Arron Reza Merat | Jacobin
İran’ın İsrail’e yönelik misilleme saldırılarının gerçek boyutu hâlâ net değil. Ancak İslam Cumhuriyeti, iki haftadır İsrail genelinde hem askerî hem sivil altyapıyı vurmayı başardı. Fox News tarafından bile doğrulanan görüntüler, ABD ve İsrail’in hava saldırılarına karşılık olarak Tel Aviv semalarında İran füzelerinin dalgalar hâlinde ilerlediğini gösteriyor. Bu füzelerin birçoğunun hedeflerini vurduğu anlaşılıyor. Bu görüntüler bile, üst atmosferde balistik füzeleri durdurmak üzere tasarlanan İsrail savunma sistemi Arrow 3’ün en azından kısmen başarısız olduğunu düşündürüyor.
Alt atmosferde ise, yine ABD mühimmatına bağımlı olan ve ABD’de elle, uzun üretim süreçleriyle ve son derece yüksek maliyetle üretilen Iron Dome ile David’s Sling sistemleri, İran’ın karşı saldırısı karşısında giderek etkisiz yapılar gibi görünmeye başlıyor. Haziran ayındaki On İki Günlük Savaş sırasında ABD, İsrail’i savunmak için Terminal High Altitude Area Defense (THAAD) füze stokunun dörtte birini tüketti. İsrail’in “yenilmezliği” anlatısının çözüldüğünü görmek için uzman olmaya gerek yok.
Ancak uzmanlara göre tablo daha da ağır. Massachusetts Institute of Technology’de bilim, teknoloji ve uluslararası güvenlik alanında emeritus profesör olan ve eski Pentagon danışmanı Ted Postol’a göre balistik misillemelere karşı önleme oranı en fazla yirmide bir. “İsrailliler insanlara yüzde 87’lik bir önleme oranı söylüyor ve bu tamamen yanlış. En başından beri yüzde 5’in altında,” diyor Postol. “Iron Dome’un başından beri çok düşük önleme oranları gördük. Hava savunma sistemlerinin anlamlı bir katkısı olmadı; daha çok politik bir gösteri işlevi gördüler.” Postol, İsrail’in katmanlı füze savunma sistemlerine dair iddiaları yıllardır sorgulayan, Pentagon içinden isimler ve İsrailli mühendisler dahil çok sayıda uzman ve akademisyenden yalnızca biri.
İran’ın çok daha ilkel hava savunma sistemi de büyük ölçüde çökmüş durumda ve İsrail ile ABD uçakları Tahran semalarında neredeyse serbest hareket edebiliyor; savaşın başından beri Tahran’da hava savunma sesleri duyulmadığını belirten gözlemciler var. Ancak dünyanın en güçlü hava kuvvetleri bile İran’ın füze programını henüz etkisiz hâle getirebilmiş değil. Ana hedefler, yerin derinliklerinde saklanan ve İran’ın geniş coğrafyasında dağlık alanlardan çıkarak İsrail’e saldırı gerçekleştiren “transporter erector launcher” olarak bilinen özel araçlar. İran bu savaşı caydıramadı, şimdi ise caydırıcılığı yeniden kurmaya çalışıyor. İran istihbaratına yönelik ciddi sızmalara rağmen ABD ve İsrail, İran’ın etkili bir karşı saldırı kapasitesini ortadan kaldırmayı başaramadı.
ABD ve İsrail şu ana kadar rejim değişikliği hedeflerine de ulaşabilmiş değil. İran, bölgede ABD-İsrail güvenlik mimarisini destekleyen kritik radar sistemlerini vurdu ve İranlı planlamacılar, ABD varlığını bölgeden çıkarmayı ve İsrail’i nihai olarak zayıflatmayı hedefleyen uzun süreli bir savaşa hazırlanıyor. Bu yaklaşım, Washington’da farklı yönetimler boyunca Tahran’ın benzersiz bir düşman olarak görülmesi gerektiği yönündeki anlayışı da besledi.
Ancak sahadaki görece olumlu gelişmeler Tahran açısından ciddi bir güvenlik ikilemi de yaratıyor. Bu savaşı kaybetmek, yönetim altındaki bu kadim ülkenin parçalanması riskini doğurabilir. Ancak bu denli kararlı rakiplere karşı kazanmak da köşeye sıkışmış bir İsrail’i nükleer seçeneğe yöneltebilir. Trump’a yakın bir danışman, İsrail’in İran’a karşı nükleer silah kullanabileceği uyarısında bulundu.
İsrail’in resmî olarak kabul edilmeyen, ancak yüzün üzerinde başlıktan oluştuğu düşünülen geniş bir nükleer cephaneliği var. Bu cephanelik Fransız desteğiyle geliştirildi ve yıllarca ABD’den gizlendi. Denizaltılar ve uzun menzilli füzeler aracılığıyla kullanılabilen bu kapasite, İsrail stratejisinde “Samson seçeneği” olarak anılıyor. Bu isim, düşmanlarını yok etmek için tapınağı yıkarak kendini de feda eden İncil’deki Samson’a gönderme yapıyor. İsrail kendisini varoluşsal bir tehdit altında hissederse bu seçeneğe başvurabilir. Tel Aviv’in küçük yüzölçümü ve ülke nüfusunun yarısının bu metropolde yaşıyor olması düşünüldüğünde, bu eşik Benjamin Netanyahu’nun zihninde aşılması zor bir sınır olmayabilir.
7 Ekim 2023’te Hamas’ın saldırılarından bu yana İsrail hükümeti herhangi bir geri adım işareti göstermedi. Mağduriyet ve intikam söylemi İsrail toplumunda daha da derinleşti; toplumun büyük bölümü düşmanlarıyla ancak onları ortadan kaldırarak baş edebileceğine inanıyor. Nitekim İsrail, Filistin’deki soykırım, Lübnan’daki hedefli suikastlar ve süren etnik temizlik ile, ayrıca Suriye ve Irak’taki örtülü operasyonlarıyla bölgedeki rakiplerini ciddi biçimde zayıflatmayı başardı.
Tahran’ın daha da ağır bir senaryoyu nasıl önleyebileceği ise belirsiz. İran, kendisine yönelik nükleer bir saldırı durumunda Pakistan’ın İsrail’e karşı nükleer silah kullanacağını iddia etse de, çoğu analist bu iddiayı ciddiye almıyor. Ancak Tel Aviv’in böyle bir adım atması durumunda Ortadoğu’nun jeopolitiği kalıcı biçimde değişecektir. Bölgedeki aktörlerin nasıl tepki vereceğini öngörmek zor.
İsrail’den yetmiş beş kat daha büyük bir ülke olan İran, İsrailli askerî planlamacıların ülkenin varlığının risk altında olduğu sonucuna varmasına yol açarsa ne olur? Tahran ciddi bir güvenlik ikilemiyle karşı karşıya: Ülkenin parçalanmasını isteyen bir düşmana yenilmek ya da konvansiyonel bir savaşı kazanıp nükleer tırmanma riskini göze almak.
Eski dini lider Ali Hamaney, geriye dönüp bakıldığında belki de hatalı sayılabilecek bir stratejiyle İran’ı “eşik devlet” konumuna getirmeye çalıştı. Almanya, Japonya ve Brezilya gibi eşik devletler, siyasi karar alındığı takdirde haftalar içinde nükleer silah geliştirebilecek teknik ve maddi kapasiteye sahiptir. İran’ın da bu kararı almış olması şaşırtıcı olmaz. Bu, ABD ve İsrail’in geçen yazdan bu yana İran’a karşı yürüttüğü ikinci savaş. Ayrıca ABD ve İsrail, müzakereleri açık biçimde savaş aracı olarak kullanarak diplomatik fren mekanizmalarını fiilen ortadan kaldırdı.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) ülkeden ayrılmasından önce İran’ın elinde yüzde 60 zenginleştirilmiş 440 kilogram uranyum bulunuyordu. Nükleer bilim insanlarına göre, bu stokun yalnızca bir kısmına erişim olsa bile İran haftalar içinde birkaç bomba üretebilir. ABD istihbaratı, stokun en azından bir bölümüne erişim sağlandığını değerlendiriyor; bir kısmının İsfahan’daki tesislerin altında gömülü olduğu belirtiliyor.
Uzmanlara göre İran’ın nükleer bir silahı kullanabilmesi için test yapması şart değil, ancak caydırıcılık oluşturmak amacıyla bunu tercih edebilir. İsrail, İran’ın nükleer silaha sahip olduğunu bilse bile caydırılmayabilir. Her iki ülke de kahramanlık ve kendini feda etme anlatılarıyla şekillenmiş tarihsel hafızalara sahip: İsrail için Masada, İran için Kerbela. İsrail’in nükleer seçeneğine adını veren Samson, Dagon tapınağını yıkmıştı; ama bunu kendi hayatı pahasına yaptı.
“Endişem şu ki [İsrail] İran’a karşı nükleer silah kullanmaya başvurabilir. Eğer bu olursa, İran’ın şu anda nükleer silahı olsun ya da olmasın karşılık verecektir,” diyor Postol. “Belki birkaç hafta sürebilir ama nükleer silah geliştirecek ve karşılık verecekler. Böyle bir senaryo mümkün. Umarım ABD, söylediği gibi İsrail üzerinde gerçekten bir denetime sahiptir.”
Arron Reza Merat, İran üzerine çalışan bir analisttir ve daha önce The Economist’in Tahran muhabirliğini yapmıştır.



