• Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
Perşembe, Haziran 4, 2026
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
25 °c
Nicosia
24 ° Cum
24 ° Cts
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV
Bulamadık
Tümünü Gör
Gazedda
Bulamadık
Tümünü Gör

Hukuk Devletinde Yargı Bağımsızlığı

YARGININ KURUMSAL BAĞIMSIZLIĞI AÇISINDAN YÜKSEK YARGI KURULLARI

MEHMET ÖNER EKİNCİ MEHMET ÖNER EKİNCİ
4 Haziran 2026
Okuma Süresi: 30 dk
A A
0
https://bsky.app/profile/gazeddakibris.bsky.socialhttps://www.threads.net/@gazeddakibris

Hukuk devleti, her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, her alanda adaletli bir düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına hakim kılan, anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimina açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve anayasa bulunduğu bilincinden uzaklaştığında geçersiz kalacağını bilen devlettir.

Bir hukuk devletinde erklerin belirli bir denge içinde olması ve böylece yargının tarafsızlığının sağlanması için temel koşul yargının diğer erklerden, yasama ve yürütmeden bağımsız olmasıdır. Yargı bakımından bağımsızlık sadece diğer erklerden bağımsızlıkla da sınırlı değildir, yargının işleyişi diğer müdahalelerden hatta yargıçların kendi meslektaşlarından gelebilecek müdahalelerden de korunmasını içerir.

Yargı erkinin bağımsız ve tarafsız olması, modern demokrasilerin ve hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından birisini oluşturur. Yargı bağımsızlığı hukuk devletinin en önemli güvencesidir ve yargı bağımsızlığının gerçekleştirilmesi yargıç ve savcılık teminatıyla doğrudan ilişkilidir. Bir mahkemenin bağımsız olması, yani kurumsal bağımsızlık için o mahkemede karar veren yargıcın bağımsız olması, yani kişisel bağımsızlık kavramının var olması gerekir. Yargı bağımsızlığının sağlanabilmesi için mahkemelerin ve dolayısıyla mahkemelerde görev yapan yargıçların bağımsız olması, yani kurumsal ve kişisel bağımsızlığın sağlanmış olması zorunludur. Yargıç bağımsızlığını sağlamanın koşulu yargıç teminatıdır. Yargıç teminatını güvenceye alacak kurum, bağımsız ve tarafsız bir kurum olmak zorundadır. Bu kurumun siyasal iktidara bağımlı olması halinde, yargıçlar üzerinde bir baskı oluşturması kaçınılmazdır. Baskı altındaki yargıçların bağımsız mahkemelerin üyesi olması mümkün değildir. Bağımsız olmayan mahkemelerin olduğu yerde hukuk devletinden sözetmek mümkün değildir.

Kuvvetler ayrılığı, özellikle de yargı ile diğer siyasi organlar arasındaki ayrılık, hukukun üstünlüğünün en temel ilkesidir. Bu ilkenin gereği olarak yargı yapısal olarak ve fiilen bağımsız olmalıdır.

Hukukukun üstünlüğünün sağlanması ve hukuk devleti ilkesinin kurumsallaşabilmesi yargının diğer erklerden bağımsız kılınması ile mümkün hale gelir. Yetkin, bağımsız ve tarafsız bir yargı sistemi, hukukun üstünlüğü, özellikle de adaletin gerçekleştirilmesi ve insan haklarının hukuken etkili bir şekilde koruması için yaşamsal bir öneme sahiptir.

Özellikle belirtmek, hatta belirtmekten öte vurgulamak isterim ki, yargı bağımsızlığı, yalnızca yasama ve yürütme erklerinden ayrılmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda, yargı faaliyetinde bulunan yargıçların, karar alma süreçlerinde herhangi bir dış etkiden, baskıdan veya müdahaleden korunmasını gerekmektedir. Bu kapsamda, yargının yalnızca yasalar doğrultusunda hareket etmesi ve adil yargılanma hakkının tesis edilmesi, demokratik devletlerin temel değerleri arasında yer almaktadır. Hukukun üstünlüğü ilkesi, yargının bağımsızlığının sağlanmasında en önemli güvencelerden biridir.

Nitekim KKTC Anayasasının 6’ncı maddesinde, yargı yetkisinin, KKTC halkı adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı belirtildikten sonra ,136’ncı maddesinde, bir yandan “Yargıçlar, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, yasaya ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlarına göre hüküm verirler.” Kuralına yer verilmiş; bir yandan da “hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara talimat veremeyeceği; genelge gönderemeyeceği; tavsiye ve telkinde bulunamayacağı ” yönünde  yasaklayıcı bir düzenlemeye gidilmiş; ayrıca “görülmekte olan dava ilgili olarak yargı yetkisinin kullanılmasına müdahale niteliğinde işlemler”ile  “Görülmekte olan bir dava hakkında Yasama Meçlisinde yargı yetkisinin kullanılması ile ilgili soru sorulması, görüşme yapılması veya herhangi bir beyanda bulunulması” yasak kapsamına alınmıştır.

AİHM içtihatlarına göre, bağımsızlık, mahkemenin yasama ve yürütme organlarının etki ve baskısı altında kalmaksızın, taraflarla her hangi bir bağının bulunmamasını ve yargıçların görevlerini yaparken emir ve talimat almamalarını zorunlu kılmaktadır. Bir başka anlatımla AİHM’ nin içtihatlarına göre, mahkemelerin bağımsızlığından söz edebilmek için, başka bir kişiden, kuruluş veya organdan talimat almaması, özellikle yürütme organı ve uyuşmazlığın taraflarının etkisinde kalmaması gerekir.

Yasama ve yürütme organlarının yargı organı üzerinde baskı kurmaları, müdahale etmeleri sadece güç kullanımıyla veya güç kullanma tehdidiyle gerçekleşmez; yasama ve yürütme organları yargıçların mesleki koşulları ve güvenceleri üzerinde tasarrufta bulunarak da yargıyı etkileyebilirler. Bu yüzden  yargıçların, mesleki kariyerlerinin her aşamasında; yani göreve gelme, bu görevi yürütme ve bu görevden ayrılma aşamalarında, yasama ve yürütme organının baskı ve müdahalelerine karşı korunmaları gerekir. Bu gereksinimi karşılamak üzere, dünyanın pek çok ülkesinde, yasama ve  yürütme organlarından bağımsız bir kurul oluşturularak, yargıçların mesleki kariyerleri açısından önemli kararların bu kurullar tarafından alınması ve icra edilmesi yöntemi benimsenmiştir.

Yargı bağımsızlığı, kurumsal ve bireysel olmak üzere iki boyutludur. Kurumsal bağımsızlık, yargı organının yasama ve yürütme erklerinden ayrı ve özerk olması anlamına gelirken; bireysel bağımsızlık, yargıçların kararlarını verirken dış etkilerden uzak olmasını anlatır.

Yargının Kurumsal Bağımsızlığı

Yargının veya mahkemelerin kurumsal bağımsızlığı, yargı organlarının yasama ve yürütme gibi diğer devlet erklerinden, siyasi partilerden ve her türlü baskı grubundan tam anlamıyla ayrı ve bağımsız hareket edebilmesini anlatır. Bu ilke, kuvvetler ayrılığı sisteminin ve hukuk devletinin en temel güvencesidir.

Kurumsal bağımsızlık, kurumsal düzeyde, hesap ve bütçe belirleme sürecinde yargıçlara danışmayı veya onların katılımını, mahkemenin idaresinin sorumluluğunun yargıçlarda olmasını, yani diğer erklerden yapısal ayrılığı gerektirir. Kurumsal anlamda bağımsızlığın, mahkemelerin idari teşkilatının ve faaliyetlerinin de bağımsızlığını içerdiği kabul edilir. Mahkemeler, yürütme veya yasama fonksiyonlarıyla iç içe girmekten ve görünmekten kaçınmalıdır. Yasa koyucu ve yürütme, yargıya siyasi baskı yapmamalı, yapar gibi görünmemelidir. Bağımsızlığın kurumsal boyutu sağlanmadığında mahkemelerin yönetiminin, siyasi kollar ve yargı arasında siyasallaşmış ilişkilerin ortaya çıkmasına yol açacağı açıktır.

Yargının Kurumsal Bağımsızlığının Güvencesi  olarak Yüksek Yargı Kurulları 

Yargı bağımsızlığının sağlanması, hukukun üstünlüğünün ve demokratik hukuk devletinin temel taşıdır. Bu bağımsızlığın kurumsal güvencesi ise, yargıçların atama, terfi, disiplin gibi özlük işlerini yürütmekle yetkili ve görevli Yüksek Yargı Kurullarıdır 

Denebilir ki, Yüksek Yargı kurulları, “yargı bağımsızlığının kurumsal simgesi” konumundadır. Yargı kurulu düşüncesinin kökeninde, yargı mensuplarının özlük işlerinin yasama ve yürütmeden bağımsız bir yapı eliyle yürütülmesi ve böylece yargı bağımsızlığının sağlanması amacı vardır. Bir ülkedeki yargı kurulunun yapılanması ile o ülkedeki yargı bağımsızlığının düzeyi arasında doğrudan bir ilişki bulunur.

Yargı konseyleri, yargıçların atama, terfi ve disiplin işlemlerini partizan siyasi süreçten izole etmek ve bir yandan da hesap verebilirliği sağlamak için tasarlanmış organlardır.

Yargıçları, yargı içi ve yargı dışı etki ve müdahalelere karşı korumak amacıyla oluşturulan yargı kurulları, “hukuk devleti” ilkesinin en önemli unsurlarından biri olan “yargı bağımsızlığı” nı etkili bir biçimde hayata geçirmek için günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde tercih edilen bir uygulama olarak karşımıza çıkmaktadır. Yargı erkinin devlet organları açısından üstlendiği işlev, diğer siyasi erklerin de hukuka uygun hareket etmelerini sağlamak ve hukuk devleti ilkesinin güvencesini sağlamaktır. Dolayısıyla, yargının ve yüksek yargı kurullarının, yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir örgütlenmeye sahip olmaları koşuldur.

Yargıçlık teminatını güvenceye alan Yüksek Yargı Kurulları siyasal iktidarların etkisine girdiğinde sadece Kurul siyasallaşmış olmaz, yargı teşkilatı bir bütün olarak siyasallaşma tehdidi altına girer. Çünkü böyle bir durumda siyasal iktidarca taraflı davranması beklenen yargıçların, aksine bir davranış içinde olabilmeleri son derece güçtür. Kararını hukuksal kurallara göre değil, karşılaşacağı yaptırım tehdidine göre veren bir yargıcın artık yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına göre davranmadığı açıktır. Bu yüzden yargıçlık teminatının koruyucusu olan Yüksek Yargı Kurulunun nasıl oluşturulduğu büyük önem taşımaktadır: Bağımsızlığını kaybeden bir Yüksek Yargı Kurulu, yargı bağımsızlığının ortadan kaldırılmasının doğrudan nedenidir

Yargı erkinin devlet organları açısından üstlendiği işlev, diğer siyasi erklerin de hukuka uygun hareket etmelerini sağlamak ve hukuk devleti ilkesinin güvencesini sağlamaktır. Dolayısıyla, yargının ve yüksek yargı kurullarının, yasama ve yürütme organlarından bağımsız bir örgütlenmeye sahip olmaları koşuldur.

Kuvvetler ayrılığı ilkesini tam olarak hayata geçirmek ve yargı bağımsızlığına işlevsellik kazandırmak için birçok ülkede Yargı Üst Kurulları oluşturulmuştur. Bu Kurullar’ın kuruluş şekli, görev ve yetkileri ülkeden ülkeye önemli farklılıklar göstermekle birlikte, hepsinin kuruluş amacı yargı bağımsızlığının sağlanmasıdır.

Venedik Komisyonu Yargıçların Bağımsızlığı Raporu’nda da belirtildiği üzere, yargıya ilişkin ve bunun bağımsızlığını sağlamaya yönelik kurucu ilke ve kurumların anayasal ya da buna eşdeğer metinlerde yer alması gerektiği belirtilmiştir. Buradaki yargı bağımsızlığının vurgulanmasının yanında; yargıçların sadece kanunlara bağlı olmaları, kanunla önceden belirlenmiş doğal yargıç ilkesinin benimsenmesi ve yargıçların azledilmemeleri gibi ilkelerin benimsenmesi zaruridir. Öyle ki bu ilkesel ve kurumsal yaklaşım Birleşmiş Milletler Yargı Bağımsızlığı Temel İlkeleri’nde (m. 1) de belirtilmiştir.

Yargı kurulları hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı ve çoğulcu demokrasi gibi temel ilkeler açısından önemlidir. Venedik Komisyonu da 2007 tarihli tavsiye kararında yargı bağımsızlığı açısından bu kurulların önemine vurgu yapmıştır.

Yargı bağımsızlığının sağlanmasında Yüksek Yargı Kurulları (KKTC örneğinde Yüksek Adliye Kurulu) yargıçların Yönetsel işleri ile özlük işlerini yürüterek, yargı organının yürütme ve yasama organlarına karşı korunmasını sağlayan en temel anayasal yapı ve organizasyonlardır. Bu kurullar, yargıçlık güvencesini sağlamada ve yargıçların iç ve dış baskılardan uzak, hukuka uygun karar vermelerine olanak tanımak açısından etkin görevler üstlenmektedirler.

Yüksek Yargı Kurullarının Oluşumu

Yargı organlarının, yasama ve özellikle yürütme organından gelebilecek emir, talimat, baskı gibi tarafsız karar vermeyi etkileyebilecek uygulamalardan korunması ve yargı fonksiyonunu bağımsız ve tarafsız bir şekilde yerine getirmesi amacıyla modern demokratik rejimlere sahip ülkeler, yargıçların kariyerlerine (mesleğe alma, atama, tayin, terfi, disiplin) ve mahkemelerin idaresi ile mali konulara ilişkin yetkileri “ yargı konseyi” veya“yargı kurulu” adı altında oluşturdukları bağımsız organlara devretmişlerdir.

Yargı kurullarının oluşturulmasında çeşitli etkenler rol oynamakla birlikte, iki temel nedenin belirleyici olduğunu ifade etmek mümkündür; 

  1. İlk olarak, yargıçların atanması başta olmak üzere, yargıçların kariyerlerine ilişkin konularda, tarihsel olarak yürütme organının etkin rolünün kaldırılarak bağımsız bir yargısal atamalar sürecinin işletilmek istenmesidir.
  1. Yargı kurullarının oluşturulmasının diğer bir nedeni ise yargı idaresinin, yani mahkemelerin idari işleyişi, bütçe, personel temini gibi görevlerin bu iş için oluşturulmuş bir kurul tarafından yerine getirilmesidir.

Yargı konseylerinin oluşumu ile görev ve yetkilerine bakıldığında ülkeden ülkeye büyük farklılıklar görülmektedir. Bu farklılıklar her ülkenin siyasi, kültürel ve sosyal koşullarının doğal bir sonucu olsa da, konseylerin görev ve yetkileri açısından iki farklı modelden bahsetmek mümkündür. Güney Avrupa modeli olarak adlandırılan modelde, temel hedefi yargı bağımsızlığını sağlamak olan yargı konseyleri anayasal kurumlar olarak öngörülmüşlerdir. Bu modelde konseyler, hakim ve savcıların mesleğe kabulü, ataması, tayini, terfii, eğitimi ve disiplini ile ilgili önemli yetkilere sahiptirler. Örneğin Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz bu modele dahil ülkelerdir. Kuzey Avrupa modeline dahil ülkelerde ise; konseylerin görevleri, mahkemelerin idaresi ve mali konulara ilişkindir. Bu modelde konseyler, yargısal faaliyetlerin denetimi, iş yükünün bölüştürülmesi, stratejik planlama, tesisler, otomasyon, eğitim, bilgi ve haberleşme teknolojileri gibi daha çok işlevsel fonksiyonları yerine getirirler. Örneğin, İsveç, Danimarka ve Hollanda bu modele dahil ülkelerdir.

Yargı konseylerinin kimlerden oluşması gerektiği hususunda yargı bağımsızlığı hedefine uygun standart bir model bulunmamaktadır. Konseylerde yargı mensuplarının (hakim ve savcılar) yanı sıra yasama ve yürütme organına mensup üyeler, hukukçular (avukat veya hukuk profesörleri) ve sivil toplum temsilcileri görev yapmaktadırlar. Yargı mensuplarının çoğunlukta olduğu konseylerin temel hedefe (yargı erkinin bağımsızlığını sağlamak) daha uygun oldukları hususunun genel kabul gördüğü ve uygulamanın da bu yönde olduğu söylenebilir. Yargı konseylerinde hakim ve savcı olmayan üyelerin bulunması, özellikle yasama ve yürütme organına mensup üyelerin konseyde yer alması veya üyelerin atanması sürecine yasama ve yürütme organlarının dahil olması, yargıda siyasallaşma tartışması na neden olmaktadır. Ancak, yargı konseylerinde hakim ve savcı olmayan üyelerin bulunmasının gereksiz meslektaş dayanışmasının veya baskısının negatif etkilerini engelleyeceği, konseylerin sadece “kendi mesleki çıkarlarına hizmet eden organlar” olduğu şeklindeki algıyı azaltacağı ve toplumdaki farklı görüşlerin temsiline imkan sağlayarak konseylerin demokratik meşruiyetini güçlendireceği ileri sürülmektedir.

“Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu”, bilinen adıyla “Venedik Komisyonu”nun hazırlamış olduğu “Yargı Sisteminin Bağımsızlığı Bölüm I: Hâkimlerin Bağımsızlığı” adlı raporda, Yargı Üst Kurulları’nın gerekliliği ve önemi hakkında şöyle denilmektedir: 

“Hâkimlerin mesleğe kabulü ve kariyerleri konusunda bağımsız bir yargı konseyinin belirleyici bir etkiye sahip olması, yargı bağımsızlığını teminat altına almak için uygun bir usuldür. [Komisyon] Henüz böyle bağımsız kurullara sahip olmayan ülkelere bağımsız bir yargı konseyi veya benzer bir organ teşkili seçeneğini değerlendirmelerini tavsiye etmektedir.”

Hakimlerin Statüsüne Dair Avrupa Şartı, “bir yargıcın seçimini, işe alımını, atanmasını, yükseltilmesini ve işten çıkarılmasını etkileyen” her kararın “yürütme ve yasama organlarından bağımsız” bir makam tarafından alınmasını öngörmektedir.

Avrupa Konseyi’nin, Üye Ülkelere hukuki tavsiye sunmakla görevli olan Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu), “siyasi olarak tarafsız bir Yüksek Adalet Konseyi ya da eşdeğer bir kurum” kurulmasının önemini vurgulamıştır. Uluslararası standartlar, bu tür kurulların “salt olarak Hükümet tarafından dikte edilen kararları alan kukla organlar olmalarını önlemek için” üyelerinin büyük çoğunluğunun meslektaşları tarafından seçilen yargıçlardan oluşması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Uluslararası Yargıçlar Derneği tarafından 2017 yılında kabul edilen Evrensel Yargıçlar Şartı şöyle demektedir: 

“Yargı Konseyi, diğer Devlet organlarından tamamen bağımsız olmalıdır. Konseyin çoğunluğu en geniş temsili güvence altına alacak bir usule göre diğer yargıçlar tarafından seçilen yargıçlardan oluşmalıdır. 

Yargı Konseyi, sivil toplumun çeşitliliğini temsil etmek üzere yargıç olmayan üyeleri de içerebilir. Herhangi bir şüpheden kaçınmak için bu üyeler politikacı olamazlar. Dürüstlük, bağımsızlık, tarafsızlık ve hakimlik nitelikleri yetenekleri bakımından aynı niteliklere sahip olmaları gerekir. Hükümetin veya Parlamentonun hiçbir üyesi aynı zamanda Yargı Konseyinin üyesi olamaz. 

Yargı Konseyi, yargıçların mesleğe kabulü, eğitimi, atanması, terfi ve disiplin işleri konularında en geniş yetkiye sahip olmalıdır.” 

Benzer şekilde, Yargısal Dürüstlük Grubu tarafından 2010 yılında kabul edilen Bangalore Yargısal Davranış İlkelerini Uygulama Önlemleri şöyle demektedir: 

“Bir yargıca disiplin yaptırımı uygulama yetkisi, yasama ve yürütmeden bağımsız olan ve görevdeki ya da emekli yargıçlardan oluşan, fakat üyeleri arasında yasama ve yürütme üyesi olmamak şartıyla yargıç olmayan kişiler de bulunan bir organa ya da mahkemeye verilmelidir.” 

Uluslararası Barolar Birliği’nin Yargı Bağımsızlığına İlişkin Asgari Standartları, şöyle demektedir: 

“[Bir] bir yargıcı bir mahkemeden diğerine tayin etme yetkisi yargı otoritesine ait olmalı ve tercihen hâkimin rızasına tâbi olmalıdır; bu rıza makul olmayan bir şekilde önceden alınmış olmamalıdır.

Bir yüksek yargı kurulunun kendisinden beklenen asli işlevi yerine getirebilmesi için, “ağırlıklı olarak” yargıçlardan oluşması uygun olur. Konuyla ilgili uluslararası belgelerde 

 Yüksek yargı kurullarının oluşumunda esas olarak yargıçların söz sahibi olduğu karma bir yapının tercih edilmesi gerektiğinin altı çizilmektedir. Örneğin, “Avrupa Yargıçları  Istişari  Konseyi”nin  konuyla ilgili  2007  tarihli  görüşünde:  “Şahsi  çıkar, kendini  kollama  ve  ahbaplık  anlayışından  kaçınmak  ve  toplum  içindeki  farklı görüşleri  yansıtmak  için,  bazı  belirli  görevler  tümü  yargıçlardan  oluşan  bir  alt kurulun  yetkisinde  bırakılsa  bile,  yüksek  yargı  kurulunun  büyük  çoğunluğu yargıçlardan oluşan karma bir yapıya sahip olması gerektiği; ancak yüksek yargı kurulunun  tamamen  yargıçlardan  oluşmasının  da mümkün  olduğu…”  sonucuna varılmıştır.

Dünyadaki örnekler incelendiğinde, yüksek yargı kurullarının tamamen yargıçlardan oluşmadığı, genellikle karma bir yapıya sahip oldukları görülmektedir. Yüksek yargı kurullarının “yargıç olmayan” üyeleri çeşitli kurumlardan gelebilmekte ve çeşitli meslek gruplarına mensup olabilmektedir. Yüksek yargı kurullarında yer alabilecek yargıç olmayan üyeler arasında “hukukçular” (örneğin baro temsilcileri, seçkin avukatlar veya hukuk alanında çalışan bilim adamları) ağırlıklı yer tutmaktadır.  Bunun yanında, yüksek yargı kurullarında yasama ve yürütme organının temsilcileri de bulunabilmektedir.  

Yüksek yargı kurullarında, yargıç olmayan üyelerin yer alması gerektiği şu gerekçeyle savunulmaktadır:  Sadece yargıçlardan oluşan bir yüksek yargı  kurulu, yargının kendi içine kapalı, bir tür “kast” sisteminin hakim olduğu bir organa dönüşmesine hizmet eder. Böyle bir sistemde, mesleki kayırmanın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Böyle sert ve bozulmaya müsait bir yapıyı kırmak için yüksek yargı kurullarında yargıçlar dışında da üyelerin bulunması gerekir.

Yüksek  yargı  kurullarının  önemi  2007  tarihli  “Venedik  Komisyonu,  Yargıçların Bağımsızlığı Raporu”nda şu şekilde dile getirilmektedir (Sonuç 4): “Bağımsız  bir  yargı  kurulunun  yargıçların  atanması  ve  kariyerleriyle  ilgili  kararlar üzerinde belirleyici bir rol oynaması, yargı bağımsızlığının güvence altına alınması açısından uygun bir yöntemdir. Venedik Komisyonu, var olan pek çok farklı hukuk sistemine olan saygısını muhafaza etmekle birlikte, henüz yargı kurulu kurmamış olan  devletlere,  bağımsız  bir  yargı  kurulu  kurma  konusunu  gözden  geçirmelerini tavsiye eder.”

2010 tarihli “Venedik Komisyonu, Yargıçların Bağımsızlığı Raporu”nun 4. sonuç ilkesi de bu konuya ilişkindir: “…yargı kurulları çoğulcu bir kompozisyona sahip olmalı  ve  yargı  kurulu  üyelerinin  çoğunluğunun  olmasa  da,  önemli  bir kısmının  yargıçlardan  oluşması  gerekmektedir.”  

Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı ise bağımsız ve şeffaf bir adalet sisteminin, hukukun üstünlüğü ilkesi uyarınca kurulmuş bir devletin temel öğesi olduğunu belirtmektedir. Avrupa Birliği Bakanlar Konseyinin yargıçların bağımsızlığı, etkinliği ve rolü üzerine R (94) 12 sayılı ve CM/Rec (2010) 12 sayılı tavsiye kararları ile Avrupa Yargıçları Danışma Konseyinin 2010 yılındaki 11. Genel Kurulunda kabul ettiği temel ilkeler; yargının dışa karşı ve kendisine karşı  bağımsızlığının hukuk devletinin temel bir unsuru olduğunu ve bu durumun “üye ülkelerin anayasasında ya da yasama düzeyinde oluşturulan daha özel kurallarla mümkün olan en üst yasal düzeyde belirtilmesi” gerektiği ifade edilmektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Tavsiye Kararlarında vurgulandığı gibi, yargıçların seçimi ve kariyerleri konusunda karar veren merci hükümet ve idareden bağımsız olmalıdır. Bu merciin bağımsızlığını teminat altına almak için getirilecek kurallarla merciin üyeleri yargı tarafından seçilmeli ve bu merci kendi usul kurallarını kendisi belirlemelidir. Yargıçların Statüsü Hakkında Avrupa Şartı da, yargıcın atanması, seçimi, kariyeri gibi konularda yasama ve yürütmeden bağımsız bir makamın belirleyici olması gerektiğini belirtmekte ve bu makamın en az yarısının yargıçlar arasından seçilmesini öngörmekte dir. Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi de 1 sayılı Görüşünde yargıçlar tarafından demokratik bir biçimde seçilmiş bağımsız bir makamın atamalar konusunda yetkili olması gerektiğinden söz etmektedir

Avrupa Yargıçları Danışma Kurulunun 10 numaralı Görüşünde belirtildiği gibi çoğulculuğu sağlamak, meslek içi dayanışmayı önlemek için yargı mensupları dışından da üyelerin Yüksek Adliye Kurulu içinde bulunması benimsenebilir. Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu 3 numaralı Görüşünde de benzer bir yaklaşım ortaya koyulmuştur. 3 Numaralı görüşte, korporatizm riskini, diğer bir deyişle yargıçların birbirleriyle dayanışma içine girerek birbirlerini koruma yoluna gitmeleri riskini önlemek için, yargıcın disiplin işlemleri konusunda yetkili olan disip lin mahkemesi veya kurulunda yargıçlar dışında da üyelerin olabileceğini benimsemektedir, fakat bu kişiler yasama, yürütme veya idarenin mensupları olmamalıdır.

Öncelikle, yargıç üyelerin meslektaşları tarafından seçilmesi yargının “kendi kendini yönetme” ilkesi ve yargı bağımsızlığı açısından en uygun çözüm gibi görünmektedir. Yüksek yargı kurulunun yargıç üyelerinin parlamento, devlet başkanı veya hükümet tarafından atanması durumunda da, yargı organının göstereceği adaylar arasından seçilmesi yöntemi tercih edilmelidir.

Yargıç olmayan üyelerin seçiminde ise siyasi bağlar ve tercihler belirleyici olmamalıdır. Buna göre, bu üyelerin yürütme organı tarafından değil, yasama organı tarafından (2/3 gibi) seçilmesi daha uygundur. Bu yöntem,birden fazla siyasi partinin üzerinde uzlaştığı, partilerüstü veya bütün siyasi güçler tarafından kabul edilebilecek  tarafsız adayların yüksek yargı kurullarına girmesine imkan verecektir  ve böylece dolaylı olarak  kurulun ne de katkıda bulunacaktır.

Bu önerilen yapıya uygun örnekler demokratik ülkelerde gözlemlenmektedir. ABD’de federe düzeyde oluşturulan ve yargısal di siplin konusunda yetkili olan Yargısal Davranış Organizasyonlarında, hukukçu olmayan üyeler de yer almaktadır. İtalya’da, avukatlar ve üniversite hukuk profesörleri Yargı Yüksek Kurulunda yer alır. Benzer şekilde Fransa’da da, yargıç olmayan üyeler kurulda bulunurlar. İspanya’da da, Consejo General del Poder Judicial’ın disiplin bölümü, beş üyeden oluşur, bunlardan üçü yargıçtır, ikisi yargıç değildir, bu iki üyenin her biri Parlamentonun bir ve ikinci kanadı tarafından seçilir.

Çoğulcu bir demokrasi için Cumhurbaşkanına değil yasama organına yargıç veya savcı olmayan üyelerin seçilmesinde rol verilmelidir. Bu yetkinin yasama organına verilmesi gereklidir, fakat bağımsız ve dolayısıyla tarafsız bir yargı sağlayabilmek için kendi başına yeterli bir unsur değildir. Yargının siyasallaşmasını önlemek, tarafsızlığını sağlamak, çoğunlukçu değil çoğulcu bir demokrasiye dayanmak için başka bazı güvenceleri de öngörmek gereklidir. İlk olarak yasama organı tarafından Yüksek Yargı Kuruluna seçilecek üyelerin sayısı sınırlı tutulmalıdır, yargıç ve savcıların kendi aralarından seçecekleri üye sayısı büyük bir çoğunluğu oluşturmalıdır. Ayrıca yasama organının üye seçme usulü iktidar partisinin tek elinde bir atamaya dönüşmemelidir, iktidar partisi Meclisteki muhalefet partileriyle uzlaşmak zorunda olmalıdır. Nitekim Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu, bu tür yargı kurullarının herhangi bir partiye bağlılıktan uzak, yasama organının çoğunluğunun baskısından bağımsız olması gerektiğinin altını çizmektedir . Bu nedenle yasama organının Yüksek Adliye Kuruluna seçeceği üye sayısının çok sınırlı olmasına özen göstermek gerekir, ayrıca yasama organınca seçilecek bu üyeler milletvekillerinin üçte ikisinin oyunu alarak seçilebilmelidirler.

Alt mahkemeler tarafından seçilen üyelerin seçim usulü de üzerinde durulması gereken unsurlardan biridir. Avrupa Konseyinin 2010 tarihli Tavsiye kararı bu tür yargı kurullarında çoğulcu bir yapının olması gerektiğinin altını çizmektedir . Bu nedenle seçim usulü çoğulculuğu sağlayacak bir biçime kavuşturulmalıdır. 

Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi görüşünde bu tür kurullarda “üyelerin tamamının ya da çoğunluğunun yargıçlardan oluşması” önerilmekteydi. Buna karşılık Venedik Komisyonu “Yargı içinde korporatizmin olumsuz etkilerinden sakınmak için, yargı bağımsızlığı ve özyönetim ile yargının hesap verebilir olması zorunluluğu arasında bir denge sağlanma(sı),bu amaca hizmet edecek…karma yapılı bir yargı kurulu oluştur”ulmasından söz etmektedir. Komisyon Kurulun nasıl oluşturulması gerektiğini şöyle açıklamaktadır: “Yargı Kurulu üyelerinin önemli bir bölümü ya da çoğunluğu, yargının kendisi tarafından seçilmelidir. Kurula demokratik meşruluk kazandırmak için, diğer üyeler, gerekli yasal koşulları taşıyan kişiler arasından, olası çıkar çatışmalarını da göz önünde bulundurarak, yasama organı tarafından seçilmelidir.”89 Çelik, Venedik Komisyonu’nun karma yapılı bir kuruldan yana tavır koymasıyla, yargı mensupları dışındaki üyelerin yasama organı tarafından seçilmesi gerektiğini söylemesiyle ve bu yaklaşımı demokratik meşruluk kavramıyla temellendirmesiyle Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu’ndan ayrıldığını belirtmektedir.90 Aslında özü yönünden iki görüş arasında farklılık yoktur ve Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu ana noktayı yakalamıştır: “…yasamanın ya da yürütmenin kontrolünde bir kurul yapılanmasından kaçınılması…”. Çelik, yasama organı tarafından kurullara üye seçiminde geçerli olan çoğunlukları incelemekte ve Belçika’da 2/3 çoğunlukla üye seçiminin parlamentodaki partileri uzlaşmaya zorladığını ifade etmektedir.

Yargı konseyleri, yargıçların atama, terfi ve disiplin işlemlerini partizan siyasi süreçten izole etmek ve bir yandan da hesap verebilirliği sağlamak için tasar lanmış organlardır. Yargı konseyleri, yargıçların kendi işlerini yönetmelerine izin verme ile atamaların, terfilerin ve disiplinin tam siyasi kontrolünün alternatifi ara sında bir yerde bulunur. Yargısal özyönetim modeli,6 tartışmaya açık bir şekilde, bağımsızlıktan yana çok fazla hata yapmaktayken, saf siyasi kontrol, belirli dava lara karar verilirken siyasi elitlerin tercihlerini göz önünde bulundurmaları anla mında, paradoks bir şekilde yargıçları fazla hesap verebilir hale getirebilir. Hesap verebilirlik ve bağımsızlık talepleri arasında denge kuran, bileşimi ve yetkilerinin belirli bir bağlamda yargıya ilişkin kaygıyı yansıttığı karma sayılabilecek çok çeşitli kurul modelleri söz konusudur.

Öte yandan Venedik Komisyonu Yargı Bağımsızlığına İlişkin Raporu’nda bu doğrultudaki görüşlerini şu şekilde ortaya koymaktadır: “Venedik Komisyonu, hâkimlerin mesleğe kabulü ve kariyerleri konusunda bağımsız bir yargı konseyinin belirleyici bir etkiye sahip olmasının yargı bağımsızlığını teminat altına almak için uygun bir usul olduğu görüşündedir. Her biri değerli olan ve korunması gereken Avrupa hukuk kültürünün zenginlikleri sebebiyledir ki tüm ülkelerde uygulanabilecek olan tek bir model söz konusu değildir. Hukuk sistemlerinin bu nebze çeşitliliğine saygı duyarken, Venedik Komisyonu, henüz bu değerlendirmeyi yapmamış olan devletlerin bağımsız bir yargı konseyi veya benzer bir organ teşkili seçeneğini de ğerlendirmelerini tavsiye etmektedir. Her halükarda anılan konsey çoğulcu bir ya pıya ve çoğunluğu olmasa bile hatırı sayılır bir kısmı hâkimlerden oluşan üyelere sahip olmalıdır. Tabii üyeler hariç olmak üzere bu hâkimler denkleri tarafından se çilmeli veya atanmalıdırlar.” Keza Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Yargıçla rın Bağımsızlığı, Verimliliği ve Rolü Hakkında 94/12 No.lu Tavsiye Kararında şunları ortaya koymaktadır:

 “Yargı kurulları, yargının ve bireysel olarak hâkimlerin bağımsızlığını güvence altına almayı ve böylelikle yargı sisteminin etkin bir şekilde iş lemesine katkı sağlamayı amaçlayan, yasayla veya anayasa uyarınca kurulmuş bağımsız organlardır. Bu tür kurulların üyelerinin en az yarısı, yargıda çoğulculuk anlayışı dikkate alınmak suretiyle, yargının tüm seviyelerindeki meslektaşları tara fından seçilen hâkimlerden oluşmalıdır. Yargı kurulları, hâkimlere ve topluma karşı son derece şeffaf olmalı ve bu bağlamda, ilgili usulleri önceden belirlemeli ve ka rarlarını gerekçelendirmelidir. Yargı kurulları, görevlerini ifa ederken, bireysel ola rak hâkimlerin bağımsızlığına müdahale etmemelidir.” 

Yine Avrupa Yargıçları Danışma Konseyi (CCJE) de 21-23 Kasım 2007 tarihli 10 No.lu Görüş’ünde “Yargı Yüksek Kurulunun oluşumu, bağımsızlığını garanti edecek ve görevlerini  etkin bir şekilde yerine getirebilmesini sağlayacak şekilde olacaktır. Yargı Yüksek Kurulu üyelerine (hem hâkimler hem de hâkim olmayanlar) bağımsızlıkları ve tarafsızlıkları garanti edilmelidir. Yargı Yüksek Kurulu üyelerinin ücretleri, Kurul içindeki konumları ve iş yükleri ile orantılı olmalıdır.” denilmektedir.

Bakanlar Komitesinin Yargıçların Bağımsızlığı, Verimliliği ve Rolüne ilişkin 1994 tarihli R (94) 12 sayılı Tavsiye Kararı, yargıçların seçimi ve kariyerlerine ilişkin karar vermekle görevli bağımsız bir makamı (örneğin yargı konseyi) tercih etmiştir. Her şeyden önce belirtmek gerekir ki, yargının bağımsızlığını, özellikle de tehdit altında olduğu durumlarda korumak ve güçlendirmek, yargı kurullarının asli görevidir. Bu nedenle, yargı kurullarının bileşimi, işlevleri ve rolü, gerekli yargı hesap verebilirlik düzeyini korurken yargı bağımsızlığına odaklanacak şekilde tasarlanmalıdır. Yargının bağımsızlığı, iyi işleyen ve yetkin bir yargı kurulunun oluşturul masıyla desteklenebilir. Hükümetten ve idareden bağımsızlığını korumak için kurallar, örneğin, üyelerinin yargı tarafından seçilmesini ve otoritenin usul kuralları konusunda kendisinin karar vermesini sağlamalıdır. Yargı üst kurullarına ilişkin tipik veya standart bir model bulunmamaktadır. Bu organların örgütlenmesi ve yönetimi, farklı hukuk sistemlerine göre ve aynı hu kuk sistemi içerisinde farklılık göstermektedir. En yaygın kompozisyon modeli, yargı kurullarının yargı ve yargı dışı üyelerden oluştuğu karma modeldir. Bazı ülkelerde yargı kurulları, yargı üyelerinin atanmasından görevden alınmasına kadar geniş yetkilere sahipken, bu organların görev ve yetkilerine ilişkin yaygın bir uygu lama bulunmamaktadır. Genellikle yargı kurulları kendi bütçelerini belirler. Ancak bazı yargı organları da mahkemelerin bütçesini belirleme yetkisine sahiptir. Yargı kurullarının üyelerinin statüleri ile görevden alınma gerekçe ve usullerine ilişkin farklı uygulamalar mevcuttur.

Yargı üst kurullarına ilişkin tipik veya standart bir model bulunmamaktadır. Bu organların örgütlenmesi ve yönetimi, farklı hukuk sistemlerine göre ve aynı hu kuk sistemi içerisinde farklılık göstermektedir. En yaygın kompozisyon modeli, yargı kurullarının yargı ve yargı dışı üyelerden oluştuğu karma modeldir. Bazı ül kelerde yargı kurulları, yargı üyelerinin atanmasından görevden alınmasına kadar geniş yetkilere sahipken, bu organların görev ve yetkilerine ilişkin yaygın bir uygu lama bulunmamaktadır. Genellikle yargı kurulları kendi bütçelerini belirler. Ancak bazı yargı organları da mahkemelerin bütçesini belirleme yetkisine sahiptir. Yargı kurullarının üyelerinin statüleri ile görevden alınma gerekçe ve usullerine ilişkin farklı uygulamalar mevcuttur.

Yargı kurulunun oluşumu, yargının bağımsızlığını koruyabilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Konsey, iç baskılara dayanmanın yanı sıra, diğer güç kollarından gelen aşırı etkileri önleyebilmelidir. Yargı kurullarının çeşitli oluşum bi çimleri vardır ve tek bir doğru veya meşru biçim yoktur. Yargı konseyi kendi kendini yöneten bir yargı organı olduğundan, bu organın önemli bir bölümünün (çoğunlu ğunun) diğer yargıçlar tarafından seçilen yargıçları içermesi beklenir.

Günümüzde yargı bağımsızlığı, demokratik devlet yönetiminin temel koşullarından birisi olarak Birleşmiş Milletler çatısı altındaki bütün dünya devletleri tarafından kabul ve taahhüt edilmiştir. Yargı bağımsızlığının temel ilkeleri de yine Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, 29 Kasım 1985 tarih ve 40/32 sayılı ve 13 Aralık 1985 tarih ve 40/146 sayılı kararları ile onaylamış olan “Basic Principles on the Independence of the Judiciary” isimli uluslararası belgede (“Sözleşme”) belirtilmiştir.

Sözleşme’nin 1. maddesine göre: Yargı kurumu bir bütün olarak yürütme ve diğer güçlerden bağımsız olacak; yürütme ve diğer tüm kurumlar yargının bağımsızlığını gözeterek saygı gösterecek ve yargıçlar önlerine gelen meseleleri bağımsız olarak karara bağlayabilecektir. 

Sözleşme’nin 2. maddesine göre: yargı, herhangi bir merci veya odağın doğrudan veya dolaylı herhangi bir şekilde kısıtlama, etki, yönlendirme, baskı, tehdit veya müdahale olmaksızın karar verecektir. 

Sözleşme’nin 3. maddesine göre: yargı, her türlü yargısal konuda yetkili olacak; dikkatine getirilen bir konuda yetkili olup olmadığına, yani kendi yetkisi hakkında kendisi karar verecektir. 

1. maddedeki “yargının bağımsızlığı” amacının gerçekleştiğini, söz konusu 3. madde yargının kendisini yetkili görüp görememesi ile teyit ve kontrol etmektedir. Sözkonusu 3. maddeye göre; yargı, bir meselenin kendi yetkisine girip girmediği hakkında karar veremiyorsa 1. maddede öngörülen bağımsızlık gerçekleşmiş olamaz.

Yargının bağımsızlığının ve yargıçların herhangi bir etki altında kalmaksızın karar vermelerinin sağlanması amacıyla Sözleşme başka önlemler de öngörmüştür. Sözleşme, özellikle de 8. ve 9. maddelerde yargıçların ifade ve örgütlenme özgürlüğüne, 10. maddede atamalara karşı korumaya, 11. ve 12. maddelerde yargıçların atanmaları, görev süreleri, güvenlikleri, ücretlendirilmeleri, hizmet koşulları ve emeklilik haklarının yasayla düzenleneceğine, işlerin dağılımına ve yargıçların kusurlarından dolayı davaların devlete karşı açılacağına ilişki kurallar getirmiştir.

  Uluslararası Barolar Birliği (İBA- International Bar Association), 1982 yılında kabul ettiği “Yargı Bağımsızlığının Minimum Standartları” isimli belgede yargı bağımsızlığı ile ilgili önemli ilkeleri belirtmekte; bunlar arasında yargının, yürütme gücüne karşı bağımsızlığına özel bir önem vermektedir.

 IBA Belgesi, 1. maddede: yargıçların yürütmenin denetimine bağlı olmalarını önleyen kişisel güvencelere sahip olmaları ve görevlerini yerine getirirken yasadan, vicdanından ve aklından başka bir şeyle bağımlı olmamaları gerektiğini; 

2. maddede: yargı organının bir bütün olarak yürütme gücüne karşı özerk ve bağımsız olması gerektiğini belirtmektedir. 

Belge’nin 3. maddesinde: yargıçların atama ve terfilerinde çoğunluğu yargı üyeleri ile hukuk mesleğinden gelenlerin oluşturduğu bir kurumun söz sahibi olması, yürütme veya yasama güçlerinin dahli veya etkisinin olmaması gerektiği – ancak güçlü bir hukuk ve demokrasi geleneği olan ülkelerde istisnalar olabileceği; 

4. maddesinde: yürütmenin, şikayetleri iletmenin dışında yargıçlar hakkındaki disiplin süreçlerine dahil olmaması ve yargıçların görevden alınması gibi hususlara karar verme yetkisinin yürütmeden bağımsız olan bir yargı kuruluna ait olması gerektiği belirtilmektedir.

Sözleşme’nin 5. maddesi; yargının işlevini yürütmenin kontrol edemeyeceğini;

 6. maddesi, yargılama süreçlerinin hukuk mesleğindekilerin işbirliği ile hazırlanması ve yasalaştırılması gerektiğini; 

7. maddesi, yürütmenin yargı kararlarını – yargının gözetiminde – yerine getirmekle yükümlü olduğunu; 8. maddesi, tüm yargısal konuların münhasıran yargının yetki ve sorumluluğu altında olması gerektiğini;

 9. maddesi, yargının merkezi idaresinin tercihen yargıda olması gerektiğini; ancak, yürütme ile birlikte yürütülebileceğini; 

10. maddesi, adaletin yerine getirilmesi için gerekli mali kaynakları sağlamanın yürütmenin yükümlülüğü olduğunu; 

11. maddesi, yargıda iş yükünün dağılımının yargıçlarda olması gerektiğini; 

12. maddesi de bir yargıcın başka bir yere tayininin tercihen kendi rızasına tabi olması gerektiğine ve buna yargısal bir kurum tarafından karar verilmesi gerektiğini belirtmektedir.

                                            —————-

BİR SONRAKİ YAZININ KONUSU: 

YARGININ  KURUMSAL BAĞIMSIZLIĞI AÇISINDAN YÜKSEK ADLİYE KURULUNUN OLUŞUMU, YAPISAL SORUNLARI VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Etiketler: devletgüçler ayrılığıhukukyargıyargı bağımsızlığı
MEHMET ÖNER EKİNCİ

MEHMET ÖNER EKİNCİ

| YAŞAM VE HUKUK |Hukuk, toplumsal yaşamın, kamu düzeninin ve insan hak ve özgürlüklerinin yeşerdiği bir temeldir.

Yargının Bağımsızlık ve Tarafsızlığı
Mehmet Öner Ekinci

Yargının Bağımsızlık ve Tarafsızlığı

MEHMET ÖNER EKİNCİ
16 Nisan 2026
Yargı Bağımsızlığı ve Yüksek Yargı Kurulları
Mehmet Öner Ekinci

Yargı Bağımsızlığı ve Yüksek Yargı Kurulları

MEHMET ÖNER EKİNCİ
30 Mart 2026
Bu Bozuk Düzen Değişmelidir
Mehmet Öner Ekinci

Bu Bozuk Düzen Değişmelidir

MEHMET ÖNER EKİNCİ
5 Şubat 2026
Ceza (Değişiklik) Yasa Tasarısının Eleştirisi
Mehmet Öner Ekinci

Ceza (Değişiklik) Yasa Tasarısının Eleştirisi

MEHMET ÖNER EKİNCİ
19 Ocak 2026
Devam Et
Gazedda

© 2026 Gazedda - Copyleft

  • Künye
  • Dayanışma
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası

Welcome Back!

Login to your account below

Forgotten Password?

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.

Log In

Add New Playlist

Bulamadık
Tümünü Gör
  • ANA SAYFA
  • YAZARLAR
    • GAZEDDA YAZARLARI
    • GÜNEYDEN YAZARLAR
      • PENNA
    • DÜNYADAN YAZARLAR
      • PROJECT SYNDICATE
    • EDİTORYAL KOLEKTİF
  • SÖYLEŞİ
  • BELLEK & TARİH
    • YERİN HAFIZASI
  • TÜM İÇERİK
    • HABER ARŞİVİ
      • KIBRIS
      • DÜNYA
      • KORONAVİRÜS
    • MULTİMEDYA ARŞİVİ
      • GAZEDDAPOD
      • GAZEDDAWEBTV

© 2026 Gazedda - Copyleft

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Bu siteyi kullanmaya devam ederseniz, bunu kabul ettiğinizi varsayarız. Gizlilik ve Çerezler Politikası sayfamızı ziyaret edin.