Anayasamızın “Ücrette Adalet Sağlanması” başlıklı 52’nci maddesi, “Devlet, çalışanların, yaptıkları işe uygun ve İNSANLIK ONURUNA YARAŞIR BİR YAŞAM DÜZEYİ SAĞLAMALARINA ELVERİŞLİ, ADALETLİ BİR ÜCRET elde etmeleri için, gerekli önlemleri alır”. Kuralını içermekte ve çalışanların, çalışmaları karşılığında, insanca yaşamasına yetecek ölçüde bir ücret elde etmeleri yönünde devlete ödev yüklemektedir.
22/1975 sayılı Asgari Ücretler Yasasının 2’nci maddesinde yer alan tanımlamaya göre “Asgari Ücret”, işçilere normal bir çalışma günü karşılığı ödenen ve işçi ile eşinin ve üç veya beş çocuğunun yeterli beslenme, sağlıklı konut, giyim, aydınlatma ve ısıtma, ulaşım, çağdaş düzeyde sağlık servisi, eğitim, kültür, dinlenme, eğlence ve benzeri temel gereksinimlerini geçerli fiyatlar üzerinden karşılamaya yetecek miktarda olmak üzere saptanan ücreti anlatır.
Gelin görün ki, ne Devleti yönetenler, Anayasanın 52’nci maddesi ile , çalışanların insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlamalarına elverişli, adaletli bir ücret elde etmeleri için üstlendirildiği ödevi yerine getirmekte; ne de Asgari ücret, yasada tanımlandığı biçimde saptanmaktadır.
Öte yandan, 7/1979 sayılı Kamu Görevlileri Yasası’ının, “Hayat Pahalılığı Ödeneği Hakkı” yan başlıklı 25’inci maddesine göre ise, hayat pahalılığının, “…kamu tüzel kişiliklerinde, kamu kuruluşlarında, yerel kuruluşlarda, en az %10 (yüzde on) oranında devlet ve kamu iştiraklerinde, kamu iktisadi teşebbüslerinde, döner sermayeli kurum ve kuruluşlarda, devletin yönetiminde veya denetiminde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlarda, Vakıflar ve Vakıflar İdaresinde, Merkez Bankasında, Kalkınma Bankasında veya belediye birliklerinde çalışanlara, “…Devlet Planlama Örgütü tarafından yayımlanacak Tüketici Fiyatları Genel Endeksinde Aralık ayı esasına göre oluşacak artış farkı kadar bir miktar altı aylık dönemler halinde Ocak ve Temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez konsolide edilerek uygulanacağı” kuralı yer almakta olmasına karşın, Devleti yönetenlerce, Tüketici Fiyatları ile oynanmakta, çalışanların ücret ve ödeneklerine gerekli hayat pahalılığı oranında artış vermekten kaçınılmaktadır.
Anayasada ifadesini bulan “Adil ücret hakkı”, bir başka deyişle “Adaletli ücret hakkı” ile “Hayat Pahalılığı Ödeneği Hakkı”, çalışma hakkının temel bileşenleri olarak öne çıkmakta ve sosyal devlet ilkesinin somut bir yansıması niteliği taşımaktadır. Çalışma hakkı kapsamında adil ve elverişli çalışma koşullarının sağlanması bakımından temel bir uygulama olan asgari ücret, işveren ile işçi arasındaki iş ilişkisinin sosyal amaçlarla sınırlanmasının bir örneğidir. İş barışının ve sosyal adaletin sağlanmasında kritik bir önem taşıyan asgari ücret kararı her yıl çalışan kesimin önemli bir bölümünün yaşam standardını belirlemektedir. Böyle hassas bir kararı alacak organın uluslararası ilkelere uygunluğu asgari ücretin adil olarak belirlenmesinde önem arz etmektedir. Bu açıdan bakıldığında Asgari Ücret Saptama Komisyonu’nu, bağımsız ve özerk yapılı, hesap verebilir bir komisyon olarak değerlendirmeye olanak yoktur. Sermaye yanlısı hükümetlerin güdümünde bir yapıdan, ücrette adalet sağlanması ve sosyal devlet uygulamasının anlam kazanması olanaksızdır.
Çalışanlar açısından, alım güçlerini korumak bakımından en az Asgari ücret kadar Hayat Pahalılığı ödeneği hakkı da önem arz etmektedir. Bu ödenek, Tüketici Fiyatları Genel Endeksi, dolayısıyla bir anlamda Asgari ücret, bir başka deyişle en düşük ücret baz alınarak saptanmakta olduğundan, Asgari ücretlinin yaşam standardını korumak ve en düşük ücretli ile en üst düzeyde ücret ve maaş alanlar açısından hayat pahalılığının yansımasında eşitlik ilkesine uygunluk bakımından herkese eşit uygulanması gerekmektedir kanısındayım. Çünkü çalışanların özellikle de devlet çalışanlarının maaş skalası, bir yandan öğrenim durumuna, bir yandan hizmet sınıfına ve sınıf içindeki dereceler dikkate alınarak saptanmış olup, çokça iddia edildiği gibi, herkesin aldığı ücret ve ödeneğe bağlı olarak alıştığı yaşam standardını korumayı değil, en düşük ücretli çalışanın insanca yaşamasına yetecek ve hayat pahalılığından etkilenmesini önleyecek bir ücrete ulaşmasını sağlamayı hedeflemektedir. Bu da, Anayasal sosyal devletin yaşama geçirilmesine olanak yaratmak anlamındadır.
Sosyal devlet, Devletin toplumsal eşitliği ve adaleti tesis etmek için özellikle çalışma hayatına müdahalesi amacıyla ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda çalışma hakkı, sadece iş bulma ya da işsizlikle mücadele ile sınırlı bir hak olmayıp, adil ve elverişli çalışma koşullarının sağlanması bakımından pek çok hakkı içerisinde barındırmaktadır. İşte bu haklardan birini de adil ücret hakkı oluşturmaktadır. Adil ücret hakkıyla beraber iş ilişkisinde “ücret hakkı”, iş ilişkisinin taraflarınca serbestçe belirlenen bir miktar olmaktan çıkmış ve sosyal bir politika aracı olarak çalışanlara ve ailelerine insan onuruna yaraşır bir hayat standardı sağlamanın bir aracı haline gelmiştir. Bu kapsamda adil ücret hakkının temel uygulamalarından birini asgari ücret oluşturmaktadır. Zira asgari ücret uygulamasıyla bir ülkedeki ücretlerin en düşük seviyesi belirlenerek, özellikle vasıfsız ya da zor durumda olan işçilerin emeklerinin sömürülmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır. Asgari ücret uygulamasıyla ülkede en düşük seviyede ücret alan çalışanın dahi kendisinin ve ailesinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilecek seviyede bir gelir elde edebilmesi hedeflenmektedir.
Asgari ücretin belirlenmesi, uluslararası sözleşmelerle genel hatları çizilmiş belirli ilkelerle yürütülmesi gereken bir süreç olup, sosyal devlet ilkesi kapsamında adil ve elverişli çalışma koşulları oluşturmayı amaçlayan Devletlerin bu süreçte iş barışını, toplumsal adaleti, ülkenin genel ücret seviyesini ve ekonomik ve sosyal koşulları gözeterek karar verecek bir karar organı kurması önem kazanmaktadır. İşte bu kapsamda asgari ücretin belirlenmesi için “hükümet”, “işçi” ve “işveren” temsilcilerini bir araya getiren bir yapının gerekliliği vurgulanmaktadır.
Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde 23 Eylül 1960 tarihinde onaylanmış olan ve halen KKTC’de de uygulanmakta olan 95 sayılı” Ücretlerin Korunması Hakkında ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) Sözleşmesi” uyarınca (m.1), “ücret; “yapılan veya yapılacak olan bir iş için veya görülen veya görülecek bir iş için yazılı veya sözlü iş sözleşmesi gereğince bir işveren tarafından bir işçiye hangi isim ve hesaplama şekli ile olursa olsun ödenmesi gereken ve nakden değerlendirilmesi mümkün olan karşılıklı anlaşma veya ulusal mevzuatla tespit edilen bedel veya kazançtır”
Asgari Ücret, Adil ücret hakkı kapsamındaki en önemli uygulamalardan biridir. Asgari ücret, bir çalışanın alabileceği en düşük düzeydeki ücreti ifade etmektedir. Asgari ücret öğretide bir ülkede nitelik gerektirmeyen bir iş için işçiye ödenen ve işçinin kendisi ile ailesinin ekonomik ve sosyal gereksinimlerini karşılayıp, insan onuruna yakışır bir hayat sürmesine yetecek ücret olarak tanımlanmaktadır.
Asgari ücret uygulamasıyla, çalışanlara verilecek ücretlerle ilgili bir alt sınır öngörülmekte ve sosyal devlet ilkesi çerçevesinde işçilerin insan onuruna uygun bir ücret alabilmeleri için çalışma hayatına müdahale edilmektedir. Hayat pahalılığı ödeneği de, bu müdahalenin doğal sonucu olarak ortaya çıkmış bir ödenektir ve ücretlilerin insan onuru ile bağdaşır bir yaşama düzeyinin sürdürmelerine yardımcı olabilecek etmenlerden biridir.
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 23. maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında, “Herkesin hiçbir fark gözetmeksizin eşit iş karşılığında eşit ücrete hakkı vardır” ve “çalışan her kimsenin kendisine ve ailesine insanlık haysiyetine uygun bir yaşayış sağlayan ve gerekirse her türlü sosyal koruma vasıtasıyla da tamamlanan adil ve elverişli bir ücret hakkı vardır” ifadeleri yer almaktadır.
Anayasamızın 1’inci maddesinde ve Başlangıcında, Cumhuriyetin temel niteliklerinden biri olarak kabul edilmiş olan “sosyal adalet” ve “Sosyal Hukuk devleti” ilkesi, hukukumuzda “asgari ücret” uygulamasının temel anayasal ilkesi durumundadır.
Bu ilkeye göre, bireylere insan onuruna yaraşır bir yaşam standardı sağlamayı amaçlayan “sosyal devlet” anlayışı devlete, sosyal ve ekonomik adaleti sağlamak amacıyla bireylerin yaşam seviyelerini yükseltmek ve sosyal güvencelerini korumak için pozitif edimlerde bulunma ödevi yüklemektedir. Asgari ücret uygulaması da bu ilke kapsamında ekonomik adaletin sağlanması açısından devletin pozitif edimi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Anayasamızın 49. maddesi, çalışmanın hem bir hak hem de bir ödev olduğunu belirtirken, devletin çalışanların yaşam standartlarını iyileştirmek, onları korumak ve desteklemekle yükümlü olduğunu ifade etmektedir. Aynı şekilde, 52’nci maddede de, yukarıda da belirtildiği gibi, çalışanların, insanlık onuruna yaraşır bir yaşam düzeyi sağlamalarına elverişli, adaletli bir ücret almalarını sağlamak için gerekli önlemleri alması gerektiği vurgulanmıştır.
Özetleyecek olursak, Asgari ücret uygulaması, çalışanların insan onuruna yaraşır bir ücretin altında çalışmalarının önlenmesini amaçlamakta ve işçi ile işveren arasındaki iş sözleşmelerinde ve toplu sözleşmelerde kararlaştırılabilecek en düşük ücreti ortaya koymaktadır. Böylelikle iş ilişkisinin zayıf tarafı olan işçinin korunması sağlanmakta ve emeğinin sömürülmesi engellenmektedir. Bu kapsamda işverenlerin iş sözleşmesi kapsamında işçiye verecekleri ücret, asgari ücretin altında olmamalıdır. 22/1992 sayılı İş Yasasında maalesef, ücret tanımı genel anlamda yapılmış ve Asgari ücret konusunda herhangi bir düzenlemeye gidilmemiştir. Anayasanın 49’uncu ve 52’nci maddelerine etkili işlerlik kazandırabilmek amacıyla, Asgari ücretin etkin bir şekilde uygulanmasının sağlanabilmesi için hem 22/1992 sayılı İş Yasasında, hem de 22/1975 sayılı Asgari Ücretler Yasasında, asgari ücretin altında ücret ödeyen işverenlere yönelik idari yaptırımlar öngörülmelidir.
Eşel Mobil Sistemi ile Hayat Pahalılığı Ödeneğinden yararlanma hakkı, çalışanların kazanmış olduğu değerli ve vazgeçilmez bir haktır. Bu hak, Hayat pahalılığına karşı emekçilerin ücretlerini korur ve tüketime katkıda bulunarak ekonomiyi destekler. Bu nedenle korunmalı, geliştirilerek tüm emekçileri kapsayacak biçimde yaygınlaştırılmalı ve kurumsallaştırılarak kalıcılaştırılmalı ve ücret ve maaşların büyüklüğüne göre yüzdelikler üzerinden, az alana az, çok alana ok anlayışıyla değil, herkese eşit olarak uygulanmalıdır.
Şunu da belirteyim ki, hayat pahalılığı ödeneği, Kıbrıs’ta 1940’lardan, yani İngiliz yönetiminden bu yana uygulanan bir mekanizmadır. Maaşların enflasyona göre otomatik olarak ayarlanmasını içerir. Ödeneğin amacı, temel mal ve hizmet fiyatlarındaki artışların yaşam standartlarını düşürmemesi için satın alma gücünü korumaktır.




