Anayasamıza göre yargı yetkisi, bağımsız mahkemelerce kullanılabilir. Suçluları cezalandırma ve özgürlüğünden yoksun bırakma da yargı kurumlarının, bir başka deyişle mahkemelerin yetkisindedir.
Mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş hapislik gerektiren cezaların infazı ise, Ceza infaz kurumlarınca yerine getirilir.
Bizim hukukumuzda maalesef Ceza İnfaz konusunu gerektiğince ayrıntılı bir biçimde düzenleyen bir Ceza İnfaz Yasası bulunmamaktadır.
Yürürlükte olan İngiliz Sömürge döneminden kalan Fasıl 286 Cezaevleri Disiplin Yasası bu anlamda bir Yasa olmaktan tümüyle uzaktır. Uzaktır, çünkü Cezaların İnfazı, İyi halli mahpusların Cezalarının Bağışlanması, cezasını çekmekte olan mahpusların koşullu Salıverilmesi, cezalarında belirli esaslara bağlı olarak indirim yapılması vb konularda yasa gerekli temel kuralları, düzenlenmesi gereken alanların esas yönleri yasa ile belirlenmeden ve keyfi uygulamaları önleyecek biçimde yetkiyi sınırlandıracak düzenlemelere yasada yer verilmeden, düzenlenmek istenen konudan sadece ad ve kavram olarak söz etmek suretiyle, o konuların doğrudan tüzükle düzenlenmesine yetki vermektedir.
Bu da, Anayasanın:
- yasa yapma yetkisinin yasama Meclisine ait olduğu, bunun anlamının da yasama yetkisinin devredilmez olduğunu içeren 4’üncü maddesine;
- Devletin temel niteliklerini düzenleyen 1’ci maddesinde yer alan Hukukun üstünlüğü ilkesi ile bu ilke ile özdeş olan hukuk devleti ilkesine;
- Anayasa ve Yas açıkça yetki vermedikçe Devletin hiçbir organı, tüzük yapamaz ve yürürlüğe koyamaz” kuralını içeren 122’nci maddesine; ve
- Ayrıca, “Devlet Yönetimi, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve yasa ile düzenlenir” diyen 113’üncü maddesine,
Aykırı düşmektedir.
Bu noktada, Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan mevzuatı belirleyen Anayasanın Geçici 4’üncü maddesine de değinmek gerekmektedir. Geçici 4’üncü maddenin (1)’inci fıkrası aynen şöyledir:
“Mevcut Mevzuatın Geçerliliği ve Bu Mevzuatın Anayasaya Aykırılığı İddiası
Geçici Madde 4 (1) Bu Anayasanın yürürlüğe girdiği tarihte yürürlükte olan mevzuat, bu Anayasa kurallarına aykırı olmadığı ölçüde yürürlükte kalır. “
Görüleceği gibi, bu kurala göre, Anayasanın yürürlüğe girediği tarihte yürürlükte olan mevzuat, ancak, Anayasaya aykırı olmadığı ölçüde yürürlükte sayılır. Fasıl 186 Cezaevi Disiplin Yasası ise, yukarıda değindiğim gibi, Anayasaya uygun içerikte bir yasa olmaktan neredeyse tümüyle uzaktır.
Anayasaya açıkça aykırı olan bu Yasayı, kırk yılı aşkın süre içinde Anayasaya uyarlı bir konuma getirmeyen yürütme erki birinci derecede suçludur. Kuşkusuz bu açıdan Yürütmeye bağlı idare yanında Anayasa ile Devletin ve Devlet organlarının Hukuk Danışmanı olarak görevlendirilen Başsavcılık makamı da aynı ölçüde sorumludur.
Gelelim 144 sayı ve 31 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan AE.697 sayılı Cezarvi (Değişiklik) Tüzüğü ile Cezaevi Müdürüne verilen bağışlama yetkisine :
“(2) İki yıl veya daha çok hapis cezası çekmekte olan her hükümlünün iyi hali ve çalışkanlığı neticesi her hükümlü cezasının üçte biri oranında bağışlanmasına Müdür tarafından karar verilebilir. Ancak bu (2)’nci fıkradaki bağışlama adam öldürme, taammüden adam öldürme, adam öldürmeye teşebbüs suçları, uyuşturucu madde suçları, soygun suçları ile ırza geçme, ırza geçmeye teşebbüs ve cinsel nitelikli suçlar gibi suçlardan mahkum olan hükümlülere bu fıkra hükümleri uygulanmaz. ”
Cezaevi müdürüne infaz rejimi uygulaması açısından tanınan/verilen bu yetki; kuvvetler ayrılığı ilkesi, yargı yetkisinin devredilmezliği ilkesi ile yasallık ilkesi bağlamında Anayasa’ya açıkça aykırılık oluşturmaktadır.
Bağımsız yargı tarafından verilen cezada indirim konusu çağdaş ceza hukukunda çok tartışılan konulardan biridir. Çağdaş dünyada Ceza İnfaz yasaları ile oluşturulan yetkili Komisyonlar tarafından verilebilecek bağışıklık ve indirimlerin yerindeliği yine ceza infaz hakimliklerince değerlendirilmektedir.
Bağımsız ve tarafsız yargının , yargılama süreçleri sonucunda vermis olduğu, kişiyi özgürllüğünden yoksun bırakan bir hapislik cezasında bağışıklık ve indirim yapma yetkisi, yürütmenin güdümündeki bir Komisyona, hele de siyasal erk tarafından üçlü kararname ile atanmış olan bir Müdüre verilemez.




