• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazar, Haziran 7, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
33 °c
Nicosia
26 ° Pts
27 ° Sal
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Akdeniz’in Saklı Köyü Kazafana

Şövalye Yolundan Dereli Meryem Kilisesine

SADİYE ADA SADİYE ADA
7 Haziran 2026
Okuma Süresi: 10 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Günlerden 1 Aralık Cuma’ydı. Hava durumuna önceden bakmış, yağmur yağmayacağından emin olduktan sonra arkadaşım Hare ile Ozanköy’de buluşmuştuk. Arabayı, bugün Osman Türkay Anaokulu olarak kullanılan eski okul binasının arkasındaki su çeşmesinin önüne park ettik. 1974’ten önce Kıbrıslı Türk çocuklarının eğitim gördüğü bu taş yapı, köyün kurumsal geçmişinden günümüze kalan anıtsal izlerden biridir.

Kıbrıs’ın kuzey kıyısında; Bellapais’in yarım mil kuzeyinde ve Girne’nin yaklaşık iki mil doğusunda yer alan Ozanköy, 1974 yılına kadar iki toplumlu karma bir köy olarak varlığını sürdürmüştür. Ozanköy’ün eski adı Kazafana ya da Kazafani’dir. Köy, Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen Kıbrıslı Türk şair Osman Türkay’ın doğduğu yer olması nedeniyle değiştirilerek ‘Ozanköy’ adını almıştır.

Kıbrıslı Türklerin Kazafana, Kıbrıslı Rumların Kazafani olarak telaffuz ettiği bu ismin kökeni, Frank Orta Çağ’daki Lüzinyan döneminde kullanılan ve ‘Aziz Epiphanius’un Köyü’ anlamına gelen “Casal Epiphani” isminden geldiği düşünülür. Köyün adı büyük olasılıkla Aziz Epifanios’a yapılan bir atıftan türemekte; bu durum, Haçlı Seferleri sonrasında adanın Avrupa feodal sistemine dahil olurken Bizans kökenli Hristiyan geleneğini de koruduğunu gösterir. Zamanla Yunancanın dil yapısına uyum sağlayarak Kazafani’ye dönüşen köyün Osmanlı arşivlerinde ‘Kazabifan’ olarak kaydedilmesi ise bu küçük yerleşimin yüzyıllardır Akdeniz’deki çok kültürlü bürokratik geçmişinin, farklı kültürlerin kayıtlarında yaşamaya devam ettiğini bize gösteriyor. 

Engraving, 1878

Taş kemerli okulun önünden yürümeye başladığımızda, yolun darlığı ve Balabayıs yönünden gelen yoğun araç trafiği dikkatimizi çekiyor. Bu trafik baskısı, geleneksel dokuyu fiziksel olarak tehdit eden unsurların başında geliyor. Köy girişindeki eski taş evlerin balkonlarında insanlar oturuyordu. Sokak boyunca sıralanan eski taş evlerin bir kısmının korunduğunu, ancak birçoğunun özgün ahşap kapı ve pencerelerinin yerini aleminyum doğramalara bıraktığını görüyoruz. Taş duvarların arasında dolaşırken, köyün zamanla değişen yüzü açıkça hissediliyordu. Kültürel mirasın korunmasında en büyük sorunlardan biri olan otantiklik kaybı, Kazafana’nın sokaklarında mimari bir kimlik erozyonu olarak kendini hissettiriyor. 

Bir köşe başında, sıvaları dökülmüş eski bir yapının içinde sıkışıp kalmış iki taş kemer ve karşı tarafta eski su deposu duruyordu. Kış güneşi yumuşacıktı. Arkasındaki ağaçlardan mandalina ve mersin koparıp yedik. 

Yürüyüşümüz bizi Osmanlı dönemi öncesinde Saint Paul Kilisesi olan ve ve 1571 de Kazafana Camii’ye şimdiki adı ile Ozanköy Camii’ye ulaştırdı. Ön cephesindeki kemerleriyle sade ama etkileyici bir Osmanlı yapısı olan bu caminin avlusunda,  Altunzade İsmail Ağa ile Mesut Efendi’ye ait mezarlar bulunuyor. Araştırmacı İsmail Güleç’in Mesut Ağa’nın mezar taşı üzerindeki talik hatla yazılmış şiire dair incelemesi, bu taşın sadece birer ölüm vesikası değil, edebi ve felsefi birer tarihi vesika olduğunu gösteriyor. Ne var ki, bu zarif taş işçiliği örneklerinin üzerindeki kitabeler bugün silinmeye yüz tutmuş durumda; harfler korumasızca doğa şartlarına terk edilmiş. Caminin hemen arka kısmına sonradan eklenen prefabrik yapılar, yüzyıllık taş duvarlarla tezat oluşturuyor. Bu durum, “modern ihtiyaçları karşılama” bahanesinin, tarihi sit alanlarında nasıl bir görsel ve yapısal kirliliğe yol açtığını net bir şekilde ortaya koyduğunu görüyoruz.

Köyün aşağı kısmına doğru ilerliyoruz. Tarihsel olarak Yukarı Kazafana’da Kıbrıslı Türklerin, aşağı mahallelerde ise Kıbrıslı Rumların yoğunlaştığı bilinir. Kapalı avlular, yabani otlarla dolmuş taş bahçeler ve boş pencereler, yarım kalmış bir hikâyenin izleri gibiydi.

Yolda karşılaştığımız Şerife Hanım, bize 1974 öncesinin gündelik ilişkilerini, düşmanlıktan uzak ortak yaşamı ve eski değirmenleri anlatıyor. Bir zamanlar köyün üretim merkezi olan değirmenlerin bugün depo veya sıradan iş yerlerine dönüşmüş olması, somut olmayan kültürel mirasın mekânsal hafızasının silindiğini gösteriyor. Geçmişin tamamen kaybolmadığını; sadece biçim değiştirdiğini düşündüm.

Kültürel hafıza kaybının en somut örneği, Kazafana ile Bellapais’i birbirine bağlayan “Şövalye Yolu”, Sentier des Croisés ya da Crusader Path adıyla anılan 800 yıllık eski taş yol, bu yolla Orta Çağ boyunca Bellapais Manastırı’na erzak taşımak için kullanıldığı anlatılır. Aşilya ve gamarez ağaçlarının arasından geçen bu eski güzergâh, bugün yasa dışı yol genişletme çalışmaları tahrip edilmiş durumda. Bu durum, kültürel miras korumasının sadece ‘tekil binaları’ değil, binaları çevreleyen ‘kültürel peyzajı’ ve tarihi yolları da kapsaması gerektiğinin acı kanıtıdır. 

Dere yatağı, eski taş konaklar, ikiye bölünmüş mahalleler, camiler, kiliseler ve unutulmuş avlular… Kazafana’nın içinde dolaşırken insan, Kıbrıs’ın bütün karmaşık tarihinin küçük bir köyde toplandığını hissediyordu.

Köy meydanındaki tarihi kaynaklarda Agios Georgios Kilisesi olarak geçen, ortasından çatlamış duvarının üzerindeki kilise çanını görüp meydandaki bakımsız Osman Türkay Anıtı’nı ziyaret ettik. 

Köyün yukarı mahallesinde, Fehmi Efendi Konağı’nın karşısında saklanmış gibi duran Panagia tou Potamou (Dereli Meryem) Kilisesi, Kazafana’nın en dinamik kültürel katmanını oluşturuyor. “Dere Hanımı” anlamına gelen bu küçük Venedik dönemi kilisesi, köyün yukarı kısmında bir avlunun içinde saklanmış gibiydi. Yanındaki dere yatağı nedeniyle “Potamou” adını almış bu 16. yüzyıl Venedik dönemi yapısı, sade bazilikal mimarisiyle bölgedeki Ortodoks geleneğinin sürekliliğini yansıtır.

Venedik Dönemi sırasında ise Kazafana’daki Hristiyan topluluğunun varlığı daha belirgin hâle geldiği, 16. yüzyıl ortalarında inşa edilen Panagia tou Potamou Kilisesi, yalnızca bir ibadet mekânı değil; defin gelenekleri, aile hafızası ve toplumsal aidiyetin merkezi olmuştur. 

1974 sonrasında uzun süre harabe ve kaderine terk edilmiş durumda kalan kilise, resmi kurumların ataletine karşın İlker Nevzat’ın kişisel çabaları ve Vakıflar İdaresi’nden alınan izinle temizlenerek yok olmaktan kurtarılmıştır. Dahası, sanatçı Emin Çizenel’in 1998’de burada gerçekleştirdiği “40 Şarap 40 Etiket” sergisi, tarihi yapıların müzeleştirilerek dondurulması yerine, “yeniden işlevlendirme” (adaptive reuse) yoluyla çağdaş kültürün yaşayan bir parçası haline getirilebileceğinin Kıbrıs’taki en erken ve başarılı örneklerinden biridir.

Kilisenin iç duvarlarında yer alan Aziz Georgios, Aziz Nikolas, Aziz Mamas ve Aziz Demetrios tasvirli fresk kalıntıları, Bizans ve Latin estetiğinin Doğu Akdeniz potasında nasıl eridiğini gösteriyor. 2015–2017 yılları arasında yürütülen restorasyon çalışmaları, bu fresklerin tamamen yok olmasını engellemiş olsa da koruma sürecinin sürekliliği hala bir soru işaretidir. Yönetmen Dan Frodsham’ın In the Village of Poets belgeseli ve akademisyenler Michael J. K. Walsh ile Manuela Studer-Karlen’in çalışmaları, bu yapının uluslararası ölçekte “ortak kültürel miras” olarak kabul görmesini sağlamıştır.

Köyden ayrılırken hava hafif serinlemişti. Dere kenarından gelen nem kokusu taş duvarlara sinmişti. Yürüdüğümüz yolların altında belki Bizanslıların, Frankların, Maronitlerin, Osmanlıların, Rumların ve Kıbrıslı Türklerin ayak izleri vardı. Cami avlusundaki Osmanlı mezar taşları ile dere kenarındaki Venedik kilisesinin aslında aynı toprağın, aynı iklimin ve aynı insan hikayelerinin parçası olduğunu bir kez daha anlıyoruz.

1972 yılında yapılan ve 1974 nedeniyle tamamlanamayan arkeolojik kazılardan eserler

Kazafana’nın taşları yalnızca geçmişi taşımıyor; aynı zamanda bu adada yüzyıllar boyunca birbirine değmiş hayatların sessiz hafızasını da koruyordu. Cami avlusundaki Osmanlı mezar taşlarıyla dere kenarındaki küçük Venedik kilisesi, aslında aynı coğrafyanın farklı yüzleriydi. Birbirinden kopuk değil; aynı zamanın, aynı toprağın ve aynı insan hikâyelerinin parçalarıydı.

Bugün Kıbrıs’ta “ortak kültürel miras” denildiğinde, yalnızca korunması gereken eski yapılar değil; birlikte yaşanmış hayatların izleri de anlaşılmalıdır ve hantal koruma kurullarının veya turistik meta arayışlarının ötesine geçilmelidir. Kültürel miras sadece taş duvarlar değil; o duvarların arasındaki alüminyum doğramaya direnen ahşap işçiliği, yasa dışı genişletilen Şövalye Yolu’nun çığlığı, prefabrik yapıların gölgelediği Osmanlı kitabeleri ve Şerife Hanım’ın hafızasındaki eski değirmenlerdir. Kazafana bize, mirası korumanın aslında geçmişi değil, adanın ortak geleceğini korumak olduğunu hatırlatıyor. Çünkü bir köyün belleği, geçmişindeki tarihiyle anlatılan hikâyelerde, unutulmuş yol isimlerinde, boş avlularda ve kuşaktan kuşağa aktarılan hatıralarda yaşar.

Bazı köyler yalnızca bir yer değildir. İçlerinde katman katman biriken zamanın kendisidir. Kazafana da onlardan biridir. Yüzyıllardır farklı insanların, dillerin ve inançların izlerini taşır. Sessizdir; ama dikkatle bakınca hâlâ konuşur.

Kaynakça:

‘Efsane Toprakları’, Mustafa Kemal Sayın, Kıymet Kültür ve Sanat Yayınları, 2003.

800 yıllık tarihi şovalye yolu dozerle yok edildi

Ozanköy’deki tarihi freskler kurtarıldı

In the Village of Poets

Ozanköy (Kazaphana)

Tug of war over historic ‘Crusader Path’ in north

Hidden Mediterranean History/Histories

The Latin Of Cyprus

Kazafani














Etiketler: akdenizkazafanakıbrıskültürel miras
SADİYE ADA

SADİYE ADA

Yükseköğretim ve Dışilişkiler Dairesi’nde müfettiş olarak görev yapmakta; yükseköğretim kurumlarının denetimi ve uluslararası akademik ilişkiler alanında çalışmalar yürütmektedir. Şiir, öykü ve deneme türlerinde yazılar üretmektedir.

Kıbrıs’ın Görünmez Yaraları
SADİYE ADA

Kıbrıs’ın Görünmez Yaraları

SADİYE ADA
17 Mayıs 2026
Kıbrıs Kraliçesi Caterina Cornaro’nun Sessiz Direnişi
SADİYE ADA

Kıbrıs Kraliçesi Caterina Cornaro’nun Sessiz Direnişi

SADİYE ADA
22 Nisan 2026
Banksy: Kimlikten Güç Alan Bir Başkaldırı
SADİYE ADA

Banksy: Kimlikten Güç Alan Bir Başkaldırı

SADİYE ADA
5 Nisan 2026
Tracey Emin’in “İkinci Hayat”ı ve 8 Mart’a Düşen Gölge
SADİYE ADA

Tracey Emin’in “İkinci Hayat”ı ve 8 Mart’a Düşen Gölge

SADİYE ADA
8 Mart 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.