça fazlaymış.  Bu da arılar için ideal bir yaşam alanı oluşturuyormuş.  Ayrıca Almanya’nın Arı dostu şehir politikaları var. Almanya genelinde biyolojik çeşitliliği korumak amacıyla birçok şehir, arılar için uygun bitkiler eker ve pestisit kullanımını sınırlar. Bu nedenle arı popülasyonları şehir içinde de sağlıklı şekilde yaşayabiliyormuş.  Sıcak günlerde arılar daha uzun süre uçuş yapar, bu yüzden normalden daha fazla görünürmüş.   İşin ilginç tarafı sokmuyorlar. Kendilerini tehdit altında hissederlerse sokuyorlarmış.  Özellikle pastaneler ya da fırınlarda çok görüyorsunuz. Kimse dokunmuyor, öldürmeye çalışmıyor. Tatlı tezgahlarının içinde bile arıları görebilirsiniz. 

Düşünebiliyor musunuz; Almanların “arı dostu şehir politikaları” var. Sanırım başka söze gerek yok. İnsanın ağlayası geliyor. Bizim ağacımız bile yok.  Biz olanı da ya kesiyor ya da yakıyoruz. Oysa benim çocukluğumda portakal bahçelerinin çokca olduğu Güzelyurt’ta da çok arı olduğunu hatırlıyorum. Çocukken dilimden arı sokmuştu hatta beni.  Şimdilerde ne portakal bahçesi kaldı ne arı. 

Köln´e geldiğim günden beri her gün işe gider gibi Helin çıkınca ben de çıkıyorum evden. Helin diyor ki; “ 6 aydır Köln ‘deyim benim gezmediğim kadar gezdin bir haftada “.  Evden çıkıp gidebileceğiniz o kadar çok alternatif var ki bir ay değil aylarca kalsam sıkılmadan gezebilirim. Her gün farklı bir parka gidiyorum.  Bu arada dısarısı evden çok daha serin. Kafelere oturuyorum. Oturmak istemedigimde bir fırından tatlı, çörek ya da brezel (Almanların simiti) alıp göl kenarına gidiyorum.  Uzaklara gitmek istemiyorsam mahallenizdeki göl kenarına ya da su fışkıran meydanlarda oturup ; kahvemi içip  kitabımı okuyorum. 

Oturduğum parklarda çocuklarıyla gelen anne- babalar, walkeri ile gelen yaşlılar, sandalyesi ile gelen engelli bireyler, yaşlılar görüyorum. Kimisi kahvesini içiyor kimisi kahvaltısını yapıyor, kimisi koşuyor, kimisi gölde yüzüyor. Sokaklar sadece yürüyebilenler için değil her bireyin özgürce, bağımsız bir şekilde gezebilecegi şekilde tasarlanmış.  

Köln’de tek bir euro harcamadan tüm gün gezip eğlenebiliyorsunuz. Ben denedim. Gerçekten mümkün. Parklar bedava, gölde yüzmek bedava, plajlar bedava. Yanına kahveni sandviçini al çık. 

Peki bunu bu sıcak günlerde Kıbrıs’ta yapmak mümkün mü? Maalesef hayır.

İsterseniz yanınıza hiçbir şey almadan da çıkıp dışarıda kahvaltınızı yapabilirsiniz. Burda her yer fırın , Almanların hamur işleri tatlıları meşhurdur. Bir fırında bir küçük sandviç ve bir kahve  yaklaşık 5 euro. İki top dondurma 4 euro. Bir bardak köln birası ve yanında bir koca tabak kızarmış patates 8 euro. Tüm gün gezip yiyip içseniz en çok harcayacağınız para 20-25 eurodur. Bana kalırsa birçok avrupa şehrinden biraz daha ucuz Köln. 

Kıbrıs’tan gelirken “Köln’ün tadını çıkart orası ile Kıbrıs’ı hiç kıyaslama “ diye kendimi tembihlesem de yapmadan geçemiyorsunuz. Agustos ayında Kıbrıs’ta  tatilde iseniz Para harcamadan kapıdan dışarı dahi çıkamıyorsunuz. ÇIkmaya kalksanIz nereye giderseniz gidin araba Şart. Araba da benzin demek. Serinlemek keyif yapmak için gideceğiniz tek yer havuz ya da deniz. 2-3 kişilik bir ailenin denize girmesi, soğuk bir şey içmesi ya da yemek yemesi dünya kadar para. Çıkmayalım evde kalalım deseniz her odada klima çalıştırmak zorundasınız. O da size elektrik faturası olarak dönüyor. 

Köln sanırım en sıcak ayını yaşıyor bu yaz. Kızım “anne sıcaklardan kaçıyorsun ama burda da hava sıcaklığı 40 dereceyi buluyor” demişti. Evet hakikaten de öyle. Özellikle evler öğle  saatlerinde sıcak olabiliyor.  Çünkü evler soğuğa karşı önlemler alınarak inşaa edilmiş. Evlerde klima yok. Yine de klimasız yaşanabiliyor. Bizde minik bir vantilatör var. Helin işte, ben de dışardayım.  Her caddede ayaklarınızı sokup serinleyeceğiniz minik  havuzlar, fışkıran fıskiyeler yapmışlar. Çokça insan buralarda oturup serinliyor. Özellikle yaşlılar, çocuklar, köpekler.  Ağaçların altında, parklarda serinliyor insanlar.  Çeşmelerden içilebilir buz gibi su akıyor. Susuz kalmıyorsunuz. Göller var,  iyi yüzebilenler nehirde bile yüzüp serinliyor. Akşamları serin, yaz ayında klimasiz ,camdan gelen serinle uyumayı özlemişim. Kesinlikle daha sağlıklı. Daha dinç uyanıyorsunuz.  Hemen hemen her akşam yağmur da yağıyor geldiğimden beri. 

Bir hafta oluyor Köln’deyim. Gündüzleri yalnız geziyorum. Helin bana hergün bir bölge adı söylüyor ben o bölgede gezilecek yerleri işaretleyip adım adım geziyorum. Kafelerde oturuyorum, parklarda yürüyorum, dondurmacılarda keyif yapıyorum.  Tarihi yerleri, müzeleri geziyorum. Her gün en az 20-25 bin adım atıyorum.  Dondurmayı hak ediyorum.  Bilmediğim bir dilde konuşan insanların  arasında, bilmedigim sokaklarda dolaşıyorum.  Bazen kayboluyorum. Zihnim tazeleniyor. Nereye baksam bir değer var. Minik bir kafeyi dahi bir değere dönüştürüyorlar. Yüzyıllar öncesinden kalan binalar, sokaklar. Nasıl korunmuş.  Gezerken sen  de kendini çok değerli hissediyorsun. Ve de özgür. 

Trafikte sıkışan arabalar hiç görmedim, tek bir korna sesi duymadım,  kavga eden insanlar görmedim, kafelerden barlardan  ya da arabalardan gelen rahatsiz edici müzik duymadım. Evimiz c-çok güzel bir sokakta. Kafeler ve barlarla dolu bir caddenin yanında. Akşam 8 de kafeler kapanıyor barlar açılıyor. Rahatsız edici bir müzik sesi ya da uyurken rahatsız olacağımız bir ses hiç duymadım. 

Zaman zaman gözüm Kıbrıs’taki haberler takılıyor, için yanıyor. 

“Neden” diyorum, neden bizler de burada yaşayan insanlar gibi yaşayamıyoruz? Neden sağlıklı yaşlanamıyoruz? Neden bizim  engelli bireylerimiz ya da yaşlılarımız 70’lerinde eve kapanmak zorunda kalıyor? Neden hep birine muhtaç yaşamak zorundalar? Neden sürekli her an ölecekmişiz gibi korkuyla yaşıyoruz? 

Aslında belki de o kadar mutsuz, o kadar değersiz, o kadar keyifsiz, o kadar sağlıksız, o kadar enerjisiz ve o kadar depresyonda degiliz, belki de yanlış yerde yaşıyoruz!

Köln de Berlin gibi kozmopolit bir şehir. Her ırktan, her kültürden , her milletten insanların  ama çokça da Türklerin yaşadığı bir şehir. Yabancı nüfusun %21’ini Türkler oluşturuyor.  2025 verilerine göre 48,640 Türkiye vatandaşı yaşıyor Köln’de. Almanya’daki  Türk nüfusunun en yoğun oldugu şehir Köln. Yoğunlukta yaşadıkları  ve daha çok esnaf oldukları bölgeler var. Geçtiğimiz gün Ehrenfeld’i gezdim. Türkiye’de bile bu kadar dönerciyi bir arada görmemiştim. Ancak o bölgelerde dahi tek bir gürültü, dükkanlardan gelen arabesk müzik sesi, “dönere gel” davetleri duymadım. Çoğu Almanca konuşuyor. Dükkanlarının önüne kaldırıma masa sandalye atamıyor. Kaldırımı ihlal etmiyor. Edemiyor.  Dükkanının yanına çöp atamıyor. Geceleri neler dönüyor bilmiyorum ancak yaşadıkları ülkenin kurallarına uymak zorundalar çünkü okkalı bir ceza alabiliyor ya da dukkanlari kapatılabiliyor. 

Kurulu bir sistem varsa bozmak çok da kolay olmuyor. 

Yine de,  bir şehirde kontrolsuz göc olduğunda ırkçılık da artmaya başlıyor. Köln de Almanya’nın   güvenilir olmayan şehirleri arasında maalesef.  Tıpkı Kıbrıs gibi. Aslında Köln’de de Kıbrıs’ta da artan bu göç politikalarını eleştiren insanlar var. Bu ırkçılık değildir. Her birey yaşadığı ülkede daha kontrollü bir göç , daha sıkı sınır politikaları isteyebilir. Bu tek basina ırkçılık değildir. Irkçılık insanlarin ırk, ten rengi veya kökeni nedeniyle diğer insanlardan daha üstün ya da daha aşağı olduğuna inanmak ve buna dayanarak onları dışlamak, ayrımcılığa uğratmak veya düşmanlaştırmak. Evet, Avrupa’da ırkçılık giderek artmakta ve korkutucu boyutlara ulaşmakta. Ancak Kıbrıslılarda boyutun ırkçılık boyutunda olduğunu düşünmüyorum. Ancak her gün yaşanan kriminal olaylar sonrasında bizde de durum değişecel gibi görünüyor.  

Geldiğimden beri kendimi sorguluyorum; Neden kendimi herşeye rağmen daha çok  buralara “ait” hissediyorum? Almanca bilmedigim halde neden kendi memleketime değil de farklı kültürlerden insanların yaşadığı Avrupaya, buralara daha çok ait hissediyorum?

Belki de insanın kendini ait hissetmesi, doğduğu yerden çok, değer gördüğü ve özgürce yaşayabildiği yerle ilgilidir. Ben Kıbrıs’a ait hissetmediğimi artık daha fazla fark ediyorum. 

Belki de mesele Köln  ya da Avrupa değildir. Mesele, insanın nasıl bir hayatı hak ettiğidir.

Sokağa çıktığında yürüyebildiği, yaşlandığında hayattan kopmadığı, engelli olduğunda evine mahkûm olmadığı, bisikletine binip istediği yere gidebildiği, bir ağacın altında oturup kitabını okuyabildiği, çocuğunun güvenle oynayabildiği, güvenle evine dönebildigi, gürültüden, kaostan uzak, nefes alabileceği şehirlerde yaşamaktadır aidiyet. 

Bunlar lüks değil. Bunlar bir insanın hayatını güzelleştiren küçük ayrıntılar da değil.

Bunlar, iyi bir şehir yönetiminin ve aslında iyi bir yaşamın en temel şartlarıdır. 

Biz neden bunları hayal olarak görüyoruz? Neden bizler de Avrupada yasayan insanlar gibi bunları talep etmiyoruz?  Oysa şehirler insan için değil midir? 

Ve belki de gerçek gelişmişlik, gökdelenlerin yüksekliğinde, yolların genişliğinde ya da kaç tane alışveriş merkezimiz olduğunda değil;

80 yaşındaki bir insanın bisikletine binip tek başına dondurma yemeye gidebilmesinde, bir çocuğun parkta özgürce oynayabilmesinde, tekerlekli sandalyedeki bir insanın kimseye ihtiyaç duymadan şehirde dolaşabilmesinde ve benim 35 derece sıcakta bütün gün yürüyerek eve huzur içinde dönebilmemdedir.

Ben Köln’de bunları gördüm. Ve galiba eve döndüğümde en çok şunu sorgulayacağım:

Biz kendi şehirlerimiz için neden daha fazlasını talep etmiyoruz? 

Tam da seçim arifesindeyken….

Köln’den sevgiler…

Haftaya Köln’de gezdigim müzeleri, gezdigim güzel mekanları anlatacağım sizlere.

Etiketler: bisikletkamusal alankentkıbrısKölntoplu taşımayürünebilir şehirler
Filiz Uzun

Filiz Uzun

Sağlık Eğitimcisi

Memleket de Ben de Eskisi Gibi Değiliz!
Filiz Uzun

Memleket de Ben de Eskisi Gibi Değiliz!

Filiz Uzun
2 Ağustos 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft