Sentimental Value, daha ilk izlemeye başladığım dakikalarda beni yakalayacağını anladığım bir film oldu. Çünkü bu kez alışılmışın dışında, hikaye bir insan suretiyle değil, bir evin gözünden, resmen bir tanık ifadesi alınırmış gibi anlatılmaya başlandı. Öyle bir ev ki, içinde kimler yaşamış, hangi anıları hangi yıllara yığmış, kuşaklar boyunca neler olup bitmiş, ilk etapta o evin gözünden konuk oluyoruz hikayeye. Sanki o evde bir yemek masası, bir basamak, bir duvarmışız gibi.
Film aslında hafızayı, geçmişi ve anıları farklı şekillerde ele alıp, eş zamanlı olarak izleyiciyi de hafızasını yoklamaya itti ve mekanların da hafızası olduğunu bize hatırlatarak şunu fark ettirdi; evlerimiz yalnızca geçmişimizin saklandığı gizli kutular değil, bugünümüzü de bizimle sessizce izleyen ve şekillendiren aynalar aslında.
Film ilerledikçe, o evde çocukluklarını geçirmiş iki kız kardeşin arasında geçen diyalog sanırım benim için filmin kalbinin attığı nokta oldu. İki kardeşin de kırılgan olabildiği bir anda aralarında geçen bu konuşma herhangi bir yüzleşme gibi değil, yıllarca konuşulmamış bir gerçek gibiydi.
Ablanın “Çocukluğumuz seni neden mahvetmedi?” sorusuna, kız kardeşi “Çünkü benim yanımda sen vardın’’ diyerek cevap verdi ve aslında şunu düşündürdü, gerçekten de aynı evde büyüyen iki insan aynı çocukluğu mu yaşar? Bu sahnede, aynı evde büyüdüğün insanın aslında senin dünyayı algılayışını kökten dönüştürdüğünü ve bunun kimisi için erken büyümek, kimisi için yük almak, kimisi için de farkında olmadan başkasının hayatını taşımak olduğunu hissettim. Belki de bir kısmımız için de güvenli alan, bir sığınak veya bir süreklilik. Filmin bunu hiçbir şekilde dramatize etmemesi, sadece fark etmemizi sağlaması belki de en güzel yanlarından biri.
Bu aile hikayesinin merkezinde, aile bağları kopmuş, duygusal erişilmezliği olan sessiz ama ağır bir baba figürü de var. Baba figürü ve kızları arasındaki mesafeli ve gergin ilişkinin giderek affedildiğini değil ama görünmeyen öfkenin giderek çözüldüğünü izlerken bunun kaç zamandır kafamı kurcaladığını düşündüm. Büyüdükçe, yani daha çok geçmişimiz oldukça, ailemizi de geçmişleriyle birlikte düşünmeye başlıyoruz sanırım; sadece hayatımızdaki yerleri için değil, mazur görerek hiç değil, taşıdıklarıyla ve verdikleriyle.
Bazı ilişkiler düzelmez, düzelemez.
Bazı çocukluklar mahvetmez, iz bırakır, iyileştirir.
Bazı hikayeler çözülmez ama zamanla kendine farklı bir yer bulur.
Dipnot: kız kardeşlik yaşatır ☺
