English follows
Yüzünde gülümseyişi ile içeriye genç biri giriyor. Hafif tarçın rengi sakalları, mimikleri ile klasik bir İrlandalı, heyecanlı bir selam veriyor. Yeşil atkısının üzerinde Catherine Connolly yazıyor geneselsek celtic fontları ile. Kahve siparişi vermek için kasanın önüne geliyor, gülümsüyorum; “Bu hafta sonu güzel haberler geleceği kesin” diyorum, gözümle atkısına işaret ederek. İrlandalılar heyecanlı insanlar, hızlı ve coşkulu şivesiyle yanıt veriyor; “Çok heyecanlıyım.” Ertesi gün yaşlı bir teyze geliyor, ceketinin üzerinde Catherine Connolly rozeti, hemen yanında ise Filistin bayraklı bir başka rozet var. “Heyecanlı mısınız?” diye soruyorum, “tabii ki” diyor. Catherine Connolly’in kampanyasının ve duruşunun çok değerli olduğunu söylüyorum. Biraz sohbet ettikten sonra rozetini çıkartıp bana veriyor. İrlandalılar paylaşmayı ve dayanışmayı seven insanlar. Seçim sürecinin son haftasında Catherine Connolly kazancağı kesin gözüküyordu, hem de fark ile.

Catherine Connolly Ekim ayında gerçekleştirilen İrlanda cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların %63’ünü alarak İrlanda’nın 10’uncu cumhurbaşkanı oldu. İrlanda’da başkanlık tamamen sembolik ve hiçbir yaptırım-uygulama gücü yok. Öte yandan başkanlığın sembolik anlamı İrlandalılar için önem arz ediyor çünkü başkan olan kişi aynı zamanda İrlandalıların sahip olduğu değerleri en iyi şekilde ve kişiliğinde temsil etmesi bekleniyor. Catherine Connolly gerek politik duruşu, gerek açık sözlülüğü ve gerekse de İrlandalı kimliğinin getirdiği değerleri temsil etmesi açısından daha seçimin ilk gününden doğru bir aday olduğu gözle görülebiliyordu. Catherine Connolly, ülkedeki Sinn Féin de dahil olmak üzere tüm muhalif kesimlerin desteğini alarak seçim süreci boyunca şahane bir kampanya ve ardından zafer ilan etti. Bu yazıda Connolly’nin yaşam hikayesini ve seçim sürecini anlatmayacağım fakat Connolly’nin zaferinin hangi sosyal ve politik bağlam içerisinde gerçekleştiğini, İrlanda’nın temel sorunlarına yönelik Connolly’nin tutumunu ve tavrını anlatmaya çalışacağım.
Anti-kolonyalist bir halk ve Filistin
İrlandalılar, Avrupa ülkeleri içerisinde Filistin’de yaşanan İsrail soykırımına yönelik hem kitlesel hem de bazı eleştiriler olsa da, yetersiz bulunsa da hükümet düzeyinde net tavır sergileyip dayanışma gösteren ülkelerin başında gelmekte. İrlanda’da abartısız hemen her gün Filistin için irili ufaklı eylemler, etkinlikler yapılmakta, kampanya süreçleri örgütlenmekte. İki yıldan uzunca bir süredir hemen her ay Dublin’de kitsele ulusal yürüyüşler organize edilmekte. İrlanda ölçeğinde organize olan “İrlanda-Filistin Dayanışma Kampanyası (IPSC)” muhteşem bir dayanışma ve örgütlülük ağı örneği sergilemekte, ulusal ve yerel mitinglerin organizasyonundan, hükümet ve İsrail ile ilişkisi olan Merkez Bankası toplantılarını basmak dahi bir çok pro-aktif eyleme imza atmakta. İrlanda’nın tarihinde yaşanan kıtlık, göçmenlik ve İngiliz emperyalizminin ada halkına uyguladığı zulum İrlandalıları doğallığında Filistin halkı ile derin ve güçlü bir bağ kurmasının tarihsel arka planını oluşturuyor.

Özellikle kadınlar ve anneler eylemlerde, mitinglerde ve yerel örgütlülük aşamlarında ön planda, başı çeken ve görünürlüğü çok yüksek düzeyde olan kesimler. Kadınların gücü ve enerjisi Filistin dayanışma sürecinde gözle görünür düzeyde. Sosyalist bir kimliği olan Catherine Connolly için de İrlandalıların İsrail soykırımına karşı dayanışma hareketi önemli bir yer kaplıyor. Catherine Connolly kampanyası boyunca aynen kampanyada önce de yaptığı gibi İsrail’e açık bir şekilde soykırımcı dedi, Filistin halkından yana tavır aldı, bazı tartışmaları beraberinde getirse de HAMAS için Filistin halkının kumaşı ifadesini kullanarak HAMAS’ın Filistin devletinin kurucu unsuru olması gerektiğini söyledi. Connolly aynı zamanda resmi seçim videosunda da İrlanda’da yapılan Filistin dayanışma eylemlerine geniş yer vererek İsrail soykırımına karşı İrlandalıların aldığı net tavrın sözcülüğünü yapmaktan geri durmadı. İrlanda Cumhuriyeti hükümet düzeyinde Filistin’i tanıyan, İsrail için ‘soykırım yapıyor’ diyebilen ve Filistin’e yardım eden bir devlet olsa da, özellikle İrlanda merkez Bankası ile İsrail arasındaki tahvil alış verişleri bugün büyük bir sorun ve devlet ayıbı olarak görülüyor.

Catherine Connolly’i zafere taşıyan etkenlerin başında kuşkusuz iki yıldan fazladır süreden İrlanda-Filistin dayanışma hareketi ve İrlandalıların anti-kolonyalist damarı yer almakta.
Savaş karşıtı duruş ve üçlü kilit!
Catherine Connolly’nin ön plana çıkan bir başka yanı ise Avrupa’nın silahlanmasına karşı sergilediği tavır. Bu konunun İrlandalılar için neden önem teşkil ettiğini anlayabilmek için öncelikle iki kritik ve birbirine bağlı meseleyi açıklamak gerekiyor. İrlanda sadece devlet politikası olarak değil, fakat ulus olarak politik ve tarihsel geçmişten getirdiği değerleri bakımdan da askeri tarafsızlık ilkesine (neutrality) ulus olarak benimsemiş ve kimliğinin bir parçası olarak görmektedir. İrlanda Cumhuriyeti NATO üyesi değildir ve prensip olarak da her hangi bir ülkenin askeri operasyonlarına katılmama ilkesini benimsemektedir. İrlanda Cumhuriyeti sadece ve sadece BM’nin barışı savunma veya barış inşası görevlerine katılabilir. Buna bağlı olarak İrlanda’da “Triple Lock” yani üçlü kilit denen bir yasal kısıtlama vardır. Buna göre İrlanda’nın askerlerini yurtdışı görevine göndermesi üç temel kıstasa göre şekillenir. Bunlar kısaca (a) BM Güvenlik Konseyi kararı, (b) İrlanda hükümetinin onayı ve (c) Dáil Éireann yani parlamentonun onaylaması. Bu bir yasal süreç ve yasal sürecin de ötesinde triple lock İrlandalılar için İrlandalı kimliğinin bir parçası.

Fakat ne yazık ki İrlanda Cumhuriyetinin aşırı neoliberal hükmeti Fine Gael ve Fine Fail (İrlanda’nın merkez ve sağ partileri, uzun yıllardır tüm hükümetler bu partiler tarafından paylaşılmakta) yeni bir yasal düzenleme yaparak üçlü kiliti bozmak istiyor. Hükmet yurt dışına asker gönderimi karar alma süreçlerinde üçlü kilitin bir parçası olan BM Güvenlik Konseyi kararı şartını kaldırmak ve BM koşuluna bağlı olmadan asker gönderiminin önünü açmak istiyor. Ayrıca hükümet yurt dışına gönderilebilecek asker sayısını da artırmak istiyor. 2023 yılında yayınlanan uzun soluklu bir araştırmaya göre her 5 İrlandalı’dan biri İrlanda tarafsızlığını savunmakta ve benimsemekte. İşte bu politik bağlam içerisinde Catherine Connolly seçim süreci boyunca NATO’ya ve AB’nin silahlanmasına karşı net bir tavır alarak savaş karşıtı bir tutum sergiledi, İrlanda tarafsızlığını ve üçlü kilitin önemini vurguladı. Üçlü kilitin değiştirilmesi çabasına karşı İrlandalıların duyduğu huzursuzluk Catherine Connolly’e pozitif bir etki olarak yansıdı.
Konut krizi
“Konur krizi politik bir tercihtir”
İrlanda’da çok ciddi bir konut krizi var. Aslında bu bir sosyal krizin en büyük parçası. Bugün genç kuşakların konut sahibi olabilmesi neredeyse imkansız. En küçük stüdyo ev kiraları ortalama 2.000 eurodan başlıyor. 4 veya 5 kişinin yaşadığı paylaşımlı evlerde sadece tek bir oda kiralamak aylık 800-900 euro anlamına geliyor. En genel anlamda ortalama aylık kira 2.500 euro. En basitinden 1+1 daire satın almak en az 300.000 euro demek. Konut krizinin perde gerisinde İrlanda’nın neoliberal yükseliş döneminde hayata geçirdiği başarısız politikalar yer almakta. 90’lardan 2000’lerin ortasında kadarki dönem İrlanda’da da Celtic Tiger, yani “Celtik Arslanları” olarak anılmakta. Bu dönem İrlanda’nın ekonomik yükseliş yaşadığı, inşaat sektörünün patladığı ve bankaların kontrolsüz bir şekilde kredi sağladığı bir dönemdi. Dönemin hükümetleri sosyal konut inşaatlarını durdurup daha çok özel ve bireysel konutların yapıpının önünü açacak kararlar alarak bugün yaşanan konut krizinin koşullarını oluştururlar. Bankalar 2006 yılından itibaren sağladıkları kredileri yönetemez duruma geldiler, kredi sahipleri kredilerini ödeyemez hale geldi. Tam da bu dönem konut piyasasının durduğu, inşaat sektörünün gerilemeye başladığı dönemin başlangıcı oldu. 2006 yılında İrlanda’da 90.000 konut yapılmışken 2014’e gelindiğinde bu rakam 10.000’e kadar geriledi. Bu dönem boyunca konut piyasası sadece özel şirketlerin kontrolüne verildi. Yapılacak konut sayısından, fiyat politikasına kadar konut hakkı özelleştirildi. Bu dönem ayrıca hükümet büyük şirketleri, düşük vergi avantajları sağlayarak ülkeye çekmeyi başardı. Yapılan konut sayısı azalırken, talep artmaya başladı; konut fiyatları hızla yükseldi.

Bugün resmi rakamlara göre ülkede 15.747 evsiz kişi var ve bu insanlar hükümetin sağladığı acil durum konutlarında kalıyor. Bu rakama sokakta yaşayan ve net rakam söylemenin zor olduğu binlerce kişi eşlik ediyor.
Bugün özellikle konut krizi aynı zamanda bir jenerasyon krizi haline de gelmiş durumda. Genç kuşakların ev alabilmeleri çok zor. Hükümet partileri Fine Gael ve Fine Fail ise ev ve konut sahiplerinin, inşaat şirketlerinin çıkarlarını koruyarak onları savunmaya devam ediyor. Konut krizi bugün neredeyse herkesin konuştuğu fakat kimsenin iyileştirici bir adım atamadığı bir kara delik. İnşaat şirketlerinin ve landlord dedikleri ev sahiplerinin Fine Gael ve Fine Fail ile çok ciddi ilişkileri var.
Konut krizinin aynı zamanda bir gelecek krizi olduğu koşullarda Catherine Connolly, kampanyası boyunca konut hakkını sıkça dillendirdi ve bu konuda hep net oldu. Catherine Connolly konut hakkının bir insan hakkı olduğunu ve spekülatif bir ticari ürün olmadığını öne çıkarttı. Konut krizini ısrarla dillendiren Catherine Connolly, genç kuşakların ilgisini uyandırabildi.
İrlanda’nın bütünlüğü ve kimlik politikası
Seçimlerde en fazla dikkat çekici ve taktir toplayan bir unsur ise ülkenin en büyük sol-yurtsever partilerinden, geçen genel seçimlerde Fine Gael ve Fine Fail’i zorlayarak üçüncü gelen Sinn Féin’in kendi adayını çıkartmayarak Connolly’i desteklemesi, dahası kampanya sürecinde aktif rol alması oldu. Sinn Féin’in Connolly’i desteklemesindeki en büyük etkenlerden biri, Connolly’in birleşik İrlanda’yı savunması ve bu konuda da diğer konularda olduğu gibi net ve açık bir duruşunun olması. Bilindiği gibi İrlanda adası İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda olarak ikiye bölünmüş bir adadır. Kuzey İrlanda, İngiltere’nin yönetimi altında bir sömürge parçasıdır. Arada fiziki sınır olmasa da politik, ideolojik, ekonomik ve sosyal sınırlar hâlâ varlığını sürdürüyor. Dublin’den treni binip Belfast’ta indiğinizde İrlanda’dan İngiltere’nin bir kentine varmışsınız gibi hissedersiniz. İRA geleneğinden gelen Sinn Féin için İrlanda’nın tam bağımsızlığı ve bütünlüğünün sağlanması temel bir politik hedef. Sinn Féin bugün hem Kuzey İrlanda’da hem de İrlanda Cumhuriyeti’nde örgütlü ve oldukça etkili bir partidir.

Dahası Connolly’i İrlandacanın (Gaeilge) yaşatılması gerektiği yönündeki çıkışları, İrlandalı kimliğine yaptığı vurgu, seçim kampanyasında kültürel bir kimlik öğesi olarak Celtic kültürüne dair yazı biçimi ve renkler kullanması popülist sol bir stratejinin göstergeleri olarak okunabilir. Fakat burada bir vurgu yapmakta fayda görüyorum, Connolly seçim süreci boyunca kanımca sınıf siyaseti ile kimlik/kültür siyasetini harmanlayabilmiş, her iki patikayı da bir dengede tutabilmiştir. İrlanda’da sol ve demokratik güçlerin bütünlüğünü sağlamak çok zor. Fakat Connolly’nin dili, çizgisi ve duruşu, farklılıklara açık karakteri tüm sol partileri onun etrafında toplanmasını sağladı.

Yeni yollar açılır mı?
Catherine Connolly’nin zaferi bir yandan sembolik bir zafer. Çünkü Catherine Connolly’nin herhangi bir yaptırım gücü yok. Fakat öte yandan bu zafer aynı zamanda İrlanda’nın sol popülist bir liderliğin önünün açılma potansiyelini gösteriyor. İrlanda’da bir sosyal kriz yaşanıyor ve bu gözle görülür bir kriz. Aşırı neoliberal politik doktrinin doğurduğu sonuçlar geleceğe dair gittikçe umudunu yitiren bir toplum yaratıyor! Buna rağmen Connolly’nin seçilmesi, İrlandalıların vicdani olarak temsil edebilecek en iyi aday olmasından değil; aynı zamanda politik olarak da bir arayışın ve arzunun ifadesi olarak okunabilir. İrlanda’nın güncel sorunlarını şu an hükümette olan merkez neoliberal partiler değil çözmek, sorunları ve eşitsizlikleri daha da derinleştirmekteler. Connolly merkezinde yaratılan motivasyon ve potansiyel eğer genel seçimlere de taşınabilirse İrlandalıların bir türlü değiştiremediği merkez partiler koalisyonunun da yıkılma olasılığı doğacağa benziyor.
A Socialist President Shaped by Ireland’s Social Crisis: Catherine Connolly
A young man walks in, smiling. With his lightly cinnamon-coloured beard and animated gestures, he looks unmistakably Irish. He greets me enthusiastically. Around his neck is a green scarf bearing the name Catherine Connolly, written in a familiar Celtic-style typeface. He steps up to the counter to order a coffee. I smile and point to the scarf. “Looks like we’re in for good news this weekend,” I say.
The Irish are expressive people. In his fast, melodic accent, he replies without hesitation: “I’m very excited.”
The following day, an elderly woman comes in. On her jacket is a Catherine Connolly badge, and right beside it another pin bearing the Palestinian flag. “Are you excited?” I ask. “Of course,” she says. I tell her how much I value Connolly’s campaign and political stance. After a short conversation, she quietly removes her badge and hands it to me. Sharing and solidarity come naturally to the Irish.
By the final week of the campaign, Connolly’s victory already felt inevitable — and not by a narrow margin.
In October’s presidential election, Catherine Connolly was elected Ireland’s 10th president with 63% of the vote. The Irish presidency is entirely ceremonial and carries no executive authority. Yet its symbolic weight is immense. The president is expected to embody, in both character and conduct, the values Irish society holds dear. From the outset, Connolly appeared to be the right candidate — through her political clarity, her plain-spoken honesty, and her rootedness in Irish social values.
Backed by the entire opposition spectrum, including Sinn Féin, Connolly ran a remarkably coherent and confident campaign, culminating in a decisive victory.
This article does not aim to recount her biography or trace the mechanics of the election. Instead, it seeks to situate Connolly’s win within the broader social and political context of contemporary Ireland — and to examine her stance on the country’s most pressing issues.
An Anti-Colonial Society and Solidarity with Palestine
Among European countries, Ireland stands out for the clarity of its position on Palestine. Despite ongoing criticism that governmental action remains insufficient, Ireland has taken one of the most explicit stances at state level against Israel’s actions in Gaza, which it has openly described as genocidal, while extending diplomatic and humanitarian support to Palestinians.
Solidarity with Palestine is not confined to official statements. Across Ireland, demonstrations, cultural events and grassroots actions take place almost daily. For over two years, large-scale national marches have been held in Dublin nearly every month.
The Ireland–Palestine Solidarity Campaign (IPSC) represents one of the most organised and sustained solidarity movements in Europe — coordinating mass protests, local initiatives and direct actions, including interventions targeting financial institutions linked to Israel. Ireland’s own historical experience — famine, mass emigration and centuries of British colonial rule — forms the emotional and political backdrop for this deep identification with the Palestinian struggle.
Women, particularly mothers, play a visibly leading role in this movement, often shaping its tone, persistence and organisational strength.
For Catherine Connolly, a committed socialist, this solidarity movement is central rather than symbolic. Throughout her campaign — as she had done long before it — Connolly openly referred to Israel’s actions as genocide and positioned herself firmly on the side of the Palestinian people. She did not shy away from controversy, describing Hamas as emerging from the social fabric of Palestinian society and arguing that it would inevitably form part of any future Palestinian political reality.
In her official campaign video, Connolly prominently featured Ireland’s Palestine solidarity protests, consciously positioning herself as a spokesperson for the public mood rather than distancing herself from it.
While Ireland formally recognises Palestine and has criticised Israel at the highest political level, ongoing financial ties — particularly bond trading between the Irish Central Bank and Israel — are widely viewed as a moral contradiction and a national embarrassment.
There is little doubt that Connolly’s victory was shaped, in part, by the sustained Palestine solidarity movement and by Ireland’s enduring anti-colonial political instinct.
Anti-Militarism and the “Triple Lock”
Another defining element of Connolly’s campaign was her unequivocal opposition to European militarisation. To understand why this resonates so deeply in Ireland, two interconnected realities must be considered.
Ireland’s commitment to military neutrality is not merely a policy choice but a core component of national identity. The Republic of Ireland is not a NATO member and has long maintained the principle of non-participation in foreign military operations, except under UN peacekeeping mandates.
This principle is safeguarded by what is known as the “Triple Lock” — a legal framework requiring three approvals for the deployment of Irish troops abroad: authorisation from the UN Security Council, consent of the Irish government, and approval by Dáil Éireann, the national parliament. For many Irish citizens, the Triple Lock represents more than law; it is a moral boundary.
Successive neoliberal governments led by Fine Gael and Fianna Fáil have sought to dismantle this framework, proposing to remove the UN mandate requirement and expand overseas troop deployment. According to research published in 2023, a significant proportion of Irish society continues to strongly identify with neutrality.
Within this context, Connolly’s firm opposition to NATO expansion, EU rearmament and the erosion of the Triple Lock translated into tangible political support. Public unease over militarisation worked decisively in her favour.
The Housing Crisis: “A Political Choice”
“The housing crisis is a political choice.”
This slogan dominated a mass protest in Dublin last July, attended by over 15,000 people.
Ireland’s housing crisis is severe — and it lies at the heart of a broader social breakdown. For younger generations, home ownership is now largely unattainable. Studio apartment rents begin at around €2,000 per month. Renting a single room in a shared house can cost €800–900. Average rents hover near €2,500. Purchasing even a modest one-bedroom apartment requires at least €300,000.
The roots of this crisis lie in neoliberal policies implemented during the Celtic Tiger era. Governments dismantled social housing programmes while incentivising private development and speculative investment. When the financial system collapsed in 2006, housing construction plummeted — from 90,000 homes built annually to barely 10,000 by 2014. Housing was effectively privatised as a social right.
Today, official figures list nearly 16,000 people in emergency accommodation, alongside thousands more living on the streets. The crisis has become generational. Yet governing parties continue to prioritise landlords and developers, with whom they maintain deep political ties.
Throughout her campaign, Connolly consistently framed housing as a human right rather than a market commodity — a message that resonated strongly with younger voters.
Unity, Identity and the Irish Left
One of the most striking developments of the election was Sinn Féin’s decision not to field its own candidate and instead actively support Connolly. Central to this decision was Connolly’s unequivocal support for a united Ireland.
Despite the absence of a physical border, Northern Ireland remains politically, economically and socially distinct. For Sinn Féin — rooted in republican and anti-colonial traditions — reunification remains a core objective.
Connolly’s advocacy for the Irish language (Gaeilge), her emphasis on cultural continuity, and her use of Celtic symbolism during the campaign can be read as elements of left-wing populism. Crucially, however, she succeeded in balancing cultural identity with class politics, avoiding exclusionary narratives while building broad coalitions across the Irish left.
Ireland’s Variant of Left Populism
Catherine Connolly’s victory is symbolic — the presidency carries no executive power. Yet symbolically, it marks something larger: the visible emergence of a left-populist political possibility in Ireland.
The country is experiencing a deep social crisis driven by decades of neoliberal governance. The centrist parties currently in power have proven incapable of addressing — and often exacerbate — inequality and social insecurity. If the political energy generated around Connolly can be carried into future general elections, Ireland’s long-standing centrist dominance may finally be challenged.


