• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Çarşamba, Ocak 14, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
14 °c
Nicosia
9 ° Per
11 ° Cum
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Tufan Erhürman: Makûl Adamın Yükselişi! 

Erhürman’ın ‘makul adam’ hattı kktc gibi bir yerde siyasal kariyer yapabilmek için muhteşem potansiyeli olan bir zemin!

HASAN YIKICI HASAN YIKICI
12 Ocak 2026
Okuma Süresi: 15 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

O artık siyasal kariyerinin zirvesinde, kktcnin Cumhurbaşkanı! Eğer Erhürman’ın son 15 yıllık politik ve düşünsel serüvenine bakacak olursanız, gerek CTP’de, gerek yazılarında, gerek hükümet süreçlerinde, gerekse de son geldiği noktada nasıl bir dönüşüm geçirdiğini, bu dönüşüm ile CTP’deki dönüşümün nasıl bağlantılı ve karşılıklı olduğunu görebilirsiniz. 

Erhürman’ı bizim kuşaktan birçok kişi gibi yazılarından, ardından da kitaplarından tanıdım. 2000’lerin ortasından 2010’ların ortasına kadar sadece CTP’lilerin değil; fikirleriyle hemfikir olmasalar bile CTP dışında kesimlerin de ilgisini uyandırmıştı. Ben de o dönemlerde Erhürman’ı özellikle Gaile’deki yazılarından takip eden bir üniversite öğrencisiydim. Çizdiği ideolojik çizgiye katılmasam da, CTP’nin içine konuşan biri olmasına rağmen “Yeni Sol” kitabını çıkarttığında heyecanlanmıştım. Kitabı bir okul haftası sonunda, Cuma akşamüzeri DAÜ’den Lefkoşa’ya geldiğimde ilk uğrağım olan Işık Kitabevi’nden aldığımı hatırlıyorum. Yeni Sol, o dönemki Erhürman’ın fikirlerini derli toplu anlayabileceğimiz bir kitaptı ve temelinde CTP’yi sol ve federasyoncu bir zeminde yeniden tanımlayabilmek, bu doğrultuda politik bir hat açabilmek ve o dönem CTP içindeki liberal-konfederasyoncu kesimlere karşı bir cephe oluşturabilme gailesi yatıyordu. Yıllardan 2010! Çok şey değişti değil mi? Hadi yazıya girelim artık!  

***

Yıl 2026! Artık o kktcnin Cumhurbaşkanı. 2010 yılında kitabında eleştirdiği birçok şey bir süreden beridir onun için söylenmeye başladı! Aslında bugün Erhürman için soldan yapılan birçok eleştiri yeni veya güncel değil. Bu konuda mütevazi olmayacağım, 2019 yılında yine Gazedda’da yazdığım “Makul adam: Tufan Erhürman” yazımda, Erhürman’ın bugün politik karakterinde billurlaşan bazı temel noktaları ifade etmiştim. O yazıda Erhürman’ın politik ve ideolojik hattının iki önemli göstergesine değinmiş ve bunların da bir gelişim sürecinde olduklarını yazmıştım. Bunlardan ilki Erhürman’ın federasyoncu olmaktan uzaklaşıp yeni kktc söylemine doğru yol alması; ikincisi ise Türkiye ile olan ilişkilerde takındığı kendini ispat etme çabası ile Ankara’nın baskıları karşısında uyumlu ve sessiz siyasetçi kimliğini benimsemesi idi. Her iki noktada da Erhürman’ın gösterdiği performans ve gelişim göz kamaştırıcı! Tüm bunların üzerinden birazdan geçeceğiz. 

Erhürman için makul adam nitelemesini seçmem ise izlediği aşırı merkezci ve aslında konformist politik hattı iyi tanımlamasındandır. Erhürman’ın makulluğu sadece onun siyasal görüşlerinin vasatlaşmasını değil; aynı zamanda Türkiye ile olan tahakküm ilişkilerinde de makul, kabul edilebilir bir pozisyonda kendini konumlandırmasındandır. Tekrara girmeyeceğim, 2019 yılında yazdığım bu yazıyı merak edenler buradan okuyabilirler! 

***

Bu yazıya başlamadan önce kendime bir süredir sorduğum bir soru var. Erhürman için kırılma noktası ne idi? Bugün “Yeni Sol” kitabının yazarı Erhürman ile kktc’nin Cumhurbaşkanı Erhürman aynı Erhürman değil! Federasyondan çok konfederasyona; özgürlükçülükten çok Kıbrıs Türk milliyetçiliğine; -bir zamanlar kendi değişiyle- vesayet rejimi eleştirisinden çok yeni kktc fikrine; barış dilinden çok çatışma diline yakın, yatkın ve bu zemine yerleşmiş bir Erhürman var karşımızda! 

Erhürman’ın ‘makul adam’ hattı kktc gibi bir yerde siyasal kariyer yapabilmek için muhteşem potansiyeli olan bir zemin! Erhürman siyasal kariyer yapabilmek için mi böyle bir hatta yöneldi? Yoksa ortada daha derin bir neden/deneyim, kırılma mı var? Erhürman’dan da bağımsız, Kıbrıs’ın koşullarından ve çıkmazlarından kaynaklı bir kabulleniş ve vazgeçiş noktasına mı dayanıyor Erhürman’ın siyasal hattındaki kırılma? Yoksa her ikisi mi? Mesela Erhürman’ın bir davası var mı artık? Federasyon davası mı? Yeni bir kktc yaratma davası mı? Yoksa hiçbiri mi? Şu an bir ses duyar gibiyim; “Bizim davamız Kıbrıslı Türkleri dünyaya açılmasını sağlama davasıdır!” Öyle mi? Peki nasıl?! 

Kendi içimden, kendi kendime sorduğum bir soru daha var; bunu buradan Erhürman’a da kamusal olarak sormuş olayım: Her insanın fikirleri ve savundukları değişebilir. Bunun anlaşılır ve kabul edilir bir yanı vardır. Fakat siz fikirlerinizden ve ilkelerinizden uzaklaşıp vazgeçerken, bunun özeleştirisini yapmayı, eskiden savunduğunuz fikirleri artık neden savunup dillendirmediğinizi açıklamayı; en azından hiç olmasa bile bir dönem sizin okurunuz olmuş kişilere, “ey insanlar, ben o dönem bunları yazdım ama artık öyle değil böyle düşünüyorum, bunun da nedeni budur!” diye kamusal bir seslenmeyi hiç mi düşünmediniz? Bence artık bunu düşünmelisiniz! 2019’da Tufan Erhürman’ı okumaya çalışıp o yazıyı yazarken bazı şeyler henüz tam yerli yerine oturmamıştı, bulanıktı. 2026’da artık ortada bulanık çok bir şey yok! 

Boş göstererek konfederasyon kültürünü örmek    

Erhürman’ın en önemli özelliklerinden biri çok yetenekli bir boş gösteren olması. Boş gösteren kısaca kişinin söylediği, gösterdiği şeyin içeriği olmaması, içini doldurmamasıdır. Fakat buna rağmen bu içeriksiz kavramlar etrafında belli anlamlar örülebiliyor. İçinin doldurulmamasından dolayı bu kavramlar, siyasal spektrumun çeşitli bileşenleri için bir çekim merkezi olabiliyor. Bu boş gösterenlerin en önemli özelliği itiraz kabul etmeyen kavramlar olmasıdır.  Mesela Erhürman’ın sözcük ve retorik dağarcığında sürekli tekrar ettiği kavramlar vardır. “Biz varız” “Kıbrıs Türkleri vardır”, “Kıbrıs Türkleri dünyada hak ettiği yere kavuşmalı”, “Bu böyle gitmez”, “İki eşit kurucu ortak”, “Bizim sözümüz”, “Ciddiyet”, “Bu halk sözünü söyleyecek”, “Çok çalışacağız, başaracağız” “Göçü bitireceğiz, göç edenleri geri getirteceğiz”… Tüm bu sözler ve dahası makul, herkesi kucaklayan sözlerdir. Aynı zamanda içi boş, herhangi bir şey söylemeyen de sözlerdir. Tüm bu kavramlar içeriğinde bir planı, programı, siyasal bir stratejiyi ve belli hatları olan bir ideolojik bağlamı temsil etmiyor. 

Boş gösteren kavramlar Erhürman’ın makul politik hattı için olmazsa olmaz kavramlardır. Toplumsal dokunun çözüldüğü, politik değerlerin dağıldığı ve ideallerin yerle bir olduğu bir sosyal, kültürel ve politik bağlamda bu tür boş gösterenlere de yer açılmış oluyor. 

Erhürman’ın boş gösterenleri ardında bir sistem yattığını düşünüyorum. Tüm bu boş gösterenlerin dönüp dolaşıp vardığı yer, yine üredikleri yer ile aynı yerdir. Erhürman yıllar önce CTP içindeki konfederasyoncuları eleştirirken, yıllar sonra kendisini o eleştirilerinin hedefindeki bağlam içerisinde konumladı. Erhürman’ın çizdiği tüm siyasal hat ve bunun dışa vurumları, federasyoncu ve barış yanlısı bir siyasetçinin değil; ayrılıkçı ve konfederasyoncu bir siyasetçinin karakterine çok daha yakındır. Güneyi suçlayıcı tavrından taviz vermemesi, gerek masaya oturmak için ortaya koyduğu ön şartlar, gerekse de iki egemen eşit ortaklığı, iki egemen devlet anlayışına çeken tavrı ile Erhürman Kıbrıs sorunu konusunda Türkiye’nin çizdiği sınırlar ile barışık olduğunu net bir şekilde gösteriyor. Fakat bu Erhürman’da yeni gelişen bir tavır değildi. 2010’lu yılların ortasından itibaren bakacak olursak Erhürman’ın zaten o dönemlerden siyasetinin ekseninin federasyondan  kaymaya başladığını görebiliriz. CTP’de de, Erhürman’da da federasyon odaklı mücadele zamanla yerini Kıbrıs’ın kuzeyinde nasıl bir yapı oluşturabiliriz gailesine bıraktı. 

Bu bir çıkmaz ve bunu anlayabiliyorum. Çünkü “federasyonun olmadığı koşullarda ne yapacağız o halde?” sorusu cevabı kolay bulunabilecek bir soru değildir ve yakıcı bir sorudur. Fakat bu soruya cevap aramak demek kktcyi gerçek bir devletmiş gibi, Kıbrıs’ın kuzeyini normal bir yermiş gibi ve Türkiye’nin tahakkümünü yokmuş gibi kabul etmek anlamına gelmemeli. Dahası bu sorunun şıklarından biri iki devletlilik olabilir fakat Kıbrıslı Türkler için cevabı iki devletlilik, yani konfederasyon değildir. Çünkü konfederasyon demek Türkiye’nin yasal kontrolüne geçmek anlamı dışında başka hiçbir anlama gelmiyor. CTP veya Erhürman’ın hiçbir açıklamasında iki devletlilik veya konfederasyon göremezsiniz. Fakat Erhürman’ın tüm boş gösterenleri ve izlediği siyasal hat bir konfederasyon algısı inşasından başka bir şey değildir. Öte yandan CTP içerisinde federasyonu net bir şekilde savunanlara yönelik tasfiye ve susturma, sessizleştirme operasyonlarının, Erhürman’ın izlediği boş gösterenlerle örülü konfederasyon yolununda ayağa takılabilecek taşlık alanları temizleme çabası olarak okumak hiç de abartılı olmayacaktır. 

Erhürman, özellikle vasatlığın toplumun tüm birimlerine hakim olduğu dönemlerde, ideallerin dağıldığı ve hedeflerin şaştığı, ortadan kalktığı zamanlarda boş gösterenlerin ne kadar işlevsel ve güçlü olabileceğini bildiği ortada! Erhürman’ın en büyük boş göstereni bence “Biz varız” göstereni. Sağdan sola tüm kesimleri bu kavram etrafında toplayabiliriz. Özellikle en son AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyern’e, konuşmasında Kıbrıslı Türklere yer vermediği için çatarak, AKP’nin inşaa ettiği saraydan “Kıbrıs Türk halkı vardı, vardır, var olmaya da devam edecektir” dedi. Tam da burada Erhürman’a acı bir hatırlatma yapmak zorundayım: Biz yokuz! 

Varoluş başkası tarafından tanınmayı gerektirir! Bizi sarıp kapsayan tüm rejim ve kurumları tanınmamız ve var olamamız için değil, var olmadan ve tanınmadan yaşayabilmemiz için işliyor. Siz de şu an o rejimin tepesinde olan değil; o rejimin bizzat kendisisiniz! Evet, biz yokuz ve bunun neden böyle olduğunu herkes çok iyi biliyor!  

Türkiye’ye biz varız diyememek! 

Erhürman’ın boş gösterenlerinin yanında bir sert gösterenleri bir de hiç gösteremedikleri var! Geçmişte Anastasiadis’e, şimdilerde ise Hristodulidis’e yönelik çıkışları şahin milliyetçileri aratmayacak nitelikte. Bunlara sert gösterenler diyebiliriz. Elbette ne Hristodulidis’in ne de Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin barış ve federasyon kültürü noktasında olumlu tavırları vardır. Erhürman’ın Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğine yönlendirdiği birçok eleştiriyi paylaşıyorum. Fakat burada Erhürman barış dili yerine çatışma ve suçlama dilini kullanmayı tercih etmesi aynı zamanda politik de bir tercihtir. Erhürman’ın Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğine yönelttiği eleştirilerin merkezinde güneyin Kıbrıslı Türkleri görmezden geldiği, yok saydığı ve eşit varlığını kabul etmediği argümanları yer almaktadır. Ne hal ki söz konusu Kıbrıslı Türklerin varlığı Kıbrıs Cumhuriyeti liderliği tarafından yok sayıldığında şahin milliyetçileri aratmayan Erhürman; Kıbrıslı Türklerin tüm kültürel, manevi ve sosyal potansiyeli Türkiye hükümetleri tarafından sistematik olarak tehdit altında bulunmasına karşı değil tavır, herhangi bir söz dahi söylememeyi tercih ediyor. 

Bu tutarsızlık aklıma şu soruyu getiriyor: Eğer Erhürman Kıbrıslı Türklerin varlığını savunuyor ve bağımsız bir varlık olarak tanınması için çabalıyorsa, o halde aynı hassasiyeti Kıbrıslı Türklerin varlığını doğrudan ve derinden tehdit eden Ankara politikalarına, onların Kıbrıs’ın kuzeyindeki kadrolarına neden göstermemeyi tercih ediyor? Avrupa Komisyonu başkanına bile AKP’nin yaptırdığı sarayda saydırırken; neden on yıllardır Kıbrıslı Türklerin varoluş potansiyelini emen ve sömüren AKP ve Ankara politikalarına karşı ses çıkartmıyor? Halbuki son 40 yıldan fazladır Kıbrıslı Türkleri neyin yaraladığına ve varoluşunu sakatladığına bakacak olursak, bu sorunun cevabını ne Batı’da ne de güneyde buluruz. Sorunun cevabı Kuzey’den gelmektedir! Erhürman’ın güney liderliğine karşı takındığı sert gösteren tavrı ile Türkiye’nin tahakkümüne karşı takındığı hiç gösteremeyen tavrı aslında birbiriyle çelişmemektedir. Çünkü bir makul adam olarak Erhürman kendisini egemen ideolojinin zemininde konumlandırmış, verili iktidar ilişkileri ile de barışık, Türkiye’nin ideolojik setini kendine has boş gösterenleriyle taşıyıcısı rolündedir. 

Erhürman gerek geçmişinden gerekse de liberal sol kesimden gelen bir lider olmasının avantajını tam da bu noktada çok iyi kullanmaktadır. Türkiye’nin de farkına vardığı gibi, iki devletlilik ve konfederasyon tezi sağ-milliyetçi siyasetçilerle toplumsal kabulunun sağlanması imkansız. İşte tam burada makul adam devreye giriyor. Erhürman sendikacılardan tutun, aktivist ve aydın kesimlere kadar toplumda nüfuz sahibi olan birçok kesim üzerinde güçlü bir etkileyiciliği vardır. Seçim sürecinde ve seçim sonrasında ve hâla görülebileceği gibi birçok entelektüel Erhürman’ın yaydığı konfederasyon kültürünü ve ideolojisini savunarak, bir nevi saray bekçiliğine soyunmuş durumdalar. Dahası Erhürman’ı eleştirmeye kalkmak neredeyse engizisyonluk bir günah haline gedi.

***      

Peki Erhürman hep böyle miydi? Hayır değildi! Bakın 2011 yılında, Türkiye’nin müdahaleleri yine zirve yapmışken, Erhürman, Birikim Özgür ile girdiği bir tartışmada hangi ifadeleri kullanmış:

“Kıbrıs Türk solunun bence birinci görevi, bu halkın kendi kendini yönetme iradesini, her koşulda, sonuna kadar savunmaktır. Daha önce onlarca kez söylediğim gibi, bu görev Türkiye’yi düşmanlaştırmak ya da siyaseti “Türkiye karşıtlığı” üzerinden şekillendirmek anlamına gelmez. Önemli olan, elbette, başka herhangi bir devlete oranla bize çok daha yakın olan Türkiye Cumhuriyeti’yle ve başka herhangi bir halka oranla çok daha içiçe olduğumuz Türkiye halkıyla eşitler arası bir ilişki geliştirmektir. Ama siyaseti “Türkiye karşıtlığı” üzerinden şekillendirmemek de, Kıbrıs Türk halkını bir vasi edasıyla yönetmeye soyunanlara, bunlar bizim olabilecek en özel ilişki içerisinde bulunduğumuz Türkiye Cumhuriyeti’nin yetkilileri olsa bile, karşı çıkmamayı gerektirmez.” Kaynak: Kıbrıs Postası

Demek ki Erhürman’ın “bir vasi edasıyla” bizi yönetmeye soyunanlara karşı tavrı geçmişte bugün olduğu gibi değilmiş! Hatta öyle ki CTP içindeki bir polemikte dahi bu tavır açık açık savunulabiliyormuş. Bugün ise gelinen noktada CTP içinde Kıbrıslı Türkleri “bir vasi edasıyla” yönetmeye çalışanlara tavır gösterenler sosyal medyada linç ediliyor. Demek ki Erhürman 2011 yıllarında Türkiye’yi düşmanlaştırmadan ya da siyaseti “Türkiye karşıtlığı” üzerinden şekillendirmeden, Türkiye’nin “bir vasi edasıyla” Kıbrıslı Türkeri yönetmeye soyunmasına karşı çıkabiliyor, karşı çıkılması gerektiğini savunuyordu. Aradan geçen yıllar içerisinde ise Erhürman’ın geldiği nokta Türkiye’ye karşı “biz varız” dahi diyememek! Peki ne oldu? Erhürman’daki bu değişimin ve siyasal vasatlaşmasına, sağa kaymasına ve geçmişte yazdıklarını pratiği ile inkar edecek noktaya gelmesine hangi faktörler ile yol açtı? Bu sorular aynı zamanda Erhürman için bir samimiyet ve sahicilik testidir de! 

Makul adam ve yeni kktc yeniden! 

Bugüne dek sadece iki siyasi ile ilgili uzun yazılar yazdım. Bunlardan biri Kudret Özersay diğeri ise malumunuz Tufan Erhürman. Çünkü ikisinin de siyasi çizgisi ve siyasetteki yol alışları benim için en başta ilgi çekici idi. Bu ilgi bu iki isime daha çok kafa patlatmamı tetikledi. Çünkü içinden geçtiğimiz süreçte Kıbrıs’ın kuzeyindeki siyasetin kurucusu bu isimlerden biri olacaktı. Fakat kendi adıma bir noktaya değinmek istiyorum. Bu kişilerle ilgili yazarken aslında o kişilerin eğilimleri, taşıdıkları potansiyelleri ve inşa etmeye çalıştıkları siyasal aura ile ilgili yazıyorum. Onların tekil söylemlerine odaklanmıyorum; geneldeki ve inşa ettikleri politik karakterlerini okumaya çalışıyorum. Özersay ile ilgili yanıldığımı düşünmüyorum. Geriye dönüp baktığımda zaten her şey ortada. Yeni kktcnin ve konfederasyonun meşrulaştırılması sürecinin belirleyici bir figürü olabilirdi, potansiyeli çok yüksekti. Olmadı! Şimdi ise aradan geçen yılların ardından karşımızda makul bir adam var. 

Erhürman’ın bugünkü siyasal çizgisi, Özersay’ın yükseliş dönemindeki siyasal çizgisiyle ve söylemleriyle çok net paralellik arz ediyor. Odak noktası barış değil, kktcnin yaşanabilir bir yer olması; çatışma dili; Türkiye’ye karşı sessizlik; zaman zaman dozajı artan Kıbrıs Türk milliyetçiliği çıkışları ve dahası en önemlisi ikisinin de kullandığı retoriğin birer boş gösterenler yığını olması. 

Özersay sol ve sol liberal kesimler üzerinde hegemonya kuramamıştı, yani Erhürman kadar bütünleştirici olamamıştı; fakat Erhürman’ın en belirleyici yanı konfederasyon kültürünün inşasında onun ‘sol’ ve ‘aydın’ kesimler üzerinde de ciddi bir hegemonyasının olmasıdır. Bana göre Erhürman, Kudret Özersay’ın yıllar önce üstlendiği ve devamını getiremediği misyonu, yani konfederalizmi, yeni kktc misyonunu üstlenmiş ve odağını da buraya vermeye çalışan bir liderdir. Görünen o ki CTP de bu yönde yeniden şekillenmektedir. 

***

Erhürman’ın siyasal çizgisinin çok net bir yanı daha var: Erhürman kendisini imtina ile “biz ve onlar” ikileminden uzak tutarak, ne olduğu belirsiz, sınırları muğlak, içeriği tanımsız bırakılmış, akışkan bir sadece “biz” söylemini benimsemiş olması. Buradaki “biz” de büyük bir boş gösteren aslında. İçeriği bilinçli olarak tanımsız bırakılan, sınırları çizilmemiş, soyut bir “biz”! Biz kavramının bu şekilde kullanımı, aynen içeriği doldurulmamış ve hiçbir pratik karşılığı olmayan “umut” kavramının kullanılması gibi çok konforlu bir alan yaratır. Kimseyi hedef almaz, kimseye bir şey söylemez, ama aynı zamanda herkese dokunabilir, herkesi cezbedebilir. Kimseyi bir yere çağırmaz, kimseyi ürkütmez ama herkesi kendine çekebilir.

Diğer boş gösterenlerde olduğu gibi burada da “biz” kavramının egemen güç, tahakküm ve sınıf ilişkileri doğrultusunda şekilleneceği kaçınılmazdır. Sadece Kıbrıs sorununda sergilenen tavra dahi baktığımızda Erhürman’ın “bizi”nin artık federasyonculardan çok iki devletçileri kapsadığını görürsünüz.   

***

Bu yazıda federasyon meselesine veya federasyon savunucularının perişan hallerine girmek istemedim. Belki başka bir yazıda. Şunu belirtmek isterim, iki devletli çözüm de Kıbrıs Sorunu çözümü seçeneklerinden biri olabilir. Fakat bu seçenek en kötü seçeneklerden biridir ve Kıbrıs’ın kuzeyinin tamamen Türkiyeleşmesi anlamına gelir. Aslında hiçbir zaman pratikte sınanmamış olan federasyon fikrinden değil, bugüne kadar pratikte sınanmış ve nice çöküşleri beraberinde taşıyan ‘her şeyde anlaşılmadan hiçbir şeyde anlaşmış sayılmayız’ çözüm metodolojisinden vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyorum. Ne yazık ki bunu artık konuşan yok. Birçok federasyon savunucusu da belli ezber ve öfke nöbetleri içerisinde, yaşadıkları duygusal hezeyanlarda kaybolup gidiyor.

Yazıyı yıllar öncesinden Erhürman’dan bir alıntı ile bitirmek istiyorum. Yeni Sol yazarı Erhürman, Cumhurbaşkanı Erhürman’a karşı:

“Parti sol kimliğini koruyacaksa, sosyalizmin ve federalizmin tartışmalardaki belirleyici rolü özenle korunmalıdır. Unutulmamalıdır ki, Parti’nin politikalarının liberal ve/veya konfederasyoncu kanadı temsil eden bileşenlerce belirlendiği noktada, CTP’nin sol siyasi kimliğinin yitirmesi kaçınılmaz olacaktır.” 
Tufan Erhürman, Yeni Sol, sayfa: 210

Etiketler: ctpfederasyonkıbrıs sorunukonfederasyonkudret özersaytufan erhürman
HASAN YIKICI

HASAN YIKICI

Yersiz, yurtsuz...

“Buraya Saplanıp Kalırsam Eriyip Giderim”
HASAN YIKICI

“Buraya Saplanıp Kalırsam Eriyip Giderim”

HASAN YIKICI
8 Ocak 2026
Yaşama Kucak Açmak 
HASAN YIKICI

Yaşama Kucak Açmak 

HASAN YIKICI
29 Aralık 2025
İrlanda’da Toplumsal Krizden Çıkan Sosyalist Başkan: Catherine Connolly
HASAN YIKICI

İrlanda’da Toplumsal Krizden Çıkan Sosyalist Başkan: Catherine Connolly

HASAN YIKICI
18 Aralık 2025
Hayatlarımız Artık Eskisi Gibi Olmayacak!
HASAN YIKICI

Hayatlarımız Artık Eskisi Gibi Olmayacak!

HASAN YIKICI
10 Aralık 2025
Devam Et
Gazedda

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • Ana Sayfa
  • HABER
    • KIBRIS
    • DÜNYA
    • İKLİM KRİZİ | EKOLOJİ
    • KİTAP & KÜLTÜR & SANAT
    • KORONAVİRÜS
  • MULTİMEDYA
    • GAZEDDAPOD
    • GAZEDDAWEBTV
  • KARŞI AKIM
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
    • YAZARLAR
      • GAZEDDA YAZARLARI
      • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • DÜNYADAN YAZARLAR
    • RÖPORTAJ

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.