Hiç kimse kusura bakmasın. Tufan Erhürman’a duyduğum güven hiçbir zaman sonsuz olmadı. Bugün de değil. Onu destekleyip hayal kırıklığı yaşayanları, umutla bekleyip hüsrana uğrayanları tek tek görüyorum. Ve açık konuşayım: “Biz demiştik” demenin o tatsız haklılık hissine de, haklı olmanın bu adaletsiz düzende hiçbir işe yaramadığı gerçeğine de tahammülüm kalmadı ve buna isyan ediyorum. Hâlâ daha “ona biraz zaman tanıyalım, süre verelim” diyenlere ve kendi telkinleriyle oyalananlara da inancım yok.
Bu memleketin kaybedecek zamanı yok çünkü zaman hep sizin saltanat zamanınız oldu bu güne kadar. Zaman çözüm üretmek için değil, oyalamak için kullanılıyor. Şartlı, çekingen, üstten bakan, Kıbrıslı Rumları sürekli suçlayarak tıkanmasını istediğiniz bu gidişat, hayra alamet değil.
Sanki bunun bir Anglo Amerikan projesi olduğunu bilmiyormuşuz gibi, yüzyıllardır aynı adada birlikte yaşadığımız Kıbrıslı Rumlara işaret ederek kendini aklayacağını sanan bir Kıbrıslı Türk siyaseti anlayışını mı hak ediyor Kıbrıslılar?
Bedelini yıllardır ödüyoruz. Erhürman’a “idare eder, Tatar’dan daha eğitimli, diksiyonu düzgün ve ciddi” denilerek içirilen sulandırılmış ayranların faturası ağır olacak. Bu başkalarına hizmet eden anlayış statükonun geri döndürülemez inşasıdır. Dil vasat, niyet ortada, balık en baştan kokmuştur. Ama yavaş yavaş onu körü körüne destekleyen kesim de bunu fark ediyor. Hâlâ daha, sütten dili yanan bu kesim, yoğurdu da ayranı da üflemeden yiyor, içiyor. İrade demeye bin şahit isteyen bu işgal düzenini bir beş yıl daha meşrulaştırmanın, Erhürman’ı KKTC adı verilen bu illegal yapının içinde saygıdeğer bir devlet adamı pozuna büründürmenin hiçbir gerekçesi yoktur. Yapılmak istenen de yalnızca budur.
Bu kadar mı körleşti gözünüz?
Bu kadar mı sustu vicdanınız?
Aylardır çocuklar ve masumiyet üzerinden kurulan vaatlere bu denli kayıtsız kalabilmenizi anlamak mümkün değildi. Bunu masum birşey olarak savundunuz. Şimdi de Kıbrıslılar dışında herkesin çıkarına çalışan, kaderin sillesiyle dünyanın dört bir yanına savrulmuş diaspora Kıbrıs halkının tarihine, değerlerine, kayıplarına, uğraşlarına, dünyada tutunma dirayetlerine, coğrafi hafızaya ve kimliğe duydukları saygıya ve Kıbrıs sevgisine zerre saygı duymayan bir Kıbrıslı Türk liderliği mi istiyorsunuz?
Ne haddinize?
Barışı itaatle karıştıran ve her defasında Kıbrıslı Rumları suçlayarak kendini temize çıkaran birinden lider çıkmaz, işbirlikçi bürokrat, belki.
Kıbrıslı Türkleri temsil edecek kişi Erhürman olamaz. Yanılmayı o kadar çok isterdim ki, ama ortada somut örnekler yokken ve yanıldıklarım konusunda özür dilemeyi de bir erdem olarak görürken durum bundan ibarettir.
Kuzey Kıbrıs’ta yanılsamalarla yürüyen bu siyaset, gerçekliği çarpıtan, barış isteğiyle süslenmiş gibi yapıp, barış dilinden yoksun, arada da Kıbrıs Cumhuriyeti eski başkanının cenazesine giderek, ya da Limasol’daki yangına giderek de sembolik görüntüler veren ama içi boş bir temsil ve tahakküm figürü olduğu açık olan bir gidişat bu.
Bir beş yılı daha kurtarmaya odaklanmış biriyle barış ve birleşik Kıbrıs nasıl olur? Adını ne koyarsanız koyun; ister federasyon ister başka bir şey, bu şekilde olmaz.
Nasıl olur?
Bu büyük sorumluluktur ve kuzeyde kendi küçük saltanatını kurup efelenenlerin, Kıbrıs’ı bir arazi ve çıkar kapısı olarak görenlerin değil gerçek anlamda seven insanların taleplerini kaale alarak olur.
Gerçek çıkarlar masaya konularak, ödün vermeyi bilerek, orta yol aranarak olur.
Daha en baştan masaya oturmamak için naz yapma lüksünüz mü var sizin?
Bu anlayışa ihtiyacımız yok.
Barış kelimelerle değil cesaretle risk alabilme iradesiyle ve samimiyetle de kurulur.
Manipüle edilmiş bir barış söylemi barış değildir.
Kıbrıslıların çıkarlarını öncelemediğiniz çok açık.
Toplumsal eşitsizlik derinleşirken, Kıbrıslı gençler bu ülkeden umudunu kesmişken, kamusal çöküş neredeyse sıradanlaşmışken hala daha aynı siyasal reflekslerle yol almayı kabul etmemizi nasıl beklersiniz?
Ya bu yoldan yol yakınken dönülür, koşullara teslim olmadan, sahici, doğru, etik ve barışçıl bir uzlaşma için gerçek bir risk alınır ya da açıkça denir ki “ben bu etik sorumluluğu ve vicdani yükü taşıyamıyorum” ve istifa edilir.
Beş yıllık bir iktidar bireysel refahınızı, kişisel egonuzu ya da sizi sorgusuz sualsiz alkışlayan çevreyi tatmin etmek için verilmedi.
Kimse sizi eleştiriye kapalı bir konfor alanı inşa edesiniz diye seçmedi.
Açık söyleyeyim: Bizi temsil ettiğinizi düşünmüyorum. Ve size inanan kesimin de yavaş yavaş gerçekleri görmeye başladığını hissediyorum. Bu gidişat iyiye işaret değil.
Eğer az da olsa sorumluluk duygusu, kolektif değişime dair bir his kaldıysa içinizde, ve elli küsür yıldır yapılanın aynısını bir kez daha yapmak istemiyorsanız, söylediklerimize kulak verirsiniz.
Bizi ve bizim gibi düşünenleri itibarsızlaştımaktan ve yokmuşuz gibi davranmaktan vazgeçin. En kibar halde bu kadar ifade edebilirim ancak.
Bu toplum artık kopya siyaset istemiyor.
Yetmedi mi bu kadar?
Aynı duvara, aynı hızla çarpmanın adı siyaset değil, inat, kişisel refah hırsı, kariyer- itibar budalalığı, yani pişkinliğidir.
NATO kafa, NATO mermer…
Ve bedelini yine masum insanlar, hep bedeller ödeyenler, mağdur olmaya devam edenler ödüyor, siz de paraları hak etmeden götürüyorsunuz…
Bu mudur hak, bu mudur hukuk ?



