Stephanos Stavros Evangelides | Sosyal Medya
Kıbrıs’ta LGBTİ+ hareketi, feministten çevreciye, emek hareketinden tarımsal hareketlere kadar diğer çağdaş toplumsal hareketler gibi, artık görmezden gelme lüksümüzün kalmadığı bir dönemeçte bulunuyor. Son on yıllarda elde edilen ilerleme bir gerçekliktir, ancak çoğu zaman teoride kalmaktadır; çünkü hukuk ile gündelik hayat arasındaki mesafe hâlâ büyüktür. Böylece temel bir soru ortaya çıkıyor: Yasalaştırdığı değerleri hayata geçiren bir ülke mi istiyoruz, yoksa ilerlemeyi yalnızca kâğıt üzerinde kabul eden bir toplum mu?
Kıbrıs önemli reformlara imza attı: eşcinsel ilişkilerin suç olmaktan çıkarılması, sivil birliktelik, nefret söylemi ve nefret suçlarının cezalandırılması, sözde dönüşüm terapilerinin yasaklanması. Buna rağmen toplumsal eşitlik ve hukuk önünde eşitlik hâlâ tamamlanmış değildir. Eşcinsel çiftler için evlilik ve evlat edinme, cinsiyet kimliğinin tam hukuki tanınması ve diğer apaçık Avrupa hakları sürekli olarak önceliklerin dışında bırakılmakta, başka bir dönemin değerlerine sıkışmış bir devlet görüntüsü yaratılmaktadır.
Burada bir başka kritik soru beliriyor: Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi üyesi olan 2026 yılının bir Avrupa demokrasisinin, bugünü yansıtmayan bir kültür tarafından felç edilmiş biçimde haklar alanında orta bantta kalması kabul edilebilir mi?
Yeni kuşağa karşı sorumluluğumuz, teori ve göstergelerin arkasında hayatlar olduğunu unutmamaktır. Ailelerine konuşmaya cesaret edemeyen gençler var. El ele tutuşmadan önce etraflarına bakan çiftler var. Dürüstlüklerinin işlerini, barınmalarını, güvenliklerini ya da sağlıklarını ellerinden alabileceğinden korkan insanlar var. Bu gerçeklik bizi şu soruyla yüzleştiriyor: Yanımızda olup bitenleri görmezden gelmeyi ne kadar daha sürdüreceğiz?
Bu ortamda Kostas Gavriilidis’in yolu bir pusula niteliğindedir. Accept LGBTİ Kıbrıs’ın kurucu ortaklarından ve ilk başkanı olarak, sessizliğin kural olduğu bir dönemde kamusal diyaloğu açtı. İlk Cyprus Pride için, sivil birliktelik için ve nefrete karşı kurumsal güvenceler için, başka yol arkadaşlarıyla birlikte mücadele etti. Ülkenin açık kimlikli ilk LGBTİ siyasetçisi olarak görünürlüğün güce dönüşebileceğini gösterdi. O gün cesaret edebildiyse, bugün bizim bahanemiz ne olabilir?
Eşitlik bir lütuf değildir ve hukuk önünde eşitlik bir bağış değildir. Bunlar modern bir devletin yükümlülükleri ve ilerlemek isteyen bir toplumun sorumluluğudur. Kıbrıs, çocuklarının yüzüne bakmaktan kaçınmayı sürdürdükçe gelişmeyecektir; biz de kendimizle yüzleşmekten korkarsak onun dönüşümüne katkı sunamayacağız.
Ve böylece son ve en kritik soruya geliyoruz: Korkuyla ve sessizlik içinde yaşayan bir ülke mi istiyoruz, yoksa sorumluluk, onur, kapsayıcılık ve her insanın benzersizliğine saygıyla ilerleyen bir toplum mu?
Yanıt ne birkaç aktivistten, ne birtakım teknokratlardan, ne de siyasetçilerden gelecektir. Yanıt hepimizden, dayanışma içinde ve tek tek verilecektir. Ve şimdi tam zamanı.



