Rauf Ersenal
Excerpta Cypria, Kıbrıs Yazıları, MS 23- 1866, Claude Deleval Cobham’ın yazdığı kitapta POCOCKE başlığı altında Richard Pococke’nin 28 Ekim 1738 yılında Kıbrıs’ı ziyaret ettiği belirtilmektedir. Pococke tüm adayı dolaşarak izlenimlerini kaleme almıştır. Bunlar arasında Soli bölgesindeki pigmenlerden de bahsetmektedir. “….. Madenlerden birine Baffa’nın (Baf) güney doğusunda yaklaşık yarım günlük mesafede, diğerine; çok kaliteli hafif, gözenekli, kırılgan ve kırmızı renkli demir cevheri dolu büyük bir tepenin bulunduğu Solea’da (Soli) rastlıyoruz. Ayrıca adada boyalarda kullanılan Terra Umbra, Verde, Rossa ve Jalla gibi çeşitli Toprak türleri de bulunuyor. Bana, çok yaygın olmayan veya pek bilinmeyen ya da çok az miktarda bulunan mükemmel kalitede azuritin , yakın geçmişte bir seyyah tarafından bulunduğunu anlattılar. Yoksa hiç şüphe yok ki, bu madde de ihraç edilen kalemler arasında olurdu…..”

Bu önemli bilgi ışığında 2017 yılında Lefke maden bölgesinde bahsedilen bu pigmentlerin izini sürdüm. Terre Umbra dışında Verde, Rossa ve Jalla pigmentlerinden örnekler aldım. Bunun yanında, yazıda bahsedilmeyen Sienna pigmenti ile de karşılaştım. Bu pigmentlerin bazılarının antik çağlarda Kıbrıslı seramik sanatçıları tarafından kullanıldığını biliyordum. Büyük bir heyecanla deneysel çalışmalara başladım. Sonuçlar mükemmeldi. Elimde olan Terra Umbra örnekleri daha önce arkadaşlar tarafından Yiğitler (Arçoz) köyünden getirilmiş ve bunu da test etmiştim. Sonuç olarak kahverengi bir renk tonunu vermişti. Özellikle Arkaik dönemde kullanılan boyanın daha siyaha yakın bir renk olduğunu bildiğimden bu Terra Umbra’nın farklı bir yerden kullanılabileceğini tahmin ettim ve en yakın olasılık olarak Lefke bölgesinde bulabileceğime inandım. Lefke’de tanıdığım arkadaşlara bu malzemeyi sorduğumda hiç kimse haberdar değildi. Zor bir yolculuğa çıkmıştım. Acaba nerede bulabilirim? Lefke bölgesini birkaç kez ziyaret ettim ama her ziyaret büyük bir hayal kırıklığı ile sonlandı. Pococke yanılmış olamazdı. Bu pigmentin varlığına şahit olmasa yazmazdı diye düşündüm. Ancak, bir gün ansızın karşıma çıktı. Hiç tahmin etmediğim ve daha önce gitmediğim bir yerde. Ben Lefke maden bölgesine odaklanırken o ise farklı bir yerde beni bekliyordu. Hafta sonları yürüyüş grubumuzla adanın farklı yerlerinde yürüyüş yaparken yolumuz Bağlıköy’den geçti. Lefke’ye doğru dönerken çam ağaçlarının arasından geçen toprak bir yola saptık. Yürürken zeminde yağmur sularının açtığı akarsu kanalarında koyu kahve bir zemin dikkatimi çekti. Durdum ve elime alıp inceledim. Evet tam da aradığım Terra Umbra avuçlarımın içerisindeydi. Bir miktar örnek alıp sırt çantama koydum. Eve döndüğümde hemen tebeşir sertliğindeki bu boyayı ezerek toz haline getirdim. Su katarak kullanılabilir kıvama getirdim ve daha önce şekillendirdiğim pişmemiş bir kil kabın üzerinde motifler yaptım ve fırına koydum. Yaklaşık 900 c derecede bu koyu kahve pigmentin siyaha dönüştüğünü gözlemledim. Aradığım tam da buydu. Böylece Pococke’nin yaklaşık 300 yıl önce yazdığı bu malzemenin izini sürerek yeniden keşfetmemle birlikte Arkaik dönem sanatçılarının kullandıkları boyayı büyük bir olasılıkla bu kaynaktan temin ettikleri sonucuna vardım.
2. Bölüm
İlk olarak Orta Tunç Kıbrısı seramiklerinde kullanılan bu pigment (Benim gözlemim.Bazı kaynaklarda Geç Tunç dönemi olarak belirtilmiştir) daha sonraki Kıbrıs seramiklerinde vazgeçilmez doğal bir boya haline geldi. İlk önceleri Terra Rossa’yı keşfedip kullanan Kıbrıslı sanatçılar böylece ikinci bir rengi daha Kıbrıs Seramiklerine kazandırdılar. Geometrik dönemle birlikte Arkaik dönemde doruğa çıkan bu iki pigment kullanımı sonucu günümüzde müzelerde sunulan eşsiz eserlere hayat vermis, güçlü mesajlarının elçisi olmuştur.
Tebeşir sertiğinde ve kolayca öğütülebilen Terra Umbra (Terra d Ombra-Kahverengi), öğütülüp, suda bekletildiği zaman çok ince kıvama gelmektedir. Fırça kullanımında oldukça akıcı olan bu boya, kesintisiz çizgiler elde etmek için son derece uygun bir malzemedir.
Orta Tunç döneminde kabların iç yüzeyine kalın olarak uygulanması ve perdahlanmasının amacı kabın geçirgenliğini önlemeye yönelikti. Bu çağda kullanılan kabların iç yüzeyine uygulanan karbonlama tekniğine alternatif olarak düşünülmüş olabilir.

Arkeoloji literatüründe genel anlamda bu boya “ Manganez” olarak yer alsa da aslında demir oksit oranı yüksek ve yaklaşık %15-20 manganez içerikli bir boyadır. Bu nedenle yaptığım araştırmalar sonucu elde ettiğim bulgularda bu boyanın original adıyla literatürdeki yerini alması gerektiğine inanmaktayım. Örneğin Uluslararası LCP “ Levanten Ceramics Project” Konferansında yaptığım sunum bu kuruluşun sitesinde yer almakta olup, bu boyayı “Terra Umbra” olarak kaydettim. Karpaz bölgesinde bulunan Mangan da bir mineral olup Terra Umbra’dan farklıdır. O da seramiklerde boya olarak kullanılır. Genelde tebeşir sertliğinde kahverengi rengi veren bu mineral, oldukça sert olan ve metalik siyaha benzeyen farklı bir türünden siyah elde edilmektedir. Ancak akıcı olmadığı için büyük olasılıkla Kıbrıslı sanatçılar tarafından tercih edilen bir malzeme olmadığını tahmin etmekteyim. Kanaatimce, Terra Umbra gibi akıcı ve mükemmel sonuç veren bir malzeme varken saf manganı tercih etmezdim.
Terra Umbra (kahverengi) adı verilen doğal Fe-Mn bazlı toprak pigmenti, Rönesans’tan on dokuzuncu yüzyıla kadar İtalyan ve Avrupalı ressamlar tarafından en yaygın kullanılan koyu kahverengi toprak pigmentlerinden biridir.
Başlıca köken bölgeleri Kıbrıs adası ve İtalya güney Toskana’daki Monte Amiata volkanıdır .
Ünlü Alman mineralog ve kimyager Martin Heinrich Klaproth (1743–1817),
Kıbrıs adasından gelen doğal toprak pigmenti terra umbra (kahverengi toprak) ilk modern ve güvenilir kimyasal analizini sağlamıştır .
Pliny’nin toprak rengi pigmentlerle ilgili ilk alıntısı, klasik kaynak bölgelerinin Yunanistan ve Türkiye’de olduğunu gösteriyordu. Bazı bilim insanları, kökeninin doğu Akdeniz’den geldiğini öne sürmüştür . İtalya ve Avrupa’da satılan terra umbra pigmentinin en önemli kaynağı Kıbrıs adasıydı . Muhtemelen oradan Venedik Cumhuriyeti’nin ticaret yolları aracılığıyla “sombra de Venezia” eşanlamlısı altında getirilmişti. Kıbrıs Adası, 1489-1571 yılları arasında Venedik Cumhuriyeti’nin bir parçasıydı; yani terra umbra pigmentinin Leonardo da Vinci, Michelangelo, Raphael, Giotto ve Hieronymus Bosch gibi Rönesans ressamlarının paletinde göründüğü aynı dönemde.
Kıbrıs, özellikle Akdeniz havzasındaki en kaliteli mineral yataklarına sahip olduğundan bu pigmentler İtalyan ve Avrupa Rönesasnsı’nın usta ressamlarının paletlerinde temel bir yer edinmiştir.

3. BÖLÜM
Kudüs’deki Süleyman Mabedi M.Ö.957’de tamamlandı. Bu Tapınağın duvar resimlerinde Kıbrıs Terra Verde (Yeşil) mineral pigmentinin kullanıldığını biliyoruz. Akdeniz dünyasının en kaliteli bakır yataklarına sahip olduğunu ve bu madenlerin binlerce yıl önce keşfedildiğini ve ticaretinin yapıldığını da biliyoruz. Akdeniz gemi batıklarının çoğunda Kıbrıs menşeli bakır külçelerinin ele geçirildiğini ve sergilendiği bilimsel kazılarla ortaya çıkarılmıştır. Bu madenlerden sadece bakır değil aynı zamanda yan ürün olarak doğal pigmentler de çıkarılmıştır. Kıbrıs’taki bütün mineral pigmentlerin bu maden ocaklarının çevresinde bulunması gerek Kıbrıs gerekse Akdeniz dünyasında ve özellikle Levant bölgesinde duvar resimlerinde antik sanatçılar tarafından kullanılmış olması yüksek olasılıktır.
Lefke bölgesinde yaptığım araştırmalarda, Terra Umbra, Terra Verde, Terra Sienna, Terra Jalla, Terra Rosa, Terra Alba gibi örneklerle karşılaştım. Ancak kayıtlarda Azurit ve Bakır yeşilinin de bu kaynaklardan çıkarıldığı yer almaktadır. Doğal bakır’dan turkuz mavisini elde ettim. Ancak, bir sonraki araştırmalarımda Lefke bölgesindeki bu mineralleri de elde edebileceğimi biliyorum. Bu konudaki araştırma sonuçlarını ileride yine sizlerle paylaşacağım. Ülkemizde bu konuda geniş bir araştırma yapılıp yapılmadığını bilmiyorum. Olsaydı karşıma çıkardı diye düşünüyorum. Böyle bir eksikliğin giderilmesi gerektiğine ve ileride uzman gençlerimiz tarafından daha da derin araştırmalar yapmalarına ilham verici olduğuna inandığımdan araştırmalarımı severek paylaşmaktayım. Bu nedenle, Kıbrıs’ın mineral pigmentleri üzerine araştırma ve örnekleri içeren koleksiyonum Yakın Doğu Üniversitesi, GÜNSEL Sanat Müzesi’nde sergilenmektedir. İkinci bir sergileme yeri de yakın gelecekte Lefke Maden Müzesi’nde olacak. Burada, şunu ifade etmekte yarar görmekteyim. Çalışmalarımı paylaşırken asla maddi karşılık için yapmadım.Bu araştırmalarımda büyük destek gördüğüm Jeolog Dr. Mehmet Necdet kardeşimden de teşekkürle bahsetmeden geçemeyeceğim.

4. BÖLÜM
Kıbrıs mineral pigmentlerinin Rönesans dönemi sanat üretiminde kullanılmış olabileceğine ilişkin literatürde farklı görüşler bulunmaktadır. Özellikle Osborne gibi bazı yazarlar, blog temelli popüler metinlerinde “Cyprus umber”ın tarihsel süreç boyunca yüksek değer taşıdığını ve Rönesans ressamları tarafından da tercih edildiğini ileri sürmektedir. Ancak bu tür iddialar, bilimsel nitelikli birincil kaynaklara dayanmamakta; daha çok pigment tarihine ilişkin yerleşik anlatıların tekrarından ibaret görünmektedir.
Bilimsel çalışmaların ortaya koyduğu veriler daha sınırlı fakat daha nettir. Modern jeolojik ve mineralojik araştırmalar, umber pigmentinin iki temel kökenini doğrulamaktadır:
- Kıbrıs,
- İtalya – Monte Amiata (Toskana).
2026 yılında yayımlanan kapsamlı jeokimyasal pigment incelemesi, “Terra d’ombra pigmentinin başlıca kökenleri Kıbrıs ve Monte Amiata’dır” ifadesiyle bu durumu açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu bulgu, Venedik pigment ticaretine ilişkin arşiv belgelerinde sıkça karşılaşılan “Cyprus umber” kayıtlarıyla tarihsel açıdan uyumludur.
Bununla birlikte, tarihsel veri ile bilimsel kanıt arasındaki ayrımın altı çizilmelidir. Tarihsel veri, pigmentin ticari dolaşımda bulunduğunu, adının geçtiğini ve ekonomik değer taşıdığını göstermektedir. Bilimsel kanıt ise, belirli bir sanat eserinde kullanılan pigmentin kökenini analitik yöntemlerle doğrulamayı gerektirir.
Günümüzde kullanılan XRF, SEMEDX, Raman spektroskopisi, FTIR ve LAICPMS gibi analitik teknikler, Kıbrıs umbrasını Monte Amiata kökenli umberden kesin olarak ayırt edebilecek düzeyde özgün bir izotopik veya iz element imzası sunmamaktadır. Bu durum, hem doğal mineral varyasyonları hem de pigmentlerin yüzyıllar boyunca maruz kaldığı kimyasal dönüşümler nedeniyle daha da karmaşık hâle gelmektedir.
Dolayısıyla mevcut analitik teknoloji, Kıbrıs mineral pigmentlerinin Rönesans tablolarında kullanılıp kullanılmadığını kesin olarak belirlemek için henüz yeterli değildir. Bununla birlikte, analitik yöntemlerin gelecekteki gelişimiyle Kıbrıs kökenli pigmentlerin tespit edilmesi tamamen mümkündür ve böyle bir bulgunun ortaya çıkması bilimsel açıdan şaşırtıcı olmayacaktır.
Dipnotlar
- Xray Fluorescence Spectroscopy — Xışını Floresans Spektroskopisi.
- Scanning Electron Microscopy – Energy Dispersive Xray Analysis — Taramalı Elektron Mikroskobu – Enerji Dağılımlı Xışını Analizi.
- Raman Spectroscopy — Raman Saçılım Spektroskopisi.
- Fourier Transform Infrared Spectroscopy — Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi.
- Laser Ablation – Inductively Coupled Plasma – Mass Spectrometry — Lazer Ablasyon – İndüktif Eşleşmiş Plazma – Kütle Spektrometrisi




