Karar vermek çoğu zaman bir yön seçmekten fazlasıdır. Seçtiğin her yol, vazgeçtiğin başka ihtimallerin sessiz ağırlığını taşır. Bu yüzden bazen ilerleyemediğimiz yer, yanlış yoldan korktuğumuz değil; kaybetmeyi göze alamadığımız yerdir.
Karar vermek özgürlük gibi anlatılır.
Sanki insan bir şeyi seçtiğinde hafifler, netleşir, ilerler.
Oysa çoğu zaman karar vermek, bir ihtimali gömmektir.
Seçtiğin her yol, seçmediklerinin yasını içinde taşır.
Son zamanlarda en basit gündelik planlarda bile, işler istediğim gibi gitmediğinde içimde bir şey kilitleniyor. Bir saat kayması, küçük bir iptal, ufak bir aksama… Ve ben bir anda yönümü kaybediyorum. Sanki plan bozulduğunda yalnızca program değil, ben de dağılıyorum.
O an şunu fark ediyorum:
Ben sadece plan yapmıyorum. Planın içine kendimi koyuyorum.
Bir şey istediğim gibi olmadığında yalnızca beklentim kırılmıyor. Güven duygum da sarsılıyor. “Madem böyle olmadı, o zaman hiç olmasın” diyen o sert refleks devreye giriyor. Ve karar verememeye başlıyorum. Devam mı etsem? Vaz mı geçsem? Ertelesem mi? Hiç mi yapmasam?
Karar verememek dışarıdan tembellik gibi görünebilir. Oysa içeride başka bir şey olur:
İhtimalleri canlı tutma arzusu.
Çünkü karar verdiğim anda bir şeyi seçerim.
Ve seçtiğim anda, seçmediklerimi kaybederim.
Bu yüzden karar anı çoğu zaman bir kapının kapanma sesidir.
Sliding Doors (1998) filminde, tek bir tren kapısının kapanıp kapanmaması üzerinden iki ayrı hayat ihtimali gösterilir. Aslında mesele “hangi hayat daha iyi?” değildir. İki versiyon da eksik, iki versiyon da yaralıdır. Ama film şunu açık eder: Kapı kapandığında bir versiyon yaşanır, diğeri yalnızca ihtimal olarak kalır.
Benim zorlandığım yer tam da burası.
Karar vermek sorumluluk almaktır.
Sonuçları üstlenmektir.
Yanlış çıkma ihtimalini kabul etmektir.
Karar vermemek ise geçici bir güvenlik sağlar.
Karar vermediğim sürece hâlâ “belki” vardır.
Belki düzelir.
Belki istediğim gibi olur.
Belki başka bir yol çıkar.
Ama hayat “belki”nin içinde ilerlemez.
Karar vermemek de bir karardır.
Ve bazen insan en ağır kararı, hiçbir şey yapmayarak verir.
Son zamanlarda hayatım durmuş gibi hissediyorum. Eskisi gibi değil. İstediğim gibi de değil. Plan yapamıyorum, başlasam sürdüremiyorum, bir şey yolunda gitmeyince bütünü iptal ediyorum. Sanki hareket etmek için her şeyin doğru hizalanmasını bekliyorum.
Ama hayat hizalanmıyor.
Zaten içinde yaşadığımız çağ da hizalanmayı vaat etmiyor. Aksine, her an daha iyi bir seçenek olabileceğini fısıldıyor. Daha doğru ilişki, daha doğru iş, daha doğru zaman, daha doğru karar… Seçenek bolluğu özgürlük gibi sunuluyor; fakat her yeni ihtimal, yanlış yapma ihtimalini de büyütüyor. Bu yüzden karar vermek yalnızca kişisel bir cesaret meselesi değil; sürekli “en doğruyu” seçmemiz gerektiğini hatırlatan bir kültürün baskısı altında gerçekleşiyor.
Belki de bu yüzden küçük bir planın aksaması bu kadar sarsıcı. Çünkü mesele o plan değil; “doğru şekilde ilerliyorum” hissi. Hayatın kontrol edilebilir olduğuna dair küçük bir kanıt arıyoruz. Her şey yolunda gittiğinde, sanki doğru kararlar veriyormuşuz gibi geliyor. Aksadığında ise yalnızca program değil, o güven de çöküyor. Kararsızlık böyle anlarda bir duraklama değil; hatasız olma çabasının yan etkisi gibi çalışıyor.
Aslında küçük bir planın bozulması kimseyi bu kadar sarsmamalı. Fakat mesele plan değil. Mesele, planın içine yüklenilen anlam. O planın tutması, hayatın kontrol edilebilir olduğuna dair küçük bir kanıt gibi geliyor. Aksadığında yalnızca takvim değil, o kanıt da çöküyor.
İnsan bazen kusursuz bir başlangıç beklediği için hiçbir başlangıç yapamıyor.
Her şey istediğim gibi olduğunda mı yaşayacağım?
Her plan kusursuz ilerlediğinde mi karar vereceğim?
Her ihtimal netleştiğinde mi adım atacağım?
O zaman hiçbir zaman.
Karar vermek dramatik kırılmalar olmak zorunda değil.
Plan bozulsa da o gün yine çıkıp yürümek.
Beklenen mesaj gelmese de günü iptal etmemek.
İstediğin gibi gitmeyen bir başlangıca rağmen devam etmek.
Hayat eskisi gibi değil.
İstediğim gibi de değil.
Ama ilerleme kusursuzlukla değil, hareketle mümkün.
Doğru kararı bulmak çoğu zaman mümkün değil.
Fakat karar verebilmek, insanın kendi hayatıyla temas kurmasıdır.
Seçtiğimiz yollar kadar, seçmediklerimiz de içimizde kalır.
Yine de yaşam, ertelenmiş ihtimallerde değil; yürünmüş yollarda oluşur.



