Bu ara içimde büyük bir boşluk var.
Yoğun üretimlerin ardından gelen o tuhaf durgunluk. Hiçbir şey yapmama isteği.
En zorlandığım yer burası.
Üretememek. Tıkanmak. Yeni bir şey düşünememek.
Sanki zihnin içindeki kapılar kapanıyor ve ben o kapıların önünde bekliyorum.
Duygularım bulanık.
Ne istediğimi, nereye gittiğimi net olarak göremiyorum.
Rutinin içinde sıkışmışım gibi.
Gelecek kaygısı, yaşamın akışını bozan bir gürültüye dönüşüyor.
Böyle zamanlarda, sanatla hangi yoldan temas kuruyorsam—resimle, çizimle ya da başka bir biçimde—en çok o iyi gelir bana.
Elim düşüncenin önüne geçtiğinde, içimdeki o tarif edemediğim sıkışma kendine bir yol bulur.
Anlarım ki bazı şeyler düşünülerek değil, ancak yapılırken açığa çıkar.
Yine de bu sefer zor.
Sanki mesele çözülmesi gereken bir problem değil de, içinden geçilmesi gereken bir hâl.
Hayatın küçük ritimlerine tutunuyorum:
Bahçeyle uğraşmak, dut toplayıp reçel yapmak, mutfakta yeni şeyler denemek, köpeğimiz Fluffy ile vakit geçirmek… ve en kıymetlisi, oğlum Deniz’le geçirdiğim zaman. Onun heyecanlarını paylaşmak…
Okumak, çizmek.
Bunların hepsi hayatın içini dolduran şeyler.
İyi gelen, oyalayan, bazen de toparlayan.
Ama yetmiyor.
Sanki eksik olan başka bir şey var.
Belki de bedenin başka bir şeye ihtiyacı var.
Harekete mesela.
Ama en basit şey bile zor geliyor bazen.
Koşmak gibi. Ayakkabıyı giyip çıkmak.
Beni durduran şey dışarıda değil. Tamamen içeride.
Kendimi biraz kapattım son zamanlarda.
Sanki dar bir alanda, kısa paslarla yaşıyorum.
İçimde bir enerji var aslında.
Ama çıkamıyor.
…
Bunu bu kadar açık yazabilmek…
Belki de tam burada samimiyet devreye giriyor.
Samimiyet benim en önemsediğim şeylerden biri.
Ama aynı zamanda en şeylerden biri.
Çünkü samimiyet sadece “dürüst olmak” değil.
Kendini göstermeyi kabul etmek.
Dağınıkken de, kararsızken de, eksikken de.
Bu bazen çok küçük bir eylem gibi görünür.
Ama aslında büyük bir cesarettir.
Tracey Emin’in My Bed işi bu yüzden bu kadar çarpıcıdır.
Toplanmamış bir yatak. Dağınık çarşaflar.
Bir yaşam hâlinin saklanmadan ortaya konması.
Orada estetik olan şey düzen değil.
Açıklık.
Belki samimiyet de tam olarak budur:
Toparlanmadan önceki hâli gösterebilmek.
Ve belki benim şu an yaşadığım da tam olarak bu:
Toparlanmış bir hâl değil.
Net değil.
Güçlü değil.
Üretken hiç değil.
Ama gerçek.
Ve şimdilik, bu yeterli.




