AktüelGazeddablogTabella1968 Öğrenci Olaylarının Gölgesinde Futbol ve Bosman Kuralı – Berke Dağlı

Editör notu: Bu yazı ilk olarak www.tabella.org sitesinde yayınlanmıştır. Bu yazıyı Tabella’nın hem yayın kurulu hem de yazının yazarının izniyle yayınlıyoruz. Bu hafta yazımı başka bir alanda yazmayı planlıyordum. Sürel Uluçay’ın Tabella’nın 17. sayısında yayınlanan 1968, Fransa: “Bırakın Yaşayalım!“ başlıklı Fransa öğrenci olaylarını anlatan yazısı ilgimi çekip biraz araştırma fırsatım oldu. Fransa’da 1968’in mayıs ayında başlayan öğrenci olaylarının hayatın birçok alanında müziğinden sanatına etkisi oldu. Spora dair ise çoğu kaynakta satır arasında geçen bir olay dikkatimi...
Tabella TabellaŞubat 20, 2019
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

Editör notu: Bu yazı ilk olarak www.tabella.org sitesinde yayınlanmıştır. Bu yazıyı Tabella’nın hem yayın kurulu hem de yazının yazarının izniyle yayınlıyoruz.

Bu hafta yazımı başka bir alanda yazmayı planlıyordum. Sürel Uluçay’ın Tabella’nın 17. sayısında yayınlanan 1968, Fransa: “Bırakın Yaşayalım!“ başlıklı Fransa öğrenci olaylarını anlatan yazısı ilgimi çekip biraz araştırma fırsatım oldu. Fransa’da 1968’in mayıs ayında başlayan öğrenci olaylarının hayatın birçok alanında müziğinden sanatına etkisi oldu. Spora dair ise çoğu kaynakta satır arasında geçen bir olay dikkatimi çekti. Bu olay, çoğu kaynağa “22 Mayıs’ta futbolcular, genel sekreteri (Fransa Futbol Federasyonu’nun genel sekreteri) içeri kilitleyip, kızıl bir bayrak ve üzerinde ‘Futbolcular için Futbol’ yazılı bir tabelayla, Fransa Futbol Federasyonu merkezini işgal ettiler” diye bir cümle ile geçti.[1]Peki bu olay böyle bir cümle ile açıklanabilir mi? Diğer eylemlerin yarattığı etkinin yanında bu işgal eylemi biraz arada kaynasa da; modern futbolu derinden etkileyecek ve endüstriyel futbolun temel taşlarından olacak olan Bosman Kuralının temellerini attı.

1968 Mayıs olaylarına gelene kadar 1968 yılı ve öncesinde dünyada yaşanan bazı olaylardan kısaca bahsetmeyi önemli bulurum. Önce Amerika’da ırkçılığa karşı mücadele eden, insan hakları aktivisti Martin Luther King öldürüldü. King’in öldürülmesi özellikle ırkçılığa karşı ve diğer insan hakları için mücadele etmenin bedelini insanlara hatırlatıyordu. 1960’lar ve özellikle 1968, Soğuk Savaş’ın en hareketli olduğu yıllardı ve yine Amerika’da 1965’te başlayıp, 1968 yılında tüm eylemlere rağmen devam eden Vietnam Savaşı “zirve” bir noktadaydı. Savaş karşıtı olmanın komünist olmakla suçlandığı bir cadı avını da beraberinde getiriyordu. Soğuk Savaş’ın bir diğer önemli olay ise Çekoslovakya liberalleşmeye çalışırken onun üstende baskı da artmaya devam ediyordu. Elbette, bir yanda Vietnam Savaşı, öte yanda da Sovyet totalitarizmi vardı.[2] Ama 68 bunlardan hiçbirinden doğmamıştır. Bu bir hareket olarak doğdu, her şeyden önce bireysel otonomi ve bireyin kendi hayatını seçebilme talebine dayandı.[3]

Dünya’da siyaset ve ekonomi bu kadar hareketli iken elbette sosyal hayatta da değişimler yavaş yavaş yaşanıyordu. Beatles ve Rolling Stones gibi gruplar hem müzikte alışılmışın dışına çıkıyorlar hem de insanların yaşam biçimlerine istemeden yön veriyordular. Tüm bu siyasi, sosyal ve ekonomik gelişmeler yaşanırken insanlar özellikle de öğrenciler, sürekli öğreniyorlar, olayları yorumluyorlardı. Bunlarla da yetinmeyip Karl Marx’ın Feurbach Üzerine Tezler’de “Filozoflar dünyayı yalnızca çeşitli biçimlerde yorumlamışlardır; oysa sorun onu değiştirmektir.” dediği gibi; bir şeyleri değiştirmek istiyorlardı ve bu değişim ilk olarak Fransa’da öğrencilerin kendi bireysel hayatlarından değişim isteği ile başlayacaktı.[4]

Fransa’da 1968 yılına kadar bastırılmış ve taban bulamayan bir öğrenci hareketi vardı. Bunda en büyük etken ise Fransa ve Cezayir arasında yaşananlardı. Cezayir 1962’de bağımsızlığını kazanana kadar Fransa’nın sömürgesi idi. Fransa’nın sömürgesi olmaktan çıkmak için başlattığı bağımsızlık hareketine karşı Fransa hükûmetinin sert müdahalelerine maruz kaldı. Bu müdahalelerde mevcut siyasi partilerin sessiz kalması ve öğrencilerin yaptığı eylemlerin bastırılması, 1960’ların başında apolitik bir ortam yarattı. Bu bastırılmış ortamdan kurtulmanın ilk kıvılcımı, öğrencilerin kişisel ve özel hayatlarını ilgilendiren bir nedenden dolayı 2 Mayıs 1968’de, Paris’te atıldı. Nanterre Batı Üniversitesinden olan üniversiteli 20’li yaşlardaki 150 kişilik bir grup öğrencinin, erkek ve kadın öğrencilerin birlikte kalma haklarının verilmesi için bir araya gelmesi ve 21 yaşından büyük olmalarına rağmen reşit muamelesi görmek için verdikleri bir mücadele ile başladı.[5]

Ardından 3 Mayıs’ta Paris Sorbonne Üniversitesinde başlayan miting, polis tarafından öğrencilere sert müdahalesi ile öğrencilerin okuldan çıkartılarak engellenmeye çalıştı. 6 Mayıs günü Paris’te 20.000 öğrencinin katıldığı yürüyüşe polis saldırınca, barikatlar kurulmaya başlandı.[6] Bu tarihten itibaren Paris sokakları adeta öğrenciler ve polis arasında savaş alanına döndü. Polisin bu sert ve ölçüsüz tutumu karşısında öğrenciler, halkın ve işçi sınıfının sempatisini kazanarak; 13 Mayıs’ta yaklaşık 1 milyon kişinin katılacağı büyük bir eylem yaparak, mücadelelerini büyük bir kitle hareketine dönüştürdü. Bununla birlikte 22 Mayıs’ta yaklaşık 8 milyon işçi ve memurun katılacağı, birçok fabrika ve kamu kuruluşunda süresiz olarak greve gidildi. Bu işçi sınıfının o güne kadarki en büyük ve en etkili grevi oldu. Tüm Fransa’da adeta hayat durmuştu. Bu olaylar neticesinde 30 Mayıs’ta Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle, meclisi feshedip, haziranda erken genel seçime gitti. Her ne kadar da 1968 seçiminden de Gaulle ve partisi başarı ile çıkıp iktidarı sürdürse de eylemlerin yarattığı etki, 1969’da bu iktidarın sonunu hazırladı. Ayrıca birçok sivilin ve polisin ölümüne sebep olan bu eylemler neticesinde, öğrenciler ve işçiler talep ettikleri bazı hakları kazandı.

Fransa’da 1968’in mayıs ayında başlayıp tüm dünyaya yayılan ve müziğinden sanatına birçok alanı etki eden bu eylemler, spora da elbette etkisi oldu. Sporun ve özellikle futbolun birçok insanın hayatında önemli bir yer kapladığını (bu kişilere ben de dâhilim) düşündüğünüzde; okuduğumuz yazılarda, izlediğimiz film, dizi ve belgesellerde çok az veya hiç görmememiz hep ilginç bulduğum bir konu idi. Ancak çok spesifik olarak spora yoğunlaşanlarda sporu bulabiliriz. Fransa 1968 Mayıs olaylarını araştırırken bu durum farklı değildi. Çoğu kaynakta ya bir cümle ile geçen ya da hiç bahsedilmeyen Fransa Futbol Federasyonu işgali de, 1968 Mayıs eylemlerinin olduğu dönemde oldu. Fransa’da spor medyası nispeten sağ eğilimli olduğu için 1968 yılına kadar futbolcuların ve sendikalarının taleplerini pek de dile getirmezdi. Sol bir çizgide yayın yapan Le Miroir dergisi bu talepleri dile getiren tek medya kuruluşu idi. Elbette 1968 Mayıs ayında olan eylemlerde Le Miroir’nın yazarları, eylemleri destekleyenler arasındaydı.

Mayıs ayının ortalarında bir akşam yemeğinde derginin iki önemli yazarı Pierre Lameignère ve François Thébaud’un başını çektiği bir grup, Fransa Futbol Federasyonunu işgal etme kararı alırlar. Amaçları, federasyonun burnu büyük yöneticilerine kendi taleplerini dinletmeye zorlamak ve işgalin büyük bir kamuoyu yankısı yaratacağını hesaba katarak, ülke futbolunun durumu hakkında Le Miroir‘nın çok istediği o büyük tartışmayı başlatmaktı.[7] Büyük bir titizlikle hazırlanan işgal planı 22 Mayıs günü uygulandı. 20 kişilik eylem grubu, Fransa Futbol Federasyonu (FFF) binasını işgal etti. Eylemcilerden hiçbirinin Le Miroir’dan olmaması, Lameignère ve Thébaud en çok dikkat ettikleri olaydı. Çünkü federasyon binasına girerken güvenlik görevlileri tarafından tanınabilirlerdi. İşgal sırasında içlerinde Fransa Millî Takım teknik direktörü ve FFF Genel Sekreterinin de olduğu grup “rehin” alındı. Ardından ise bu yazıya da kapak fotoğrafı olan “Futbol, Futbolcularındır!” pankartı Federasyon binasının birinci kattaki balkonuna asıldı. Eylemciler daha sonra ne istediklerinin içeren manifestoyu okuyup futbolcuları desteğe çağırdı. Bu manifestoda olan bazı maddeler şunlardı:

  • FFF tarafından belirlenen dönemin dışında maç yapılmasını yasa dışı hâle getiren sekiz aylık sezonun kaldırılması.[8]
  • Oyuncuların bir kulüpten başkasına gitmesini önleyen “B” lisansın lağvedilmesi.[9]
  • Profesyonellerin çalışabilmek için imzalamaktan başka seçeneğinin olmadığı “köle sözleşmeleri”ne son verilmesi.[10]
  • Otomatik sabit süreli sözleşmeler yerine özgürce karar verilen çeşitli uzunluğa sahip kontratların getirilmesi.[11]
  • Aktif futbolcularının futbol yönetiminde söz sahibi olması.[12]
  • Futbolun sırtından kazanç elde edenlerin ve liyakat sahibi olmayan sahte finansörlerin futboldan uzaklaştırılması.[13]

Her ne kadar da sol eğilimli kişilerin yaptığı bir işgal eylemi olsa da, talep edilen maddeler (son madde hariç) bugün endüstriyel futbolun temelini oluşturan maddelerdir. Manifestonun açıklanmasından sonra, eylem gerek amatör gerekse profesyonel düzeyde futbolculardan destek bulmaya başlamıştı. Eylemciler, rehinelerin rehin kaldığı sürece onlara ikramlarda bulunup olayın gecesinde ise onları serbest bırakacaklardı. Olayın bir diğer amacı olan medyada yer bulma maalesef Lameignère ve Thébaud beklentilerine karşın büyük bir etki yaratmamıştı. Bunda en önemli sebep ise, Fransa’da aynı zamanda devam eden diğer eylemlerdir. Olayın beklenilen etkiye yaratmaması yüzünden 5 gün sonra başka “alanlarda” mücadeleye devam edilmesi açısından işgal sonlandırılmıştı. Tıpkı diğer 1968 Mayıs eylemlerinde olduğu gibi burada da talep edilenler bir nevi “göz boyama” olarak hayat buldu.  Futbolu derinden sarsıp endüstriyelleşmesine en büyük katkıyı sağlayacak eylem manifestosundaki 2. ve 4. maddeler, ancak Bosman kuralı ile birlikte 1995 yılında hayata geçecekti.

Bosman Kuralı hakkında yazıyı “ismi ile anılanlar” adı altında yazmaya planlıyordum. Tıpkı Panenka penaltısı ve Cruyff dönüşü gibi. Bosman Kuralı’nın temellerini oluşturan futbolcuların bir kulüpten başkasına gidebilmesi ve özgürce karar verilen çeşitli uzunluğa sahip kontratların getirilmesi hakları, ilk olarak Fransa Futbol Federasyonu işgalinde ortaya atıldı. 1990 baharında Jean-Marc Bosman’ın SA Royal Club liegouis ile devam eden iki yıllık kontratı, son birkaç ayına girmek üzereydi. Kulübü Bosman’a maaşını yüzde 75 oranında azaltacak yeni bir kontrat teklifinde bulundu. Maaşını azaltacak bir kontratı elbette Bosman reddetti. Bunun üstüne sözleşmesi bitmesine rağmen transfer listesine konuldu. 1995 yılı öncesi (Bosman kuralından önce) oyuncuların sözleşmeleri bitse bile eğer kulübü izin verirse ve çoğu zaman normal transferlerdeki gibi bonservis ödenerek başka bir kulübe transfer olabilirdi. 1990 yılının mayıs ayında Dunkrik takımı, o dönem 26 yaşında olan Bosman’a çok daha iyi bir maaş teklifi yaptı ama Fransız takımı, RC Liegois ile transfer ücreti konusunda anlaşma sağlayamadı.[14] Bu transferin gerçekleşmemesini itiraz eden Bomsan, Belçika Futbol Federasyonu tarafından süresiz olarak hak mahrumiyeti cezasına çarptırıldı.

Yaşadığı bu haksızlığı kabullenmeyen Bosman, bu olayı bir üst merciye taşımaya kararlıydı. Bosman’ın iddiası futbolcuların tıpkı “normal” çalışanlar insanlar olduğu ve Avrupa Birliği’nin yasaları kapsamında transferinin gerçekleşmemesi çalışanlara tanıdığı serbest dolaşımı ilkelerine de aykırı olduğu yönündeydi. Avrupa Adalet Divanına taşıdığı dava tam 5 yıl sürdü. 15 Aralık 1995’te karara bağlandı. Karara göre:

1) Futbolun bir ekonomik iş kolu olarak kabul edilmesi gerektiğini; futbol dâhil tüm profesyonel spor dallarının, birer ekonomik alan ve aktivite olarak görülmesi gerektiğini;[15]

2) Avrupa topluluğuna kayıtlı futbolcuların, kontratlarının bitiminin ardından bonservis gibi kısıtlamalarla transferlerinin engellenmesinin hiçbir hukuki dayanağı olmadığını;[16]

3) Bosman kararları ile “kulübüyle sözleşmesi sona eren” futbolcular (sporcular), bu karar çerçevesince istedikleri kulüple yeni sözleşme yapabilme serbesiyetine sahip oldu. Bu kararla, özellikle yabancı futbolculara (sporculara), verilen “serbest dolaşım” hakkı, futbolda liberal devrim niteliğinde gelişmelere yol açtı. Futbolcuların (sporcuların), sözleşmeleri bitiminde serbest kalmalarını sağladı.[17]

Bosman Kararının açıklanması ile birlikte futboldaki güç dengeleri kulüplerden oyunculara geçti. Oyuncular artık sözleşmeleri bittiği takdirde, kulüplerine bağlı kalmadan istedikleri takıma gitmekte özgür oldular. Bu oyuncuları güçlendirirken futbolun tamamıyla dışında olan futbol menajerlerini bir anda söz sahibi bir duruma getirdi. Menajerler transferden inanılmaz paralar kazanırken, futbolculara da yön veren duruma geldiler. Ayrıca Bosman kuralı sayesinde AB pasaportuna sahip futbolcular herhangi bir AB ülkesinde yabancı statüsünden çıkartıldı. Bosman Kuralı ile birlikte en fazla etkilenen kulüpler, kendi alt yapılarından oyuncusunu yetiştiren kulüpler oldu. Bunun sebebi ise oyuncular sözleşmeleri bittiğinde bedelsiz bir şekilde kendilerine yüksek maaş verebilen “zengin” kulüplere transfer olabilirler. Bunun en bu büyük örneği ise 1995’te Avrupa Şampiyonu olan Ajax’tır. Ajax kendi alt yapısından yetiştirdiği ve yaş ortalaması 23 olan bir takıma sahip iken Bosman kuralı geçince bir anda oyuncularını Avrupa’nın diğer kulüplerine kaptırdı. Avrupa Şampiyonu olan bir takım aniden düşüşe geçip bir daha Avrupa’da ciddi bir başarı sağlayamadı.

Bosman, mahkeme süresi boyunca dayatılan sözleşmeler ile düşük ücretlerle oynamak zorunda kaldı. Adının verildiği Bosman Kuralı’ndan ise yararlanamadan futbolu bıraktı. Futbolu bıraktıktan sonra hayatı adeta çöküşe geçti. Önce kendi kurduğu tekstil şirketi battı. 2013 yılında ise kızına ve eşine şiddet uyguladığından dolayı 1 yıl hapis yattı. Hapisten sonra ise iş bulamadığından ötürü maddi sıkıntı içerisine girdi. Bosman belki adını daha farklı bir şekilde futbol tarihine yazdırmak isterdi. Golleri ile hatırlanan ve kazandığı kupalar ile tarihe geçmek isterdi. Ama bu dediklerimi birçok kez en iyi şekilde yapan Pele ve Maradona gibi oyuncuların bile futbola, onun kadar büyük bir etkisi olmadı.

 


 

Kaynakça ve notlar:

 

[1] Barker, Colin, Devrim Provaları: Fransa 1968, Şili 1972, Portekiz 1974, İran 1979, Polonya 1980-81. Yordam Kitap, 2010.

[2] Şakiroğlu, Mehmet Selami “Fransa 40 yıl Sonra 1968’e Bakıyor.” Bianet.org. 31 Mayis 2008, https://m.bianet.org/bianet/toplum/107292-fransa-40-yil-sonra-1968-e-bakiyor

[3] A.g.e.

[4] Engels, Frederich, Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu. Sol Yayınları, 2006.

[5] Uluçay, Sürel. “1968, Fransa: ‘Bırakın Yaşayalım!’” Tabella.org. 4 Şubat 2019. https://tabella.org/2019/02/04/1968-fransa-birakin-yasayalim/

[6] “16 Mayıs 1968: Fransa’da genel grev – Öğrencilerin ve işçilerin mücadelesi birleşti”. Marksist.org. 16 mayıs 2016. https://marksist.org/icerik/Tarihte-Bugun/4599/16-Mayis-1968-Fransada-genel-grev—Ogrencilerin-ve-iscilerin-mucadelesi-birlesti

[7] Blizzard Dergi, Kasım 2018, Sayı 1, sayfa 47-52

[8] A.g.e.

[9] A.g.e.

[10] A.g.e.

[11] A.g.e.

[12] A.g.e.

[13] A.g.e.

[14] Doyle, Mark. “Bosman Kuralı’nın 20. yılı: İyi mi oldu, kötü mü oldu?” Goal.com, 15 Aralık 2015, https://www.goal.com/tr/news/2556/editoryal/2015/12/15/18361952/bosman-kural%C4%B1n%C4%B1n-20-y%C4%B1l%C4%B1-iyi-mi-oldu-k%C3%B6t%C3%BC-m%C3%BC-oldu

[15] Bardakçı, Buğra Rahmi. “SPORDA LİBERAL DEVRİM: BOSMAN KARARI” Lawstudent.com. Şubat 2018, http://www.lawtudent.com/makale/sporda-liberal-devrim-bosman-karari/

[16] A.g.e.

[17] A.g.e.

Tabella

Tabella

Tabella, gençlerin kendi gündemleri doğrultusunda seslerini özgürce duyurabilecekleri, herhangi bir siyasi veya ticari bağlantısı bulunmayan bir platformdur. İçeriğinde konu açısından sınırlama yer almayan Tabella, seviyeli bir ortam içerisinde bilimden sanata, siyasetten spora gençlerin hem toplumun düşünce dünyasına özgün perspektifler sunmasına, hem de fikirsel bir etkileşim ortamı sunulmasına imkân sağlar. https://tabella.org

LGBT kitapcık