• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Pazartesi, Ocak 5, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
16 °c
Nicosia
13 ° Sal
13 ° Çar
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Kaç Like Aldın?

Paylaşımlar, karşılık bekleyen eylemlere dönüştü. Beğenilmeyen içerikler kötü oldukları için değil; yetersiz hissettirdikleri için problemli hale geldi.

Pervin Avcı Pervin Avcı
4 Ocak 2026
Okuma Süresi: 6 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Kaç like aldın?
Bu soru artık masum değil. Bir sohbet açmıyor; bir durum tespiti yapıyor. Görünür müsün, değil misin? Karşılık buluyor musun, bulmuyor musun? Paylaşmanın kendisi bile, bu sorunun gölgesinde şekilleniyor.

Sosyal medya, yakınlık vadeden bir alan olarak hayatımıza girdi. Birbirimizin ne yaptığını, ne yediğini, ne dinlediğini, nerelere gittiğini biliyoruz. Ama bu bilgi, düşündüğümüz kadar yakınlık üretmiyor. Çoğu zaman tanıyor gibi hissettiriyor; gerçekten tanımadan.

Paylaşmak, zamanla kendiliğinden bir eylem olmaktan çıktı. Ne paylaşıldığı kadar, nasıl paylaşıldığı da önem kazandı. Görünürlük ölçülebilir hale geldikçe, değer de ölçülür oldu. Sayılar, beğeniler, izlenmeler… Sessizlik ise giderek bir eksiklik gibi algılanmaya başladı.

Bu noktada paylaşmak, hatırlamaktan çok hesaplamaya dönüştü. Bir içerik yüklendiğinde ilk refleks artık tanıdık: Kim gördü? Kaç kişi beğendi? Ne kadar sürede? Öncekinden fazla mı, az mı?

Ve tam da bu noktada, bu dönüşümle kişisel hayatımın kesiştiği bir yer var.
Sosyal medyada yaşanan bu değişim, benim için yalnızca dışarıdan gözlemlenen bir durum değil; bizzat içinden geçtiğim bir deneyim. Paylaşmanın, hatırlamanın ve görsel hafızanın nasıl dönüştüğünü kendi hayatımda da izleyebildim.

Çocukluğumdan beri hayatımda bir şekilde hep bir fotoğraf makinesi oldu. Fotoğraf benim için hiçbir zaman sadece bir görüntü üretme meselesi değildi; daha çok hem kendimin hem de ailemin belleğini tutmanın bir yoluydu. Albümler, çekmecelerde saklanan negatifler, arkasına tarih atılmış baskılar… Hafıza, uzun süre fotoğrafla eş anlamlıydı benim için.

Bu yüzden Instagram ilk açıldığında, 2010 yılında, gerçekten heyecanlanmıştım. İlk kez, kendi çektiğim fotoğrafları ve kişisel görsel hafızamı aktarabileceğim bir platform bulduğumu hissetmiştim. O dönem Instagram, beğenilmekten çok hatırlamakla ilgiliydi. Anları saklamak, paylaşmak, bir tür dijital albüm oluşturmak gibi geliyordu.

Yıllar içinde gerek aldığım eğitimler, gerekse kişisel merakım nedeniyle çeşitli fotoğrafçılık kursları aldım. Ama beni hiçbir zaman teknik detaylar heyecanlandırmadı. Diyaframdan çok, bir görüntünün ileride nasıl hatırlanacağıyla ilgilendim. Fotoğrafın, zamanı durdurmak değil; zamanı yerine yerleştirmek gibi bir tarafı vardı benim için.

İlk kez gerçekten “iyi fotoğraf çekebildiğime” inandığım telefonumu edindiğimde — iPhone 6s — profesyonel fotoğraf makinem yavaş yavaş geri plana çekildi. Yerini daha ulaşılır, kolay taşınan, her yere benimle gelen ve herhangi bir teknik bilgi gerektirmeyen telefon kameram aldı. Çünkü mesele artık kusursuz kareler değil; anında tutulan bir hafızaydı.

Ama hafıza tutmak için girdiğim bir platformun, zamanla bir performans alanına dönüşeceğini o günlerde bilmiyordum.

Instagram ilk yıllarında benim için bir arşiv gibiydi. Kimseye bir şey kanıtlama ihtiyacı yoktu. Paylaşımlar bir ritme değil, bir hayata aitti. Ne zaman yüklendiği, kaç kişinin gördüğü, kaç kişinin beğendiği ikincildi. Önemli olan, o anın kayda geçmesiydi.

Sonra yavaş yavaş başka bir şey oldu.

Paylaşımlar, karşılık bekleyen eylemlere dönüştü. Beğenilmeyen içerikler kötü oldukları için değil; yetersiz hissettirdikleri için problemli hale geldi. Zamanla estetik de buna göre şekillendi. Bir şeyin güzel olup olmaması değil mesele; algoritmaya uygun olup olmaması önem kazandı. Renkler, ışıklar, açılar, bedenler, duygular… Hepsi trendlere hizalandı. Beğenilen tekrarlandı. Görülmeyen elendi.

Bu noktada çok ince ama derin bir kırılma yaşandı:
Kendi öznelliğimizden yavaş yavaş uzaklaştık.

Yıllar içinde gelişen bir “içerik bilinci” var artık. Ne paylaşılır, ne tutulur, ne görünür kılar… Ama bu bilinç çoğu zaman kendimizi ifade etmekten çok, kendimizi sunmaya hizmet ediyor. Hissettiğimiz şey değil, algılanacak olan öne çıkıyor.

Birbirimizi tanıdığımızı sanıyoruz.
Paylaşımlar sayesinde hayatlara yakınız gibi hissediyoruz. Ama çoğu zaman bildiğimiz şey bir insanın kim olduğu değil; nasıl temsil edildiği.

Tam da burada, geçmişte yapılan bazı uyarılar bugünü daha net okumamıza yardımcı oluyor. Walter Benjamin, 1930’lu yıllarda — henüz sosyal medya yokken, hatta televizyon bile bugünkü anlamıyla hayatın merkezinde değilken — modern hayatın hızlandıkça deneyimi parçaladığını yazıyordu. Ona göre yaşananlar, insanın içinde yer edecek zamanı bulamadan akıp gidiyordu. Hatırlamak ise ancak durabildiğimizde mümkündü. Bugün yaşadığımız şey buna çok benziyor: Görüyoruz, paylaşıyoruz, kaydediyoruz ama çoğu zaman gerçekten yaşayamıyoruz.

Bir zamanlar yalnızca distopik bir gelecek olarak izlediğimiz sahneler ise artık gündelik hayatın parçası. Black Mirror bölümlerinde korkarak baktığımız o kaygan gerçeklik, ekranın dışına taşmış durumda. Gerçeklik giderek akışkanlaşıyor ve ironik olan şu: Bu dünyanın mağdurları olmaktan çok, onun gönüllü içerik üreticileriyiz.

Hiç bu kadar paylaşmamıştık.
Ama hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik.

Çünkü performansın olduğu yerde kırılganlık zor tutunuyor. Sürekli izlenebilir olmak, sürekli “iyi görünme” hâli, insanı kendinden uzaklaştırıyor. Sessizlik eksiklik gibi algılanıyor. Geri çekilmek, görünmez olmakla eş tutuluyor.

Oysa bazen geri çekilmek, kaybolmak değil;
kendine dönmek.

Bu yüzden “kaç like aldın?” sorusu bana artık bir istatistik değil, bir hâl sorusu gibi geliyor. Görünür müyüm, değil miyim? Yetiyor muyum, yetmiyor muyum?

Ama belki de bu soru, kişisel bir meraktan çok, çağın ruhuna dair küçük ama açıklayıcı bir cümle gibi duruyor. Görünürlüğün bu kadar merkezde olduğu bir yerde, paylaşmanın kendisi de kaçınılmaz olarak yeniden tanımlanıyor.

Referans Notları

  • Walter Benjamin, deneyim, hafıza ve modernlik üzerine düşüncelerini özellikle “Hikâye Anlatıcısı” (Der Erzähler, 1936) ve “Mekanik Yeniden-Üretim Çağında Sanat Eseri” (Das Kunstwerk im Zeitalter seiner technischen Reproduzierbarkeit, 1935–1936) metinlerinde geliştirir.
  • Black Mirror, Charlie Brooker tarafından yaratılan; 2011–günümüz arasında yayımlanan, teknolojinin gündelik hayat, kimlik ve ilişkiler üzerindeki etkilerini distopik anlatılar üzerinden ele alan bir televizyon dizisidir (Channel 4 / Netflix).
Etiketler: fotoğrafiçerikinstagrampaylaşımsosyal medya
Pervin Avcı

Pervin Avcı

İletişim, medya ve film alanında eğitim almıştır. Dijital kültür, hafıza ve çağdaş yaşam pratiklerine dair metinlerinde kişisel deneyimi düşünsel sorgulamayla bir araya getirir. Farklı disiplinlere merak duyan, yaşam ve öğrenme hevesini canlı tutmaya çalışan bir bireydir.

İzleyememek Üzerine: Akış Çağında Seçememek
PERVİN AVCI

İzleyememek Üzerine: Akış Çağında Seçememek

Pervin Avcı
28 Aralık 2025
Devam Et
Gazedda

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • Ana Sayfa
  • HABER
    • KIBRIS
    • DÜNYA
    • İKLİM KRİZİ | EKOLOJİ
    • KİTAP & KÜLTÜR & SANAT
    • KORONAVİRÜS
  • MULTİMEDYA
    • GAZEDDAPOD
    • GAZEDDAWEBTV
  • KARŞI AKIM
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
    • YAZARLAR
      • GAZEDDA YAZARLARI
      • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • DÜNYADAN YAZARLAR
    • RÖPORTAJ

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.