Bir zamanlar Kıbrıs’a boşuna “Yeşil Ada” denmiyordu. Ailem bana sürekli özellikle 1995’den önce Beşparmak Dağları’nın ne kadar yemyeşil, ne kadar canlı olduğunu anlatırdı. Dağların rengi bile farklıymış derlerdi. Bugün gördüğümüz kuru ve sert görüntünün yerinde, adaya hayat veren yoğun bir doğa varmış.
Özellikle 1995 yangını, adanın hafızasında derin iz bırakan felaketlerden biri oldu. Ardından gelen diğer büyük yangınlarla birlikte Kıbrıs yavaş yavaş o eski yeşil görüntüsünü kaybetmeye başladı. Zaten kuraklık tehdidi altında olan ada, her geçen yıl biraz daha çıplaklaştı. Ormanlarımız azaldı, gölgemiz azaldı, nefesimiz azaldı.
Biz de beton ormanlar dikmeye başladık.
Üstelik bunu planlı, dikey ve kontrollü şehirleşmeyle değil; yatay şekilde, sürekli yayılarak yaptık. Her boş araziye yeni bir apartman, yeni bir site, yeni bir beton blok inşa edildi. Ağaçların yerini asfalt aldı. Toprağın yerini parke taşları aldı. Ve en kötüsü, kaybettiğimiz doğal alanların çoğu geri gelemeyecek.
Bugün bunun sonuçlarını yalnızca görüntü olarak değil, sağlıkta ve yaşam kalitesinde de hissediyoruz. Daha sıcak şehirler, daha kirli hava, daha fazla trafik ve doğadan gittikçe kopan bir yaşam…
Artık toplumun bu konuda bir şey yapması gerekiyor. Çünkü devletin büyük projelerini beklerken kaybettiğimiz her yıl, adayı biraz daha yaşanmaz hale getiriyor. çözüm sandığımız kadar karmaşık değildir.
Kıbrıs’ın en büyük avantajlarından biri düz çatılarımız olabilir. Dünyanın birçok ülkesinde çatılar yağmur ve kar yükü nedeniyle eğimli yapılırken, bizim çatılarımız geniş ve kullanılabilir alanlar olarak duruyor. Çoğu boş. Bazılarında yalnızca birkaç su deposu veya solar panel bulunuyor.
Halbuki bu çatılar yeniden yeşile dönebilir.
Çok fazla su istemeyen bitkilerle, küçük ağaçlarla, sarmaşıklarla ve basit green roofing sistemleriyle şehirlerin sıcaklığı azaltılabilir, hava kalitesi iyileştirilebilir ve betonun arasında kaybettiğimiz doğa hissi yeniden yaratılabilir. Belki bütün adayı bir anda değiştiremeyiz. Ama insanlar kendi apartman çatılarından başlayabilir.
İnsanların düşündüğünün aksine green roofing sistemleri her zaman milyonluk projeler değildir. Özellikle Kıbrıs gibi düz çatılı yapılarda en temel sistemler oldukça düşük maliyetlerle kurulabilir. Birçok apartmanın çatısı zaten kullanılabilir alan olarak bırakıldığı için ekstra büyük inşaat ihtiyacı oluşmaz. Hafif toprak katmanları, düşük su tüketimli bitkiler ve basit drenaj sistemleriyle başlanabilir.
Üstelik bu sistemler yalnızca estetik amaçlı değildir. Yaz aylarında aşırı ısınan beton çatılar binaların iç sıcaklığını ciddi şekilde artırırken, yeşil çatılar yüzey sıcaklığını düşürerek klima kullanımını azaltabilir. Yani başlangıçta küçük bir maliyet oluştursa bile, uzun vadede enerji tasarrufu sağlayarak kendini dengeleme potansiyeline sahiptir.
Bazen bir ülkenin yeniden nefes alması büyük projelerle değil, insanların kendi çatılarında attığı küçük adımlarla başlar.




