Surlariçi’nin Sınıfsal Okuması ve Kıbrıslıtürk Müzisyenlerin Ödeyeceği Bedel – Halil Karapaşaoğlu

Uzun bir süreden beridir Lefkoşa Arabahmet bölgesindeki barlara ardı arkasına cezalar kesilmekte. Bir yandan Lefkoşa’nın turizm merkezi olduğu iddia edilen Lefkoşa Suriçi, diğer yanda ise Çevre Dairesi aracılığı ile Devlet’in barlar ve eğlence merkezleri üzerinde kurduğu baskı.

1984 Bar da uzun süredir neredeyse sistematik bir şekilde Çevre Dairesi tarafından ceza kesilen yerlerden biri.

1984 Bar işletmecisi ve sahini Halil Karapaşaoğulu Lefkoşa Sulariçi’nin geçirdiği evrimi ve değişimi geçtiğimiz gün uzun uzun yazarak sosyal medyadan paylaştı. Hem yaşananları hem de dünden bugüne Surlariçin’nin dönüşümünü yıllardır Arabahmet bölgesinde bar işletmciliği yapan Karapaşaoğlu’nun kaleminden okuyalım:

İşta Halil Karapaşaoğlu’nun yazısı:

 

Surlariçi’nin Sınıfsal Okuması ve Kıbrıslıtürk Müzisyenlerin Ödeyeceği Bedel

Uzun zamandır Mahmutpaşa Mahallesi İnisiyatifi ve burada bulunan barlar, kafeler ve müzisyenler arasında çözülemeyen bir sorun vardır. Bu soruna teorik olarak yaklaşmak, devletin bu soruna yönelik hiçbir açılımı olmamasından dolayı bu sorunun kökenini sorgulayıp, sorunu açımlamak zaruri olmuştur. Devletin mevkilerini işgal eden, bilmem kaç bin tl maaş çeken ancak eleştirel düşünceden, entelektüel bilgi birikiminden yoksun olan insanların yapmadığı işi bizim yapmamız ne yazık ki kaçınılmaz olmuştur.

Surlariçi’nin Dünü; 74 Sonrası

Surlariçi 74’ten sonra büyük bir dönüşüme uğramıştır. Burada yaşayan Kıbrıslıtürkler 74’ten sonra Kıbrıslırumlar’dan kalan ganimetle ve devletin suni bir şekilde yarattığı ekonomik refah sayesinde Surlariçin’deki evlerini terk etmeye başlamış, onun yerine “modernleşme olarak” algıladıkları, belki de sınıf atlamak olarak gördükleri, Surlariçi’nin dışında kalan apartman dairelerine ve villalara yerleşmeye başlamışlardır. Kıbrıslırumlar, Ermeniler ve diğer etnik gruplardan kalan binalar 74’ten sonra zaten zorunlu olarak boşaltılmıştı. Türkiye’den taşınan yoksul kesimler bu evlere yerleştirilmiş, Surlariçi hızlı bir şekilde gettolaşmaya başlamıştır. KKTC devleti bile buralara girmeye, yatırım yapmaya tenezzül etmemiştir. O sözde çok sevdikleri Anavatandan gelen insanları bir başlarına yaşamaya terk etmiş, onların yaşam koşullarının iyileştirilmesine yönelik hiçbir adım atılmamıştır. Tabii ki TC Elçiliği’de yaratılan bu fotoğrafın parçasıdır. Bütün bu olanlar onların gözü önünde ve onların sayesinde şekillenmiştir. TC Elçiliği bu ülkede kuşların uçmasını istemezse gökyüzünde o kuşlar uçmaz. Yaratılan bu dönüşüm sayesinde Türkiye’den gelen yoksul kesimler gerek eğitim gerek sağlık gerekse ekonomik açıdan sefalet içinde yaşamaya başladılar. Sağ ideoloji, milliyetçi bir zeminden yola çıkarak bu insanları acımadan, insafsız bir şekilde oylarını kullandı. Bir miktar parayla, bir paket bulgur, bir paket makarna vs. ile insanların “özne olma halleri” satın alındı. Dünyanın her yerinde yoksul kesimler bu şekilde satın alınmıştır. Solun en büyük çıkmazı ise sınıfsal siyaset yapamamaları, Kıbrıs milliyetçiliğine ya da Kıbrıslıtürk milliyetçiliğine saplanıp kalmalarıdır. Yoksul bırakılan kesimler, adanın kuzeyinde, kontrol mekanizmalarını elinde bulunduran kesimler tarafından istenildiği gibi yönlendirilip, ülkenin ve şehrin güç dengelerini yönetmeye başladılar.

Surlariçi’nin Bugünü 2007 ve Sonrası

33 yıl sonra, 2007’den itibaren Surlariçine Kıbrıslıtürkler mekân açmaya başladılar. Bu tarihi, Surlariçine mal olmuş iki mekânın açılmasıyla ve hâlâ açık kalmasıyla belirlemiş bulunmaktayım. Bu süreç 2012 yılına kadar çok yavaş ilerledi. 2012 yılından sonra, üniversitelerde okudukları alanlarda iş bulamayan orta sınıf aile çocukları kiraların ucuzluğundan, yatırım yapacak sermayeleri olmadığından, bankalardan çektikleri borçlarla küçük işletmeler açarak, buraya gelmeye başladılar. Bu ganimetin ve rejimin yarattığı sahte refahın sonunun simgeselleşmesidir aynı zamanda. Buraya yatırım yapmaya başlayan genç nüfus alternatif kültür, sol değerler, özgürlükçü bir zeminden yaklaşarak, komformist bir yaşam biçimini, şatafatlı bir imajı reddederek yeni bir yaşam alanı yaratmaya çalıştılar. Yaratılan ortamlar salaş olmakla birlikte ekoloji, toplumsal cinsiyet eşitliği, milliyetçilikten ve ırkçılıktan uzak bir bilinçle bütün bu değerler bütünüyle, sanatın farklı alanlarında aktiviteler yaparak aslında yaratılan çarpık modernleşmeye karşı önemli bir adım attılar. Oluşan bu durum, yoksullaşmaya başlayan Kıbrıslıtürkler’in çocuklarının kendisine yaşam ve iş alanı aramalarının bir sonucu olarak yorumlanmalıdır. Surlariçi’nin bugününü oluşturan yapının kaynağı sınıfsaldır. Şehir, yoksul ve orta sınıf gençlerin surlariçinde olan gettoya ekonomik ihtiyaçların bir dayatması olarak gelmesiyle yeniden şekillenmeye başlamıştır.
Devletin bu dönüşümü görmemesi, tahlil etmemesi ve bu dönüşümde irade sahibi olmak istememesinden dolayı, basına da yansıyan ve yansımayan çeşitli kavgalar, rüşvet olayları yaşanmıştır. Yaşanmaktadır da. Burada 74’den sonra gelen yoksul kesimlerle 2007’den sonra hem işletme sahibi hem de müşteri olarak gelen kesimler karşıya karşıya gelmiş, kültürel çatışmanın bir sonucu olarak güvenlik zafiyeti ortaya çıkmıştır. Sn. Denktaş’ın torununa ve arkadaşlarına yapılan saldırı bu olayların en ironiklerinden biridir. Burada yaşayan yoksul kesimlerin bazıları gruplaşmış, mekânlardan rüşvet istemeye başlamışlardı. Bunun sonucu olarak bir mekânda, mekân sahibi, müşteriler ve mafyalaşmaya çalışan bu kesimler kavga etmiş, mekânda şişeler kırılmıştır. Durum polise aktarılmasına rağmen polis bu duruma ve sokaklarda yaşanan kavgalara çözüm bulmamıştır. Bazı mekânlar çözümü kendi güvenliklerini sağlamak için “güvenlik görevlisi” adı altında mekânlarını korumalarla doldurmuştur. Güvenliklerin mekânlarda var olması teorik bir problemdir. Bu ilk başta yaratılmaya çalışılan kültürel yapıyla hiçbir şekilde uyuşmamaktadır. Totaliter, otoriter eğlence anlayışı ve yaşam biçimi mekânlarda egemen olmaya başlamıştır. Eğlenmek, dans etmek, müzik dinlemek niye birilerin denetimi, gözetimi altında olmaya başlamıştır? Gerek dışarıdan, gerekse içerde olan şiddet ve tehdit bir toplumun sosyolojik yapısının göstergesidir. Tahammülsüz, erkek egemen, iktidar ilişkileri üzerinden güç kullanımı bir sorundur. Bunu kimler sorun olarak algılıyor kimlerin buna dair çözüm önerileri vardır?

Surlariçi Yeniden Şekilleniyor

Surlariçin de yaşanan problemlerin bir diğeri de büyük sermaye gruplarıdır. Orta sınıf gençlerin her türlü zorluğa karşı canlandırdığı surlariçine büyük sermaye grupları akın etmeye başlamıştır. Bizlerin büyük uğraşları sonucu girilebilir bir hale geldiği surlariçine hiçbir bedel ödemeden büyük sermaye grupları akın etmeye başlamıştır. Butik hoteller ve barlar açmaktadırlar. Büyük şirketleri olan bu patronların müzikle ne işi vardır? Barlardan gelecek üç beş kuruşa mı ihtiyaçları vardır? 4 odalı bir butik hotelden gelecek paraya mı muhtaçtırlar? Bu ayrı bir yapısal sorundur. Sermayenin oluşturacağı eğlence anlayışı surlariçinin dokusuyla ne kadar uyum içindedir? Ne yazık ki devletin ve hükümetlerin büyük sermaye gruplarıyla olan ilişkilerinden dolayı küçük işletmeleri korumaya yönelik hiçbir girişim yoktur. Belki bu bizlerin mekânlarını kapattırıp büyük sermaye gruplarına surlariçinin peşkeş çekilme sürecidir? Beş yıl içinde başka bir surlariçiyle karşı karşıya kalacağız. Biz geldik, yaptık ve şimdi bize yol gösteriyorlar. Bunun içinde ayrı bir kavga ve mücadele alanı örmek lazım. Çünkü daha önce başka sebeplerden girmediğimiz surlariçine şimdi tam tersi sebeplerden giremeyeceğiz. Peki bizim yaşam alanımız neresidir? Biz nerede iş alanları yaratıp, nerede ekmek paramızı kazanacağız?

Kıbrıslıtürk Müzisyenlerin Ödeyeceği Bedel

Surlariçindeki barlarda ağırlıklı olarak Kıbrıslıtürk müzisyenler sahne almaktadır. Mahmutpaşa Mahallesi İnisiyatifi ve bazı müzisyenler arasında yaz aylarında bir antlaşma olmuştu. Eğlence saatleri 23.00-01.00 arasında olacak diye. 4 mekan sahibi Mahmutpaşa Mahallesi inisiyatifinden gelen temsilcilerin “mekan sahiplerinin geleceğini bilmiyorduk bilseydik daha kalabalık gelirdik” demeleri üzerine 4 kişi olan 4 farklı mekanı temsil eden bu kişiler toplantıdan ayrılmak zorunda kaldı. Bu antlaşmanın sonunda geçen ay Cürümleri Önleme Şubesi tarafından bu 4 mekân sahibi arandı. Cürümleri Önleme Şubesi, Mahmutpaşa İnisiyatifi’nin, Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı’na gittiğini polisin görevini yerine getirmediği şikâyetini yapmış. Kişisel olarak buna inanmak istemiyorum. Polisin önünde kabarık bir dosya vardı. Bizim izinlerimiz ve yaptığımız etkinliklerin kopyaları… Polis açık alanda müzik yapmamızın yasak olduğunu ve yapmaya devam edersek hakkımızda mahkemeye şikayetçi olacaklarını söyledi. Nitekim polis mekânlarımıza geldi. Eğer söylediklerini yaparlarsa bu mekânlar mahkemeye verilecek ve mahkemenin alacağı ara emriyle Lefkoşa’da artık açık alanda müzik yapılamayacak.
Bu birçok Kıbrıslıtürk müzisyenin doğrudan artık barlarda sahne alamaması demek oluyor. Bu artık kafelerde de tek gitarıyla çalan arkadaşların müzik yapamaması anlamına geliyor. Müzisyenler sektörün darbelenmesiyle işsiz kalacaklar. Aynı zamanda casinoların ve clubların gerek Türkiye’den gerek yurtdışından getirdikleri, bilmem kaç bin TL ödedikleri djlerin ve müzisyenlerinde hiç sorun yaşamadan faaliyetlerine devam etmesi anlamına gelecektir. Çünkü Lefkoşa’da surlariçinde barların yaşadığı bu dayatma hiçbir şekilde, büyük sermaye gruplarına yapılmamaktadır. 1100tl para cezası da onlar için küçük bir meblağdır. Sokakta, açık alanda müzik yapılamaması hangi çıkar çevrelerinin işine gelmektedir? Neden Lefkoşa’daki küçük barlarla bu büyük sermaye grupları bazı kesimler tarafından aynılaştırılmaya çalışılmaktadır? Kıbrıslıtürk müzisyenler bunun ne kadar farkındadır, kendilerini bu barların kapanması durumunda nelerin bekleyeceklerini ne kadar sorgulamaktadırlar? Buna karşı sessiz kalmaları neyin göstergesidir? Girne’de Türkiye’den getirilen müzisyenlere hiçbir şekilde Çevre Dairesi tacizde bulunmazken, Kıbrıslıtürk müzisyenler neden sürekli taciz edilip yok sayılmaya çalışılmaktadır? Barlar açılır ve kapanır. Ülkemizde şu an 10 yıldan daha eski bar bulunmamaktadır. Ama camiamızda 10 yıldan daha fazla bir süredir müzik hayatına devam eden müzisyenler vardır. Bu çatışma ve saldırı barlar üzerinden müzisyenlere yapılmaktadır. Bu barlar kapanınca bar sahipleri başka işler yapacaktır muhakkak. Ancak bu müzisyenler ne iş yapacaktır? Çalacak mekân bulabilecekler mi? Kıbrıslıtürkler’in ürettiği müzik Mahmutpaşa Mahallesi İnisiyatifi’nin devletin kolluk güçleri ve Turizm Bakanlığı ile işbirliği sayesinde yok edilmeye çalışılmaktadır. Peki Turizm Bakanlığı casinolar, hoteller ve clublarla nasıl bir işbirliği içindedir? Yaz aylarında Turizm Bakanlığın’da yeni yasayla ilgili bir toplantı yapılmış ve ne yazık ki bu toplantıya küçük bar ve kafeler çağrılmamış büyük iş insanları çağrılmış. Neden? Lefkoşa’da bu krizin olmasına rağmen Turizm Bakanlığı neden bu sorunun bileşenlerini toplayıp çözüm yaratmaya çalışmamaktadır? Dayatmacı, yukarıdan indirgemeci ve tabii ki yok edici tavırlar Kıbrıslıtürk müziğine büyük bir darbe vuracaktır vurmaya da başlamıştır. Ne yazık ki Kıbrıslıtürk müzisyenlerin birçoğu bunun farkında değildir. Farkında olanlarda çaresiz kalmış, yalnız bırakılmıştır.

Çözüm Nedir?

Çözüm çok basittir. Surlariçi turizm bölgesi midir yerleşim bölgesi midir? Lefkoşa Türk Belediyesi surlariçini turizm bölgesi olarak görürken, Turizm Bakanlığı’nın surlariçiyle ilgili bir fikri ne yazık ki yoktur. LTB surlariçine işletme izinlerini vermeye devam etmekte, bu bölgede her geçen gün yeni mekânlar açılmaya devam etmektedir. Sorun daha da karmaşık bir hale bürünecektir. LTB ve Bakanlık arasındaki iletişimsizliğin bedelini hem bölge halkı hem Kıbrıslıtürk müsiyenler hem de genç işletmeciler ödemekte, ödeyecektir de. Peki Mahmutpaşa Mahallesi İnisiyatifi bu fotoğrafın neresindedir? Bakanlık ve polis üzerinden bizlere harcadığı enerjinin sadece küçük bir kısmını Turizm Bakanlığı’na bölgenin turizm bölgesi mi yerleşim alanımı olduğuna dair karar verilmesinin baskısını yapsalar bu durumlara gelir miydik? Bu kavga büyücektir. İşletmeler, müzisyenler bu kavgadan zararlı çıkmakta, çıkmaya da devam edeceklerdir. Bu mekânlar, Turizm Bakanlığı’nın taraf olmasıyla batırılmaya çalışılmaktadır. Mahmutpaşa Mahallesi İnisiyatifi, bu bölgenin turizm bölgesi olarak kabul görmesini kabul etmeyeceği için bakanlığa sorunu çözmeye yönelik öneriler yapmamaktadır. Bakanlık ise butik barlara ve müziğe dair hiçbir vizyonu ve misyonu olmadığı için, turizmi kumar, hotel, club olarak görmektedir. Kenti şekillendirme gücüne sahip olanlar kentin geleceğine kenti oluşturanlarla karar vermediği sürece bu kaos çözümlenemez bir duruma sürüklenecektir. Bir ülkeyi yönetmek, ülkeyle, şehirle ilgili fikir sahibi olmak mevkiyle olmaz!!! Az biraz düşünmek, okumak ve koşulları tahlil etmekle olabilir ancak!!!