AktüelEkoloji1.5C sınırı için ‘fırsat penceresi’ kapanmak üzere

IPCC'nin AR6 raporuna göre, COP26'dan önce açıklanan Ulusal Katkı Beyanları, muhtemelen 21. yüzyılda 1.5°C'nin aşılması anlamına geliyor. Artırılmış ve güçlendirilmiş yeni hedefler belirlenmezse 2100 yılına kadar dünya 3,2°C'lik ısınma yolunda ilerliyor.
Gazedda KıbrısNisan 5, 2022
“insan_ticareti"
Gazedda_Patreon

Hükümetlerarası İklim Paneli‘nin (IPCC) 56. Oturumu, Çalışma Grubu III’ün Altıncı Değerlendirme Döngüsü (AR6) Politika Yapıcılar için Özeti’ni  onayladı.

Uzmanlar ve hükümetler yetkililerinden yaklaşık 60.000 yorum verilen ve 278 yazar tarafından sonuçlandırılıp onaylanan raporda 59.000’den fazla bilimsel makaleye atıfta bulunuldu. Bu rapor, IPCC’nin AR5’inin 2014’te yayınlanmasında bu yana ısınmayı 1,5°C ile nasıl sınırlayabileceğimize dair en kapsamlı vizyonu ve 2018’de dönüm noktası olan 1,5°C Özel Raporu (SR1.5) ve nasıl yapılacağına dair en yetkili değerlendirmeyi sunuyor.

Mevcut emisyon eğilimlerini, gelecekteki ısınmanın öngörülen seviyelerini ve küresel ısınmayı Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda 2100 yılına kadar 1,5°C ile sınırlamak için düşük karbon ekonomisine nasıl geçileceğini inceleyen WGIII raporunda, mevcut politika taahhütlerine kıyasla enerji, ulaşım, tarım, binalar ve sanayi genelinde sektörel emisyonlardaki eğilimler dikkate alındı ve dönüştürücü sistemlerin nasıl daha güvenli bir iklim ve sürdürülebilir bir ekonomi sağlayabileceğini gösterildi.

Politika Yapıcılar için Özet’in temel bulguları, önceki raporlara kıyasla AR6’daki yenilikler ve uzman görüşleri şöyle:

Ana bulgular ve üst düzey gözlemler

Son IPCC raporu daha güvenli ve daha adil bir gelecek için net ve umut verici bir vizyon sunuyor. Buna göre, değişim için katalizör niteliği taşıyan kentlerin, politikaların talep yönlü davranış değişikliğini teşvik etmesiyle temel olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenen ekonomik ve ulaşılabilir elektrikli bir dünya resmi çiziliyor. Söz konusu projeksiyonda yenilenebilir enerji kaynakları enerji güvenliğini sağlamaya yardımcı oluyor ve iklim politikaları, sürdürülebilir kalkınma ile uyumlu ve daha fazla biyolojik çeşitlilik kaybına karşı koruma ihtiyacının farkında olarak hızlı ve dikkatlice bir şekilde yürürlüğe giriyor.

Ancak rapor aynı zamanda, değişimin önündeki birçok engelle birlikte ana patikadan uzaklaşıldığını  da açıkça ortaya koyuyor.  Buna göre de alışılagelmiş iş yapış şekilleri, zararlı arazi yönetimi, fosil yakıt sübvansiyonları, maden çıkarma ve kömür, petrol ve doğal gaz altyapısının sürekli genişlemesi, toplumun umutsuzca ihtiyaç duyduğu iyi planlanmış ve geniş ölçekli dönüşümü engelliyor. Bu politikaların sürmesi halinde 3°C’lik ısınmanın gerçekleşeceği bir  yolda olduğumuzu kaydeden IPCC WGII’nin geçen ay yayınlanan iklim etkilerine ilişkin raporu da ısınma miktarının yıkıcı olacağını gösteriyor: .

Bilim adamları, ısınmayı 2100 yılına kadar 1,5°C ile sınırlamak için kısa ve hızla kapanan bir fırsat penceresi olduğundan eminler (1,5°C sınırını aşmadan)

Mevcut fosil yakıt altyapısı, kalan karbon bütçesini tek başına tüketebilir (ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için kalan 510GtCO2bütçesine kıyasla 660GtCO2emisyona neden olur).

1.5°C hedefine ulaşmak için, dünyanın yıllık CO2emisyonlarını 2030’a kadar %48 azaltması ve 2050’de net sıfıra ulaşması, metan emisyonlarını 2030’a kadar üçte bir oranında azaltması ve 2050’ye kadar neredeyse yarıya indirmesi gerekiyor.

Bu, tüm enerji sisteminde dönüştürücü ve uzun süreli bir değişim gerektiriyor;  fosil yakıt kullanımında büyük azalmalar, esas olarak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla çalışan bir elektrik sistemi ve yaygın elektrifikasyon ile sağlanabilir.

Kömür, petrol ve doğal gaz kullanımının (karbon tutma ve depolama (CCS) olmadan) 2050’ye kadar sırasıyla %100, %60 ve %70 oranında azaltılmasıyla, ısınmayı başarılı bir şekilde 1,5°C ile sınırlandırılabilir.

Mevcut Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) 1,5°C’lik ısınma eşiğini aşacaktır ve bu da bizi 2100 yılına kadar 2,8°C’lik ısınmaya doğru bir yola sokar.

Sera gazı emisyonlarının mevcut eğilimi

2018 yılında IPCC 1.5 raporunda ortaya konan net uyarılardan bu yana emisyonlar her sektörde yükselmeye devam etti. Fosil yakıtlardan enerji üretimi ve sanayiden kaynaklanan emisyonlar, pandemi sırasında geçici olarak düştü, ancak 2020’nin sonunda rekor seviyelere yükseldi:

İnsan kaynaklı iklim değişikliği, sürdürülemez enerji kullanımı, arazi kullanımı ve arazi kullanımı değişikliği ile tüketim ve üretim kalıplarından kaynaklanan, yüzyıldan fazla süren sera gazı emisyonlarının bir sonucudur. (D.1.1)

2010-2019, insanlık tarihindeki ortalama on yıllık emisyonlardaki en yüksek artışı gördü. Ortalama olarak, o dönem boyunca yılda 56GtCO2eq emisyona neden olduk. (B.1.1)

İnsan kaynaklı sera gazı emisyonları 2019’da 59 GtCO2eq’ye ulaştı, bu 1990’dan bu yana en yüksek seviye. Başta fosil yakıtlar ve sanayi kaynaklı olmakla birlikte, emisyonlar tüm sektörlerde arttı. İnsan kaynaklı emisyonların yaklaşık %34’ü enerji tedarik sektöründen, %24’ü sanayiden, %22’si tarım, ormancılık ve arazi kullanımından, %15’i ulaşımdan ve %6’sı binalardan kaynaklandı. (Şekil SPM1, B.1.2, B.2, B.2.1)

Küresel ekonominin karbon yoğunluğu biraz azaldı, ancak bu eğilim sanayi, enerji arzı, ulaşım, tarım ve binalardan kaynaklanan artan emisyonlarla maskeleniyor. (B.2)

Acil, etkili ve adil bir sera gazı azaltım eylemi olmaksızın, iklim değişikliği dünya genelindeki insanların sağlığını ve geçim kaynaklarını, ekosistem sağlığını ve biyolojik çeşitliliği giderek daha fazla tehdit edecek. (D.1.1)

Zengin ülkeler orantısız bir şekilde yüksek emisyonlara neden oluyor

Dünyanın zengin ülkeleri en yüksek emisyona neden oluyor. En az emisyon salan ülkeler, iklim etkilerine karşı en savunmasız olmaya devam ediyor:

Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya, Japonya ve Yeni Zelanda 2019’da dünya nüfusunun %22’sine sahipti, ancak 1850-2019 arasında tarihsel kümülatif CO2 emisyonlarının %43’üne neden oldu. Afrika ve Güney Asya, 2019’da küresel nüfusun %61’ine sahipti, ancak yalnızca %11’inden sorumlu. (Şekil SPM2)

2019 yılında en az gelişmiş ülkelerin (LDC’ler) küresel sera gazı emisyonlarından yalnızca %3,3’ünden ve gelişmekte olan küçük ada devletlerinin (SIDS) yalnızca %0,6’sından sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. (B.3.1, Dipnot 18)

Kişi başına emisyonlara göre hanelerin ilk %10’u (zenginlik anlamında gösterge olarak ele alınır), küresel tüketime dayalı hane halkı sera gazı emisyonlarının %34-45’ine katkıda bulunuyor. Alt %50’de kişi başına emisyona sahip olanların katkısı ise sadece %13-15. (B.3.4, Dipnot 22)

Yüksek sosyo-ekonomik statüye sahip bireyler, emisyonlara orantısız bir şekilde neden oluyor ve bu kişiler emisyonlarını azaltmak için en yüksek potansiyele sahip. (C.10.2).

Iklim plan ve politikalarının mevcut seviyeleri dünya için ne anlama geliyor?

AR5 WGIII raporu, Paris Anlaşması‘nın COP21‘de onaylanmasından bir yıl önce, 2014’te yayınlanmıştı. O zamandan beri, iklim değişikliği politikacıların ve medyanın gündemini yükseltti, ancak hala iklim krizinin gerektirdiği düzeyde ilgi ve somut eylemlerden çok uzak:

COP26’dan önce açıklanan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), muhtemelen 21. yüzyılda 1.5°C’nin aşılması anlamına geliyor. 2030’dan sonra artan bir hedef olmadan, 2100 yılına kadar 2,8°C’lik ısınmaya tanık olabiliriz. (B.6.4, C.1.1)

2020’nin sonuna kadar uygulanan politikalar hızla güçlendirilmedikçe, dünya 2100 yılına kadar 3,2°C’lik ısınma yolunda ilerliyor. (C.1)

Emisyonlar artmaya devam ettiği için, ısınmayı 1,5°C ile sınırlama olasılığı, IPCC 1,5 raporunun yayınlandığı yıl olan 2018’e göre daha düşüktür. (C.1.4)

Şu anda en az 18 ülke, üretime dayalı sera gazı ve tüketime dayalı CO2 emisyonlarını 10 yıldan uzun bir süredir azaltıyor. (B.3.5)

2020’ye kadar kapsam ve fiyatlar keskin bir azaltım sağlamak için yetersiz olsa da, küresel GHG emisyonlarının %20’sinden fazlası karbon vergileri veya emisyon ticaret sistemlerine dahil edildi. (B.5.2)

Şu anda, küresel emisyonların %53’ünü kapsayan 56 ülkede sera gazı azaltımına odaklanan ‘doğrudan’ iklim yasaları var ve iklim davaları artıyor. (B.5.2, E3.3)

Yenilenebilir kaynaklar, piller ve elektrikli araçların son 10 yıldaki performansı

Son on yılda yenilenebilir enerji ve depolama sektöründe, fiyatların herkesin tahmin ettiğinden daha hızlı ve dramatik bir şekilde düşmesiyle bir devrim yaşandı:

2010–2019 arasında, güneş enerjisi (%85), rüzgar enerjisi (%55) ve lityum iyon pillerin (%85) birim maliyetlerinde sürekli düşüşler ve bunların kullanıma girmesinde büyük artışlar oldu – örneğin güneş enerjisi 10 kat ve elektrikli araçlar 100 kat fazla kullanılıyor. (B.4.1)

Rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve depolama gibi kilit teknolojilerdeki birim maliyet düşüşleri, 2030 yılına kadar düşük karbonlu enerji sektörü geçişlerinin ekonomik çekiciliğini artırdı. (C.4.2)

Bazı bölgelerde ve sektörlerde karbon yoğun sistemlerin bakımı, düşük karbonlu sistemlere geçişten halihazırda daha pahalı. (C.4.2)

Fotovoltaikler (PV), karada ve denizde rüzgar, konsantre güneş enerjisi (CSP) artık birçok yerde seviyelendirilmiş enerji maliyetleri konusunda fosil yakıtlarla rekabet ediyor. (Şekil SPM3)

Otomobiller, iki ve üç tekerlekli araçlar ve otobüsler de dahil olmak üzere elektrikli araçların maliyetleri düşüyor ve bunların kullanımı hızlanıyor. (C.8.3)

Acil, keskin emisyon kesintileri ve dönüştürücü eylemler gerekiyor

Hükümetleri ve kurumların net sıfır taahhütleri çoğalıyor, ancak 1,5°C’ye giden patikada tutarlı olabilmek için hızlı, kısa vadeli eyleme daha fazla vurgu yapılması gerekiyor. Görevin ölçeği çok geniş ve dönüştürücü nitelikte, ancak halihazırda mevcut olan teknik seçeneklerle mümkün:

Limiti aşarak veya aşmadan, 1,5°C hedefine ulaşmak için en geç 2025’ten önce küresel sera gazı emisyonlarının zirveye ulaşması ve düşüşe geçmesi; ve şimdi ile 2050 arasında keskin, hızlı sera gazı emisyonlarının azaltılması bağlamında olması gerekir. (C.1)

1,5°C hedefine ulaşmak, net CO2 emisyonlarını 2030 yılına kadar 2019 seviyelerine kıyasla %48 azaltmak ve 2050’lerin başında net sıfır CO2 emisyonlarına ulaşmak demek. (C.1.2, C.2)

Bu aynı zamanda, ısınma eşiğini aşma olasılığını azaltmak ve net negatif CO2 emisyonlarına güvenmekten kaçınmak için 2050 yılına kadar %45 oranında düşmesi gereken, özellikle metan başta olmak üzere diğer GHG emisyonlarında keskin bir azaltım anlamına geliyor. (C.1.2, C.2)

Isınmayı 1,5°C ile sınırlamak, tüm sektörlerde acil, keskin ve hızlı sera gazı emisyonlarının azaltımını gerektiriyor.  Tüm enerji sektöründe genel fosil yakıt kullanımında önemli azalma, düşük emisyonlu enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, alternatif enerji taşıyıcılarına geçiş ve enerji verimliliği ve tasarrufu, bunu başarmanın merkezinde yer alıyor. (C.3, C.4)

Genel fosil yakıt kullanımını azaltmak için net sıfır CO2 elektrik sistemlerine ve enerji sisteminin yaygın olarak elektrifikasyonuna ihtiyaç olacak. Fosil yakıtların kullanımı, azaltılması zor bazı sektörlerde minimumda kalabilir ve CCS ile birleştiğinde, zor olsa bile tüm sektörlerde net sıfır CO2 emisyonunu mümkün kılar -. (C.4.1, C.5)

Bazı hızlı politika kazanımları mevcut. Güneş enerjisi, rüzgar enerjisi, kentsel sistemlerin elektrifikasyonu, kentlerde yeşillendirme, enerji verimliliği, talep tarafı yönetimi, iyileştirilmiş orman ve ürün/otlak yönetimi ve azaltılmış gıda israfı ve kaybının tümü halk tarafından destekleniyor, teknik olarak uygulanabilir ve giderek daha maliyetli hale geliyor. (E.1.1)

Bazı ülkeler halihazırda ağırlıklı olarak yenilenebilir kaynaklardan enerji üretiyor. 1.5°C’lik bir gelecekte, 2050 yılına kadar elektriğin neredeyse tamamı sıfır veya düşük karbonlu kaynaklardan sağlanacak. Elektrifikasyon özellikle karayolu taşımacılığı, sanayi, madencilik ve imalatın karbondan arındırılması için çok önemli. Bu enerji güvenliğini de sağlayabilir (C.3.2, C.4.3, C.5, C.5.2, D.1.3)

Düşük sera gazı emisyonlu elektrikle çalışan elektrikli araçlar, kara taşımacılığı için en büyük karbonsuzlaştırma potansiyeline sahip. (C.8, C.8.3)

Enerji tasarrufu ve verimliliği, enerji sistemi genelinde daha fazla fiziksel, kurumsal ve operasyonel entegrasyonun yanı sıra net sıfırın önemli bir parçası olacaktır. (C.4.1)

Talep yönlü önlemler ve son kullanıcı hizmet sunumunun yeni yolları, mevcut politikalarla karşılaştırıldığında, 2050 yılına kadar son kullanım sektörlerinde küresel sera gazı emisyonlarını %40-70 oranında azaltabilir. (C.10, C.10.2)

Uzaktan çalışma, dijitalleştirme, tedarik zinciri yönetimi ve akıllı ve paylaşılan mobilite gibi sistemik değişiklikler, kara, hava ve deniz genelinde yolcu ve nakliye hizmetlerine olan talebin azaltılmasına yardımcı olabilir. (C.8.2)

Metan emisyonlarının çoğu, fosil yakıtların üretimi ve taşınmasından kaynaklanan kaçak emisyonlardan kaynaklanıyor ve çoğu (%50-80) halihazırda mevcut, uygun maliyetli teknolojilerle önlenebilir. (C.4.5)

1.5°c hedefiyle uyumlu bir patikada fosil yakitlarin durumu

Rapor, özellikle petrol ve doğal gaz kullanımının nasıl sınırlandırılması gerektiğine dair tavsiyelerle birlikte 1.5°C’lik bir dünyada fosil yakıt varlıklarının atıl kalacağı yakın vadeli tarihleri ​​açıkça gösteriyor:

Mevcut fosil yakıt altyapısı aşamalı olarak sonlandırılmazsa ve bunun yerine her zamanki gibi çalışmaya devam ederse, gelecekteki 660 GtCO2 kümülatif emisyonlar, 1.5°C hedefinin 510GtCO2’lik karbon bütçesini tüketecek. (B.7, B.7.1)

Karbonu tutulmamış fosil yakıt altyapısının daha fazla kurulması, sera gazı emisyonlarını kaçınılmaz hale getirecek ve 1.5°C’yi erişilemez hale getirecek. (C.4)

Karbon tutma ve depolamanın (CCS) kullanılabileceği senaryolarda, 2050’de küresel kömür, petrol ve doğal gaz kullanımının 2019’a kıyasla yaklaşık %95, %60 ve %45 oranında azalacağı tahmin ediliyor. (C.3.2)

CCS olmadan kömür, petrol ve doğal gaz kullanımı, ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için, 2050’de %100, %60 ve %70 oranında daha fazla azaltılmalı. (C.3.2)

Bu, önemli miktarda fosil yakıtın yanmadan bırakılması ve dünyanın ısınmayı 2°C ile sınırlandırması durumunda toplam değerinin 1-4 trilyon ABD Doları olacağı tahmin edilen büyük miktarda fosil yakıt altyapısının atıl kalması riski anlamına gelir. Bu miktar 1.5°C ile sınırlandırıldığında daha fazla.(C.4.4)

Kömür varlıklarının 2030’dan önce atıl kalma riski ile karşı karşıyayken, petrol ve doğal gaz varlıklarının yüzyılın ortalarına doğru atıl kalması bekleniyor. (C.4.4)

Jeolojik depolama mümkün olursa ve CCS yakalama oranları yeni tesisler için %90-95’e ve mevcut tesisler için karşılaştırılabilir bir orana ulaşabilirse, CCS büyük ölçekli fosil bazlı enerji ve endüstriyel kaynaklardan kaynaklanan emisyonları azaltabilir. (C.4.6, B.7.2, Dipnot 37)

Ancak CCS’nin uygulanması teknolojik, ekonomik, kurumsal, ekolojik-çevresel ve sosyo-kültürel engellerle karşı karşıya. (C.4.6)

Yenilenebilir enerjiye daha fazla yatırım gerekiyor ve fosil yakıtlara hiç yatırım yapılmamalı

Düşük karbona geçiş için sera gazı azaltım maliyetine ilişkin tahminler, genellikle, kirletici altyapı yatırımlarındaki karşılık gelen maliyet düşüşlerine veya önlenen iklim etkileri ve azaltılmış uyum maliyeti açısından azaltımın faydalarıyla dengelenmediğinden, olduğundan fazla tahmin edilme eğiliminde:

Sera gazı azaltım maliyetinin GSYİH üzerindeki etkisinin küresel modellemesi, iklim değişikliğinden kaçınılan zararlardan veya azaltılmış uyum maliyetlerinden elde edilen ekonomik faydaları hesaba katmaz. (C.12)

İklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik zararları içeren modeller, 21. yüzyılda ısınmayı 2°C ile sınırlamanın maliyetinin, ısınmayı azaltmanın ekonomik faydalarından daha az olduğunu buluyor (C.12.3)

2020 ile 2030 arasında, ısınmayı 1,5°C ile sınırlamak için yıllık yatırımların tüm sektörlerde mevcut seviyelerden üç ila altı daha fazla olması gerekir. (E.5.1)

Fosil yakıtlar için kamu ve özel finansman akışlarıyla, yatırım açığını kapatmak ve geçiş için gerekli yatırımı sağlamak için yeterli sermayeye ve likiditeye sahibiz. (E.5.2, B.5.4)

Karbonu tutulmayan yüksek emisyonlu altyapıya devam eden yatırım, emisyon azaltımını hızlandırmanın önünde bir engeldir. (B.6.3)

Fosil yakıt sübvansiyonlarının kaldırılması, emisyonları azaltacak, kamu gelirini ve makroekonomik performansı iyileştirecek, diğer çevresel ve sürdürülebilir kalkınma faydaları sağlayacaktır; bu da 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını %10’a kadar azaltabilir. (E.4.2)

2018’de, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik kamu ve kamu tarafından harekete geçirilen özel iklim finansmanı akışları, UNFCCC ve Paris Anlaşması kapsamında 2020 yılına kadar yılda 100 milyar ABD dolarını harekete geçirme ortak hedefinin altında kaldı. (B.5.4)

Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere yönelik hızlandırılmış mali destek gelişmekte olan ülkeler için iklim değişikliğine karşı ekonomik kırılganlığın da dahil olduğu finansmana erişimdeki eşitsizliklerin azaltılmasını ve ele alınmasını sağlamak için kritik bir kolaylaştırıcıdır. (E.5.3)

Acil azaltım eylemi, geciktirilmiş eylemlere kıyasla, ekonomi için uzun vadeli kazanımların yanı sıra önlenen iklim değişikliği etkilerinden ve ilgili ekonomik kayıplardan kaçınılmasını sağlayacaktır. (C.12.3, E1.3)

‘Temiz elektrikli bir gelecek, güvenli bir iklime giden yoldur’

IPCC’nin raporuna ilişkin iklim örgütlerinden uzmanların görüşleri ise şöyle:

Laurence Tubiana (Avrupa İklim Vakfı CEO’su): IPCC’nin son raporu, hükümetlerin enerji güvenliğini sağlamalarının ve maliyetleri düşürmenin en hızlı yolunun temiz enerjiye yatırım yapmak ve fosil yakıtlardan sonsuza kadar vaz geçmek olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yeni doğal gaz, petrol ve kömür altyapısı sadece halihazırda karşı karşıya olduğumuz ciddi iklim maliyetlerine katkıda bulunmakla kalmayacak, aynı zamanda sıklıkla gerilim, çatışma ve makro-ekonomik istikrarsızlıkla bağlantılı korkunç jeopolitik fosil yakıt sarmalını da besleyecek.

Antony Froggatt (House Kıdemli Araştırmacısı): Hükümetler, hem Ukrayna’daki savaşın etkilerine hem de gelecekteki piyasa bozulmalarına ve iklim değişikliğinden kaynaklanan jeopolitik çalkantılara karşı direnç oluşturan önlemlerinin uygulanmasını hızlandırma fırsatına sahip. Bunlar arasında atık azaltma, davranış değişikliği ve verimlilik iyileştirmeleri yoluyla enerji talebinin azaltılmasına öncelik verilmesi ve esnekliği artırmak ve piyasa istikrarsızlığını azaltmak için enerji sistemlerinde yapılan değişiklikler yer alıyor.

Mark Lewis (Capital İklim Araştırmaları Başkanı): Bu son IPCC raporu, küresel enerji sistemini bu on yılın geri kalanında ne kadar acil olarak fosil yakıtlara dayalı bir sistemden temiz, sürdürülebilir enerji kaynaklarına dayalı bir sisteme dönüştürmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Yenilenebilir enerji ekonomisi artık tüm dünyada açıkça kanıtlanmışken, önündeki zorluk, büyük ölçekte enerji depolamayı geliştirmek ve yeşil hidrojeni rekabetçi hale getirmektir.

Dave Jones (Ember Küresel Program lideri): Temiz bir elektrikli gelecek, güvenli bir iklime giden yoldur. Kömürden elektrik üretim,inin bu on yılda çökmesi gerektiğini uzun zamandır biliyorduk, ancak en son IPCC raporu bunu çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu on yılda temiz elektriği artırmaya yönelik muazzam bir küresel çaba, sektörü 1,5 derece patikasında tutuyor. Rüzgar ve güneş ucuz, temiz, güvenli ve ölçeklenebilir ve geleceğin elektrik sisteminin bel kemiği olacak. Ancak şu anda hükümetler gereken aciliyetle hareket etmiyorlar. Rekor kıran rüzgar ve güneş enerjisi, doğru yönde ilerlediğimizi gösteriyor. Mümkün olan en kısa sürede %100 temiz elektriğe ulaşmak için rekorlar kırmaya devam etmemiz gerekiyor. Elektrik sektörü, elektrikli bir geleceğe geçerken diğer sektörlerde büyük azaltımların önünü açmanın anahtarıdır.

Gazedda Kıbrıs

Gazedda'yı hem yaşatabilmek hem de içeriklerini daha da zenginleştirebilmek için okuyucu katkısına ihtiyacımız var. Bağımsız ve özgür olmak, öyle kalmak ve bu sesi yaygınlaştırmak, daha fazla paylaşmak istiyoruz. Bunun da yolu sizlerin desteğinden, yani yurttaşların, Gazedda’yı sahiplenen insanların gönüllü oluşturacakları fondan geçmektedir. Gazedda’ya patreon üzerinden destek olabilirsiniz. https://www.patreon.com/gazedda

LGBT kitapcık