• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Salı, Mart 10, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
16 °c
Nicosia
12 ° Çar
13 ° Per
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Kader Operasına Karşı İsyankar Türkü

Savaşın bize bıraktığı tek gerçek ders şudur: başkalarının güvenlik mimarisi içinde yaşayan toplumlar sonunda başkalarının savaşlarının parçası olur. 

ÇAĞRI CEMALLER ÇAĞRI CEMALLER
10 Mart 2026
Okuma Süresi: 8 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Gece gökyüzündeki ışık hüzmesi kayan bir yıldız mı? Yoksa bana doğru gelen bir drone mu? 

Bir çatışma anında sevdiklerim Lefkoşa’da mı Girne’de mi daha güvende olur?

Bütün bu sorular ve fazlası sanki kaderimizmiş gibi sunuluyor. Demeçlerin gürültüsü içinde gerçeği aramak ise artık naiflik değil, neredeyse bir suç gibi görülüyor. Alternatifin olmadığı, bize sunulan seçenekler arasından birini seçmeye zorlandığımız hayatlarımızda, burnumuza gelen barut kokusuyla savaşa ne kadar yakın olduğumuzu yeniden hatırlıyoruz. Coğrafyamızın kaderinin çoktan yazılmış olduğu iddiası, elimizin kolumuzun bağlı olduğu fikriyle birleşerek bizi mağdur olmanın paradoksal rahatlığında teslim alıyor.

Planların bizden bağımsız yapıldığını söyleyenler, aynı anda o planların içindeki rollerimizi benimsememizi de bekliyor. Maskelere öylesine aşığız ki gerçekliği taşımak neredeyse imkansız hale geliyor. Peki bizi buraya getiren kaçınılmaz bir kader mi? Bugünün savaş bölgesi ile Kıbrıs’taki bu bölünmüş topraklar aynı düzenin ürünü değil mi? Aynı düzen bizi yeniden aynı bataklığa çekmiyor mu?

‘Kader’ diye anlatılan şey çoğu zaman yalnızca iktidarın yazdığı bir hikayedir. Bu hikaye öylesine eski ve öylesine güçlüdür ki Orta Çağ’da yazılır, yirminci yüzyılın başlarında yeniden düzenlenir ve yirmi birinci yüzyılda bize kaderimizin epik kader operası versiyonu olarak sunulur. Yüzyıllardır krallar, soylular ve onların yerini alan politikacılar bize kaderden kaçamayacağımızı anlatır. Güzel sözler, melodi ve o güçlü koro eşliğinde tüylerimiz diken diken olur, donup kalırız. Gücün ve manipülasyonun birleşimiyle bize o epik parçayı ezberletirler;

O FORTUNA!

Talihin çarkı döner, kader senaryosu yazılır ve oyun sahnelenir. Biz ise bu büyük hikayenin karşısında yalnızca seyirci olduğumuza inandırılırız. Politikacı korosu da aynı melodiyi tekrar eder: gerçekçilik, kader, zorunluluk, kaçınılmazlık. Kıbrıs’taki ayrılık böyle anlatılır. Bunlar etrafında örülen ‘stratejik davranma’ maskesi giymiş, sömürenine uyum sağlama pratiğidir. Bölünmüş, parçalanmış bir yurdun üzerinde tepinerek yapılan bu gösteride, kimi şehvetli bir ayrılık çığırtkanlığındadır, kimi melankoliden beslenen bir çaresizlik diline sığınmıştır. Ama koro değişse de melodi aynı kalır: 

O FORTUNA!! EY KADER!! 

Koro solistleri kendi eserlerini sunarken orkestranın en gürültülü enstrümanı olan medya, gerilmiş davuluna tokmağı indirir ve sahne tamamlanır. Senaryoda gidilmesi gereken yolun taşlarını birer birer döşer. Ne düşünülmesi gerektiği, kimin dost ve sığınılacak liman olduğu, kimin düşman ve başımıza bela getiren olduğu her açıdan ezberletilir. Bu süreç esas hedefi saptırmak için elinden geleni yaparken, başımıza örülen çorapların esas sorumluları olan sömürücülerimiz koruyucu meleklerimiz haline gelir. 

Koronun değişmez ve en önemli enstrümanı Gramsci’nin geleneksel entelektüeli sahnede yerini almıştır. O, Düzenin aklını temsil eder ve bürokratik sistemin sözcüsüdür. Her söze ‘gerçeklik’ diye başlayandır. Uyulması gereken senaryoyu halklara ezberleten de O’dur, senaryoya uyum sağlamanın rol modelini gösteren de. Fenomenliğini uyumundan, uyumunu fenomenliğinden besleyendir. Rıza üretme makinesinin altın veya petrol değerindeki aktörüdür. Bütün aktörler hep bir ağızdan çalıp söyler kadim eseri;

O FORTUNA!!!

Ama sahnenin dışında başka bir ses vardır;

Halk

Bütün bu debdebeyi magazin izler gibi izler ve içinden türkülerini söylemeye devam eder;

Eşeği saldım çayıra, otlaya karnın doyura, gördüğü düşü hayra, yoranın da …

Münkir münafıkın soyu, yaktı harap etti köyü, ölüsüne bir tas suyu, dökenin de …

Kendine yaşatılanın farkında olup, en azından yaşarken kaderini değiştiremeyeceğine ikna olmuş birey intikamının peşine düşer. Özne olacağı vaadiyle en üst makamlara oturttuğuna yönelir bakışları. Cümledeki yüklemi hiç belirleyemeyeceğini anladığı anda alaycı intikamının hayalleri başlar. 

Türkü, zayıfın sesidir. Bazen teselli, bazen ezilme şartlarının dillendirilmesi, bazen de direniş bildirisidir. Kader anlatısını ayakta tutan düzen, türkünün teselli yönüne yaslanmak ister. Oysa isyankar türkü, tam da bu teselliden kopup direniş diline dönüşen, halkın sezgisel tavrının bilinçli hale gelme anıdır. O Fortuna’nın karşısına yalnızca teselli eden türkü değil, iradesini belirten isyankar türkü çıktığında talihin çarkı gerçekten kırılabilir. 

Peki bu kadar enstrümana sahip bir koronun karşısına dikilecek olan kimdir? 

Her etkinin bir tepki doğurması doğamızın yasasıdır. Böylece her hegemonyanın kurulabilmiş olması, karşıt hegemonyanın mümkün olduğunu gösterir. Halkın içinde hissettiği sancı, Gramsci’nin organik entelektüelinin doğum çığlığıdır. Ve bu doğum tek bir şarta bağlıdır: halkın kendi için örgütlenmesi. 

Organik entelektüel; halkın yüzyıllarca biriktirdiği sezgisel yön bulma refleksini bilinçli ve sistematik bir düşünceye dönüştürür. İşte bu iki unsur yan yana geldiğinde ertelenen hesap şimdiye zamanlanır. Halk, başkasının ajandasından kendi diline tercümanlık yapanı teşhis eder. Yüzyıllardır hassaslaştırdığı terazisindeki kefesi kendinden doğan organik entelektüele doğru basmaya başlar. 

Geleneksel entelektüel, düzenin çarklarını yağlayan bürokratik aklın kahramanlık edalarıyla sahne alır. Organik entelektüelin ise “biri olma” derdi yoktur. Onun yükü, karşı hegemonya sürecinin taşıyıcı kolonlarını inşa etmektir. Dış müdahaleye karşı Kıbrıs’taki herkes için kendini kalkan yapandır. Kendi alanını büyütmek için Kıbrıs’ı paylaştıran değil, bölünmesine ve üzerinde yaşayanların birbirine karşı zehirlenmesine karşı kendini panzehir kılabilendir.

Burada şunu tespit etmek önemlidir; organik entelektüel kürsülerden nutuk atan bir kurtarıcı kahraman değildir. O, halktan doğan ve halkın refleksini bilinçli ve sistematik düşünceye çeviren entelektüel işlevdir. Dağınık öfkeyi, örgütlü iradeye dönüştürür. Halk pasif seyirci olmaktan çıkar. Mırıldandığı isyankar türküsünü marş edasında söylemeye başlar. 

Artık geleneksel entelektüelin karşısına dikilip sorular sorma yükümlülüğü organik entelektüeldedir; 

Kıbrıs’ı savaşa sürüklemek kimin iradesidir? 

Kıbrıs’a dayatılan ‘garantörlük’ ve ‘dış askeri üsler’e karşılık, halkın kendi güvenlik perspektifini (sömürüsüz, bağımsız, kendi kontrolünde) ortaya koyan bir tartışma başlayacaktır. Bu tartışma, Kıbrıs halklarının ortak iradesini yansıtacak cevaplar bulmaya odaklanmalıdır.

Frantz Fanon’un gösterdiği gibi, sömürge düzeni yalnızca toprakları değil, insanların hayal gücünü de işgal eder. Halklara kendi kaderlerini belirleyemeyecekleri sürekli tekrar edilir. Böylece bağımlılık, bir politik tercih olmaktan çıkar ve kader gibi sunulur.

Adamızda birbirinin karşıtlığıyla beslenen iki statükoyu, hepimizin çıkarının kesiştiği birleşik bir Kıbrıs’a ulaştırmanın hayali ve gayesiyle yola devam etmeliyiz. Halkların içinde hissettiği güvenlik korkusuyla yükselen sancıyı, birbirine dayanarak güvende hisseden, Kıbrıs’a ait organik entelektüellerimizin oluşumuna evriltmeliyiz. 

Böylece O Fortuna’yla anlatılan kader masalı zihinlerdeki yerini türkülere bırakır. Bu yükü taşımak, yalnızca örgütlü kolektif iradede mümkün hale gelir. Böylesi bir iradede, imkansız diye öğrettikleri değişimler hayat bulur.

Savaşın bize bıraktığı tek gerçek ders şudur: başkalarının güvenlik mimarisi içinde yaşayan toplumlar sonunda başkalarının savaşlarının parçası olur. 

Kralların yerini politikacılar almış olabilir. Ama bir gerçek hiç değişmez: Halkın rızası çekildiğinde tahtlar boşalır. Hiçbir iktidar halkın meşrulaştırması olmadan ayakta kalamaz. Tarihi kralların yazdığı söylenir; oysa taşları taşıyanların iradesi olmadan hiçbir şehir kurulamaz. 

Eşeği saldım çayıra diyerek çıkılan yolda Brecht’in sorusu kulaktan kulağa yayılır;

Yedi kapılı Tebai’yi kim kurdu? 

Kitaplar yalnız kralların adını yazar

Yoksa kayaları taşıyan krallar mı?

Ama kayaları taşıyanlar konuşmaya başladığında tarih yeniden yazılır. 

Bugün mesele artık şudur:

Kendi tarihini yazmaya cesaret edecek bir halk mı olacağız, yoksa başkalarının yazdığı kader operasında figüran olarak mı kalacağız?

Seçim bizimdir…

Etiketler: entellektüelgüvenlikkadersavaşsömürgecilik
ÇAĞRI CEMALLER

ÇAĞRI CEMALLER

Tıp Doktoru

Devlet Aklı: Kıbrıs’ta ‘’Mümkün Olanın En İyisi’’ İllüzyonu
Çağrı Cemaller

Devlet Aklı: Kıbrıs’ta ‘’Mümkün Olanın En İyisi’’ İllüzyonu

ÇAĞRI CEMALLER
2 Şubat 2026
Usludan Yeğ midir Delimiz? veya Gregor Samsalaştıramadıklarından mısınız?
Çağrı Cemaller

Usludan Yeğ midir Delimiz? veya Gregor Samsalaştıramadıklarından mısınız?

ÇAĞRI CEMALLER
23 Aralık 2025
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.