• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Salı, Ocak 27, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
17 °c
Nicosia
12 ° Çar
13 ° Per
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

“Sıfır KDV” Meselesi…

Enklav kafasından kurtulamamış akıllar, gürültücü milliyetçilik ve ekonominin bilimsel tarafını unutup her şeyi duygulara havale edenler bu konuyu mekanizma düzeyinde tartışamaz. Çünkü mekanizma tartışması, sorumluluk ister: sayıları, denetimi, sonuçları konuşmayı; “kimlik konforunu” terk etmeyi gerektirir.

MERTKAN HAMİT MERTKAN HAMİT
27 Ocak 2026
Okuma Süresi: 9 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Geçtiğimiz günlerde, Hristodoulidis’in güney – kuzey yönlü ticarete dair düzenlemeyi “serbestleştirme” talebi, Kıbrıslı Türk lider Tufan Erhürman tarafından “tüzüklerin mantığı değişir ve eşitsiz bir uygulama yaratılırsa, haksız rekabet ortamı oluşacağı” iddiasıyla reddedildi. Erhürman’ın ardından ekonomistlerden, iş insanlarından, kanaat önderlerinden tepkiler geldi. Tepkilerin ana omurgası da tanıdıktı: Erhürman’a tam destek, Hristodoulidis’e “samimiyetsizlik” damgası. Genel kanaat, ekonomide “mütekabiliyet” arayışıydı.

Yazıda, Erhürman’ın verdiği karardan öte ekonomik aktörlerin reaksiyonlarına odaklanmanın daha yerinde olacağına inanıyorum. Çünkü, verilen tepkinin ekonomik bir disiplin çerçevesinde değil de etno-politik siyasetin dayattığı bir refleks olarak görüyorum.

İş insanlarından konuya dair tepkileri okurken Edward Said’in Kültür ve Emperyalizm’de üzerinde durduğu “tarihin ağırlığı” meselesi ister istemez aklıma geldi. Said şunu söylüyordu:

“Post-modernizm, söylem analizi, Yeni Tarihselcilik, Yapısöküm ve neo-pragmatizm gibi kültler; insanı soyutluk diyarına taşıyarak tarihin ağırlığına ve bireysel sorumluluğa karşı şaşırtıcı bir ‘hiçlik’ duygusu üretir ve kamusal meselelere, kamusal tartışmaya gösterilen dikkati heba eder…”

İki toplumlu ilişkilerde ticareti konuşurken “tarihin ağırlığına” bakmaktaki niyetim de bu.  Tartışma teknik bir alanda başlayıp, bir noktadan sonra mekanizmadan koparak kimlik ve niyet muhasebesine savruluyor. O savrulma başladığında da politika üretimi bitiyor; geriye yalnızca pozisyon alma kalıyor.

Tarihin gölgesi: “Türkten Türke” aklının ekonomiyi biçimlemesi

1955 Nisanında Kıbrıs’ta bombalar patlayınca, Kıbrıslı Türklerin ilk tepkisi etno-kurumsallaşma hattını izlemek oldu. Futbol federasyonundan ticaret odasına kadar yeniden kurumsallaşma çabası dikkat çekiciydi. 1958’de kurulan Kıbrıs Türk Ticaret Odası da bu dönemin ruhunu temsil eder. 1955 sonrası Kıbrıslı Rum seçkinler adanın “Helen adası” olduğunu kanıtlamaya çalışırken, Kıbrıslı Türkler de adanın Helen adası olmadığını kanıtlamakla meşguldü.

Bu iklimde Kıbrıslı Türk toplumunda iki kampanya öne çıktı: “Vatandaş Türkçe Konuş” ve “Türkten Türke”. İlki dil üzerinden etno-politik özne inşasıydı; ikincisi ise adanın içinde ikincil bir pazar yaratma hedefi taşıyordu. Kıbrıs sorununun diyalektiği ekonomik alana, Türk tarafında izolasyoncu varsayımlar üzerinden yansıdı; Kıbrıs Rum seçkinleri açısından ise bu tercih, “ekstra önlem” gerektirmeyen bir kendini sınırlama hâli olarak görüldü.

R. R. Denktaş’ın 1957 yılında “Atak Adam Gerek” denilerek Kıbrıs Türk Kurumlar Federasyonu başkanı yapılmasıyla, etno-kurumsallaşmanın ekonomik pazar inşasına dönük ayrıntılı faaliyetlere girişildiği bilinir. Sonuçta Kıbrıslı Türklerde kendi kendini izole eden bir ekonomik akıl oluştu: Üretilen ürün de, üretim için gerekli ürün de “Kıbrıslı Türk tüccardan” gelmeliydi. Bu yüzden enerji, ekipman, teknoloji ve ölçek gerektiren alanlarda anlamlı bir sermaye birikimi ve kurumsal sıçrama görülemedi.

1974’e kadar süreç bu izolasyon politikasıyla devam etti; 1974 yazından sonra üretim araçlarının el değiştirmesiyle yeni bir ekonomik atılım imkânı doğdu. Ancak iç ve dış birçok nedenin toplam etkisiyle “kendini izole eden tavır”, bu kez daha katı ve daha kalıcı bir ambargo düzenine evrildi.

Neden bu tarih anlatısı? 

Bu tarihsel boyutu ekonomik argümandan önce koymamın nedeni basit: Güç kullanılarak inşa edilen o anlayışın üzerinden 70 yıl geçmiş olmasına rağmen, ticaret erbabı ve ekonomik örgütlerin önemli bir kısmı hala bu refleksi sorgulayamıyor. Oysa korumacılık ile serbest ticaret aynı evrende birlikte var olabilir. Mesele fırsatları kör bir milliyetçilik uğruna yok etmek değil; kapıyı hangi kilit, hangi amortisör ve hangi denetimle açtığındır.

Kıbrıs Rum tarafı iç piyasasını korumak için tarife benzeri araçlar yerine çoğunlukla tarife dışı önlemler kullanır. Yeşil Hat Ticaretine dahil olmuş birçok işletmenin şikayetlerinin tümünü bir başlık altına toplayacak olsanız o başlık “Tarife Dışı Engeller” olarak özeltenir.

Kıbrıs Türk tarafı ise Hristodoulidis’in işaret ettiği “çifte KDV” gibi, tarife etkisi yaratan yöntemlere yaslanır. Böylece bir taraf “DTÖ kurallarına uyumluymuş” gibi görünen araçlarla; diğer taraf ise günümüz ticaret düzeninin sertleşen iklimine daha uygun, daha çıplak korumacı araçlarla konuyu yönetiyor izlenimi verir. Ancak, önemli bir fark ile. Kıbrıs Rum tarafının uygulaması ürüne odaklandığı için temelde üreticiyi cezalandırır; Kıbrıs Türk tarafının uygulaması ise fiyatlara yükselme alanı yaratan bir kalkan olduğu için dar gelirlilerden başlayarak hanehalklarını cezalandırır ve gerçekleşemeyen faaliyetin fırsat maliyeti olan vergi kaybı nedeniyle de kamu gelirlerinden kayıp yaratır. 

Asıl soru: Tarife sopası mı, akıllı politika mı?

Trump tarifeleri kaldıraç gibi kullandı: Baskı kurdu, pazarlık yaptı, alan açtı. Peki Kıbrıs Türk tarafı, iki toplumlu ekonomik ilişkiler gelişirken elindeki vergi-gümrük araçlarını kendi toplumunun lehine stratejik bir biçimde kullanabilir mi? Bence tartışmanın çekirdeği buradadır. Ancak aklı-fikri olan herkes ucube bir düzenleme ile tarihsel reaksiyonlarını tatmin etmekle meşgul olduğundan popülizmin fildişi kulesinde yaşamayı tercih ediyor. 

İşin ironisi de şu: Bunca ekonomik zorluğa rağmen gündemi açan taraf Kıbrıslı Türkler değil, Kıbrıslı Rumlar. Üstelik “0 KDV” gibi iddialı bir öneriyle. Bu, ister samimiyet ister çıkar hesabı olsun, bir kapı aralıyor.

Çünkü burada normal ticari ilişkiler gibi “iki taraf oturur anlaşır” basitliği yok. Yeşil Hat düzeni zaten başlı başına istisnai bir rejim. Dolayısıyla yapılması gereken, bu konuyu bir alet kutusuna çevirmektir: Kıbrıs Türk toplumunun ekonomik hedeflerini, ani şoklara karşı korunma yöntemlerini, rekabet gücünü ve kurumsal kapasitesini aynı çerçevede ele alan bir alet kutusu. Üstelik Yeşil Hat Tüzüğü gibi ipin ucu da başkasında değil; eski sloganlardaki gibi : “Tüm yetki mecliste”. 

KDV tartışmasının “soyutluk diyarı”na kaçışı

Tartışmalar, KDV gibi kurumsal tasarım gerektiren bir kamu politikasını; mekanizma, denge ve denetim sorularından koparıp “kim konuşuyor, niyeti ne, hangi tarafta?” sorularına teslim ettiği ölçüde Said’in tarif ettiği “soyutluk diyarı”na kaçıyor. Buradaki soyutluk teorinin kendisi değil; teorinin sorumluluktan kaçışa dönüşmüş halidir. Ölçülebilir sonuçlar üreten bir vergi aracını (KDV) ölçülemez etiketlere (samimiyet/samimiyetsizlik, mütekabiliyet, “Rum malı”, “piyasa basar”) tercüme ediyorsunuz.

Ekonomik akıl normalde bir öneriyi belli aşamalarda sınar. KDV, konusuna baktığımızda karşımıza “yüksek sürtünmeli” bir araç çıkar; dolayısıyla tartışma kaçınılmaz biçimde teknik olmak zorundadır. Tekniklikten kaçıp kimlik ve niyet alanına geçtiğiniz an, bu aşamalar devreden çıkar; geriye yalnızca slogan kalır. Slogan kolaydır çünkü hesap istemez. Mekanizma zordur çünkü hesap ister.

İki temel soru: Yetki kimde, tasarım nasıl?

Burada asıl sorular şunlar:

  • Bu düzenlemeyi uygulamak kimin yetki alanında?
  • Mevcut uygulama Kıbrıs Türk ekonomisinin gelişimini destekleyecek şekilde tasarlanmış mı?

Bu iki soruya cevap verilmeden kurulan cümlelerin çoğu, iyi ihtimalle duygusal reaksiyon; kötü ihtimalle bilinçli oyalamadır.

Gerçek şu: Güney–kuzey yönlü ticaretteki vergi-gümrük uygulamaları Kıbrıs Türk idaresinin elinde tasarlanabilen araçlardır. KDV ve eşdeğer mali yükümlülükler, kamunun elinde dönemsel şoklara karşı kullanılabilecek bir el freni de olabilir; rekabet gücünü artıracak bir ivme aracı da.

Bugüne kadar Güney – Kuzey yönlü ticareti düzenleyen yasal zemin Yeşil Hat rejimini neredeyse “aynalayan” bir mantıkla yürüdü. Muhtemelen “mütekabiliyet” duygusuyla. Ama bu mütekabiliyet, ekonomik akıldan çoğu kez muaf tutuldu: Kamu, güney–kuzey ticaretini özel sektörle birlikte yönetmek yerine sorumluluk almadı; meseleler bireysel becerilerle çözüldü. Güneye geçebilen güneyden alım gücünü maksimize etmeye çalıştı; geriye kalanlar “bulduğuyla” yetindi. Bu, politika değil; başıboşluk.

Oysa sorumlu bir iradenin görevi, sosyal ve ekonomik sorunların çözümünü üstlenmektir. Kamu idaresi bu başlıkta uzun süre “hiçbir şey yapmamayı” tercih etti. Halbuki bu kanal sadece şok yönetimi için değil, Kıbrıs Türk ekonomisinin rekabet gücünü geliştirmek için de etkin biçimde kullanılabilir.

Peki bu nasıl olabilir? 

Birincisi: KDV oranını illa sıfır yapmak zorunda değilsiniz. “Sıfır KDV” rekabet edilebilir sektörler arasında ulaşılmak istenen bir hedef olabilir; ama iyi tasarlanmadığında piyasayı da kamu maliyesini de bozar. Doğru yaklaşım, ürün gruplarına göre farklılaştırılmış, kademeli, denetlenebilir bir sistem kurmaktır.

İkincisi: Kamu, güney–kuzey ticaretinin ne kadarının “istisnai”, ne kadarının “periyodik”, ne kadarının “sürekli” olacağına dair çerçeveyi koyabilir. Elindeki KDV/gümrük aracını buna göre yeniden düzenleyebilir. İster bu akışı bir kamu iktisadi teşebbüsü üzerinden daha kontrollü yönetir, İster özel sektörün rekabetine bırakır; ama o zaman da rekabet denetimi ve piyasa gözetimi kurar.

Üçüncüsü: En rasyonel hat genellikle ham madde ve ara girdiye odaklanmaktır. Güneyden kuzeye “üretimi ucuzlatan” girdiler daha kolay ve daha düşük sürtünmeyle geçer; kuzeyde işlenir, katma değer yaratılır; sonra ürün Yeşil Hat üzerinden yeniden satışa konu olur. Bu, hem sanayi hem tarım hem de gıda gibi alanlarda uygulanabilir.

Örneğin: Ham üzüm suyu veya belirli tarımsal girdiler hızla ve düşük maliyetle kuzeye alınabiliyorsa; burada işlenip şarap gibi daha yüksek katma değerli bir ürün ortaya çıkıyorsa; bu yeni ürün markalaştırılıp Yeşil Hat üzerinden tekrar pazara sunulabilir. Böyle bir zincir, Kıbrıs Türk ekonomisini büyütürken karşılıklı bağımlılıkları artırır; ekonomik hacmi genişletir; “sıfır toplamlı” korkuları azaltır. 

Son düğüm: Enklav aklı

Buraya kadar anlattığım şeyin önündeki engel teknik değil; zihinsel. Enklav kafasından kurtulamamış akıllar, gürültücü milliyetçilik ve ekonominin bilimsel tarafını unutup her şeyi duygulara havale edenler bu konuyu mekanizma düzeyinde tartışamaz. Çünkü mekanizma tartışması, sorumluluk ister: sayıları, denetimi, sonuçları konuşmayı; “kimlik konforunu” terk etmeyi gerektirir.

O yüzden “Sıfır KDV” meselesi gerçekte bir vergi tartışması değil; ekonomik akıl testidir. Slogan mı üreteceğiz, tasarım mı? Korku mu büyüteceğiz, kapasite mi? “Tarihin ağırlığı”nı bahane ederek yine aynı yerde mi sayacağız, yoksa o ağırlığı kabul edip ona rağmen akılcı bir alet kutusu mu kuracağız?

Bu soruların cevabı verilmeden atılan her siyasi cümle, yalnızca gürültüdür. Ve bu memleketin ihtiyacı gürültü değil; işleyen, denetlenebilir, hesap verebilir politika tasarımıdır.

Etiketler: ekonomikdvkıbrıs sorunumilliyetçiliknikos hristodulidisticarettufan erhürman
MERTKAN HAMİT

MERTKAN HAMİT

Tarihsever, ekonomist, Levant insanı...

“Unutma” Emri
MERTKAN HAMİT

“Unutma” Emri

MERTKAN HAMİT
21 Ocak 2026
Asgari Ücret ve Popülizm
MERTKAN HAMİT

Asgari Ücret ve Popülizm

MERTKAN HAMİT
15 Ocak 2026
Kuzeylilerin Öfkesi… 
MERTKAN HAMİT

Kuzeylilerin Öfkesi… 

MERTKAN HAMİT
10 Aralık 2025
Cenevre’nin Ardından 5+1 Not…
MERTKAN HAMİT

Cenevre’nin Ardından 5+1 Not…

MERTKAN HAMİT
18 Mart 2025
Devam Et
Gazedda

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • Ana Sayfa
  • HABER
    • KIBRIS
    • DÜNYA
    • İKLİM KRİZİ | EKOLOJİ
    • KİTAP & KÜLTÜR & SANAT
    • KORONAVİRÜS
  • MULTİMEDYA
    • GAZEDDAPOD
    • GAZEDDAWEBTV
  • KARŞI AKIM
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
    • YAZARLAR
      • GAZEDDA YAZARLARI
      • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • DÜNYADAN YAZARLAR
    • RÖPORTAJ

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.