• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Salı, Şubat 17, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
14 °c
Nicosia
13 ° Çar
12 ° Per
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Burası Türkiye, Dönsün Dünya

nefes alma mesaileri

LEVENT ATİKOĞLU LEVENT ATİKOĞLU
17 Şubat 2026
Okuma Süresi: 6 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Yaz’ın yakıcı güneşi, kışın delirtici soğuğu birikti; beyan oldu öleceği. Yüksek kayalıklar, boylu boyunca ömür, kırk kere kırık maşallah’lar, ezberlenen hatıralar… Bir yenisi daha eklendi, dizildi patır patır çileşen geçmişimize. Çünkü burası epeydir Türkiye. 

Yaşamak Kıbrıs ise ve her geçen gün daha da çile, daha da tasalıysak, öldürüyorsa bu yaşama isteği, nedendir durduramıyoruz hala daha bu çarkı, bu ihaneti? 

Sevdiklerimize, en yakınımıza sitemlerimiz, stres, endişe, yıpranmalar, kavgalar…

Sistemin bizi deli çıkardığı, hasta ettiği, o en kırılgan, en acımasız, adaletsiz, mecburi haller…  

En sevdiğimizden, en çok değer verdiğimizden çıkardığımız sinirimiz öyle büyük acıtıyor ki, hayatın dövünüp durmalarıyla cebelleşirken, bir an durma ihtiyacı, bilinçli, kendi kendime nefes alma hatırlatmanın mesaileri oldu sonra bunun adı.

İnsan; canı ağrıdığı yerde başlar ve biter. En çok da nefessiz kaldığını fark ettiğinde korkar ölmekten, hatırlar geçmişi. 

Peki hafızası işgal edilmiş bir yerde geçmiş neye tekabül eder?

Ve bazen yaşamak, yalnızca dayanmakla eş anlamlı hale gelir; sabretmek, beklemek olur.

Bu büyük ormanda tek bir ağaç gibi hür olmaktan vazgeçen kaç kişi var?

Derdimizle, var olmaya ve kendi şekillerimizde yaşama çabalarımızla, gerçekliğimizin bizi kendine bağladığı yerde çözülmeleri başlatmalı bu noktadan sonra.

Yabancı dilde anlatmaya, kekelemeler olmaya, Baf dönüşü Trodos’a uğramaya; muz ve avokadolarla görsel şölen yaşamaya, dağdan akan buz gibi suyla ellerimi yıkamaya daha fazla vakit ayırmaya başladım ben.

Su… Ve o eller yıkanacaktı çünkü, her fırsatta.

Telefon görüşmelerimde hararetli, nefes nefese, kalp atışının hızlanma karışımı tartışmalarımı gözden geçirmeye başladım…

Ve o muhteşem diksiyonda, aksanda, özgüvende, “her şeyi yapabilirim, başarabilirim”lerde, tüm özelliklerde, yeteneklerde… Dünyanın biriken acımasızlığı ve sisteminde kendimizi birilerine ispatlamaya çalışırken, aslında az değil “fazla” olduğumuz gerçeğini buldum.

Bir de yüzsüzce, kışı atlatmadan, hevesimizi almadan Yaz’ın gelmesi…

Ne büyük bir çiledir kurtarılmak, garantiye alınmış hayatları yaşadık sanmak, aldatılmak… İlim ilim her karışının işgal, talan, istila edilmesi hafızanın, sömürülmesi aklın, kökünün kurutulması vicdanın…

Ada yarısını Türkiye yapıp, sonra bütün bu pisliğe karşılık “size her şeyi yapabiliriz, biz kan döktük aldık, sizi kurtardık” denilmesi.

Ve bizim de kendimizi heba etmemiz, parça parça olmamız, bölünmemiz. 

Sevdiklerimizden uzakken yakın olmaya mecbur kalmamız, yakındayken uzakları çağırmamız, ah o hayat kalitemiz…

Bir yol genişletmesi, çöplerin toplanması, bir sokak lambası, bir fırsat eşitliği, nefes alanları… 

Muzdarip olmaktan vazgeçmeye çalışan heyecanların, bir tane bile cesaretli, işgal düzeninin başına geçmiş Türkçe konuşan Kıbrıslının çıkıp da tüm tutuklanma riskine, her şeye rağmen, karşı çıkamaması bu çarkın dönmesine…

Ah o cesaretsizlik yok mu, ah o planlı hengâme…

Tüm zevkleri, hazları, dünyanın tüm karnavalları, tüm bedellerine rağmen “ya geçerse yaşama hevesim” korkuları, bunu yapacak cesaretli, köklü, kökleme seansları, o kirli zevk çukurunu sinsice yaşayanlar…

Ve bir değişim iradesi gösteremeyen Kıbrıs’ın kuzeyi: artık bir Türkiye şimdi.

Tüm pisliğiyle, kiriyle, etik dışı, yasa dışı her şeyiyle.

Bu açık işgal, kapalı odalarda, çifte standartlı uluslararası arenalarda…

Onlar istese çoktan çözerdi ya bizi; onlar da çok güzel bizimle oynadılar. Ve biz de bu oyunda çok güzel sahne aldık, payımıza düşenlerle oyalandık bu akışta.

Birileri “böl-yönet” dedi; hâlden hâle bölündü coğrafya. 

Her hal oldu ama büyük kazançlar elde edenlerle kaybedenleri bir tek ölüm birleştirdi günün sonunda.

Bu ülkenin dünyadaki hafızası, dokusu, doğusu, batısı, güneyi, kuzeyi-her yeri sızlıyor.

Diaspora cepte bir “British”, bir “Cypriot” ve birçok kimlikle uzaklarda.

Ve sizin de payınız yok mu buranın daha da fazla Türkiye, daha çok bayraklı, daha çok yüzsüz, daha çok ihanete uğramış olmasında?

Burada herkes her geçen gün bu düzeni normalleştirmek ve “karşıyı” suçlamaktan geçiniyor. Hükmünü almadan, bu süre zarfında, bu cennet adada, güzel bir hayat, birleşik Kıbrıs umudu derken bitiyor hayatlar.

Ah, burası her gün daha fazla Türkiye oluyor. Ve çıkıp garantörü olduğu devleti işgal eden, topraklarını bölen Türkiye, bizi burada adeta rehin gibi tutuyor, İsrail’den de bizi kurtarabilecek kadar bizi seviyor… 

Ah o kaşımız, ah gözlerimiz, ah o kurtarılmayı bekleyen hayatları birer birer söndürüşümüz.

Bir çıkarma daha yapsalar da bu sefer tamamen yok olsak, ne olacak?

Cellatken kurtarıcı olduğunu söyleyen, hazır, planlı, projeli bir tarihi yazmak için aklımızla oynayan tarihler her fırsatta her ihtimale hizmet etmeye hazır.

Burası Türkiye; burası belki de hiç Kıbrıs değildi aslında. 

Bu akıl tutulması, hazır iradesizlik, teslim olmak için doğmuş biz, birbirimizi yemeye devam edebiliriz…

Belki bir Kıbrıs kalmıştır bir adım ötede. Belki o barikatların trafiği rahatlarsa, yeni barikatlar açılırsa, fonlu projelerle cepler dolarsa…

Belki gidebiliriz Türkiye’den Kıbrıs’a.

Belki o zaman sevdiklerimizi, annemizi, babamızı daha fazla üzmeyiz mutsuzluğumuzla, sistemin hasta ettiği çocukların hayata tutunma uğraşlarıyla…

Etiketler: işgalkıbrıssömürütürkiye
LEVENT ATİKOĞLU

LEVENT ATİKOĞLU

"Sevgiyi memleketine sığdıramayan çocuk, Gün batımını keşkeli konuşmalara kattı gece gece. On kişinin durduramadığı burun kanamam durdu, Bir oğlak can verince"

“Uyuz Guduz Alameti da Çok”
Levent Atikoğlu

“Uyuz Guduz Alameti da Çok”

LEVENT ATİKOĞLU
12 Şubat 2026
Ah Çektik, Karşıdaki Dağları Yıkmadan
Levent Atikoğlu

Ah Çektik, Karşıdaki Dağları Yıkmadan

LEVENT ATİKOĞLU
3 Şubat 2026
Erhürman: Bi̇r Ta(Hak)küm Fi̇gürü
Levent Atikoğlu

Erhürman: Bi̇r Ta(Hak)küm Fi̇gürü

LEVENT ATİKOĞLU
26 Ocak 2026
‘Zaman Aşımı’ Deyince Mağduriyet Ortadan Kalkmıyor…
Levent Atikoğlu

‘Zaman Aşımı’ Deyince Mağduriyet Ortadan Kalkmıyor…

LEVENT ATİKOĞLU
19 Ocak 2026
Devam Et
Gazedda

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • Ana Sayfa
  • HABER
    • KIBRIS
    • DÜNYA
    • İKLİM KRİZİ | EKOLOJİ
    • KİTAP & KÜLTÜR & SANAT
    • KORONAVİRÜS
  • MULTİMEDYA
    • GAZEDDAPOD
    • GAZEDDAWEBTV
  • KARŞI AKIM
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
    • YAZARLAR
      • GAZEDDA YAZARLARI
      • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • DÜNYADAN YAZARLAR
    • RÖPORTAJ

© 2025 Gazeddakıbrıs - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.