Çok uzun zamandır aklımı kurcalayan bir mesele ve bir anda bu meseleyi evime konuk eden o film. Sorry, Baby.
Film, hem istismar meselesini işlerken bunu teşhir etmiyor, sömürmüyor, hem de bize kendi çağımıza tanıklık etmemiz için bir pencere açıyor aslında. İzleyiciyi de tetiklemeden, travmanın öylelikle geçip giden bir şey değil, sadece ağırlık ve biçim değiştiren bir şey olduğunu, yaşandığından itibaren zihin ve beden ikilisini nasıl etkilediğini, bize derinden ve sessizce aktarıyor. Konusunu duyduğumdan beri bende merak uyandıran, ama ayni sebeptendir ki izlemeyi de sürekli ertelediğim bu filmi nihayet cesaret edip kendi içimde hala adını koymaya çalıştığım bir yerle izleyebildim.
Bu filmde ana karakterimiz Agnes’e hayatının bir noktasında çok kötü bir şey oluyor, biz de onun ihlal edilen sınırlarını korumasını ve yeniden kurma ihtiyacını izliyoruz aslında. – ki zaten hayatın bir noktasında mutlaka çok kötü şeyler olur, ve kendini güvenin incecik bir yerinden kırılmış bir halde bulursun ve sınırlarını yeniden kurma ihtiyacı bazen yakıcı bir hal alır.
Benim için film boyunca kendi hayatıma ayna tutturan konu da bu aslında. Bir parçanın hep yaşanan kötü şeyin orasında kök salması, hayatına sinsice ortak olması, ama bir yandan da şunu hatırlatması: insan, aynı anda hem en iyi hem de en kötü hayatını yaşayabilir.
Aşamadığım o kadar anın olduğu bu filmde bende sarılma hissi uyandıran ve görüldüğümü hissettiğim, ve zaman zaman kendimize hatırlatmamız gereken bu sahnenin varlığı bence çok değerli:
Agnes, bir panik atağın ortasında arabasını bir sandviç dükkanının önüne park eder. Dükkan sahibi kapıya vurup oraya park edemeyeceğini söylemek için geldiğinde Agnes’in nefes alamadığını fark eder ve ona kendince nefes egzersizi yaptırıp sakinleşmesini sağlar. Bir sonraki sahnede birlikte bir sandviç yerken Agnes, az önce tanıştığı dükkan sahibine, üç yıl önce yaşadığı kötü şeyi hala atlatamadığını söyler. Dükkan sahibinin Agnes’e verdiği cevap aslında çok basit ve hatırlamamız gereken bir cümle:
“Bu, o kadar da uzun bir zaman değil.”
İyileşme hali hiçbir zaman düz bir çizgi olmadı ve tek bir yöntemi yok.
Bazen bir adım ileri, bazen yarım adım geri.
Bazen kapıyı kilitleyerek, bazen bir kediyi sahiplenerek, bazen de iki 🙂