‘Sıfır Asker, Sıfır Garanti Gibi Kesin Tezler… Maksimalist Tezlerdir’

DİSİ Başkanı Averof Neofitu Kıbrıs sorununun kritik bir dönemeçte olduğunu belirterek, hatta bunun “en son kritik dönemeç olduğu” görüşünü ortaya koydu. Neofitu, olası yeni bir başarısızlık durumunda gerek toprak gerekse uluslararası toplumun Kıbrıs sorununa bakış açısında oluşacak değişikliklerle ilgili tehlikelere işaret etti.

TAK’ın çevirisine göre Alithia’ya verdiği özel söyleşide “Kıbrıs sorununda yeni bir çıkmaz lüksümüz yok” söylemini tekrarlayan Neofitu, geçen yıl Crans-Montana’da yaşanan hata ve yanlış anlaşılmaların tekrarlanmaması için yeni bir konferansa en iyi şekilde hazırlanılması gerektiğine işaret etti.

Yeni müzakerelerin başlamayabileceği görüşünü de ortaya koymakla birlikte, başlaması halinde müzakereleri, kaldığı yerden sürdürmeye hazır olmaları gerektiğine işaret eden Neofitu “O uluslararası konferansta, Genel Sekreter’in ortaya koyduğu çerçeveden daha azını veya daha fazlasını kabul etmeyiz. Kıbrıs Rum tarafı olarak, tek bir harfte bile BM’de bizim tarafın tez değiştirdiği yönünde herhangi bir kuşku oluşturacak şekilde sapma lüksümüz yok” dedi.

“SIFIR GARANTİ, SIFIR ASKER…”

Neofitu,  “sıfır asker, sıfır garantiler” ısrarı ile çözüm bulunma şansı olup olmadığı sorusu karşısında, partisi DİSİ’nin görüşüne işaret ederek “Anlaşmanın  ilk gününden ve hatta anlaşmadan önce bile sıfır asker, sıfır garanti gibi kesin tezler, Kıbrıs sorununun çözümüne yardımcı olmaz. Bunlar maksimalist (aşırı) tezlerdir” dedi.

Gazetenin “Ancak sıfır asker, sıfır garanti bunca yıldır kullandığımız sloganlardan biri değil mi? Şimdi halkı nasıl ikna edeceğiz?” sorusuna karşılık “siyasi sahneyi de, siyasileri de medyayı da bu tür genellemeler sıfırla çarpıyor” uyarısında bulunan Neofitu, şöyle devam etti:

“Ben, güvenlik konularında DİSİ olarak neyi kabul edilir bulduğumuzu söylüyorum: Çözümle birlikte 1960 garantilerinin kaldırılması, çözümle birlikte işgal askerlerinin büyük bölümünün etkin şekilde çekilmesi ve kısa bir dönemde bütün askerlerin tamamen çekilmesi. ELDİK ve TURDİK (Türk ve Yunan alayları) garantör güçlerin başbakanları düzeyinde kararlaştırılacak bir konudur. DİSİ, bu kontenjanların da çekilme tarihinde önceden anlaşmaya varılması görüşündedir.”

“HANGİ SÜRECİN İZLENMESİ GEREKTİĞİNİ DE SÖYLESİNLER”

Kıbrıs’ın güneyinde de iki bölgeli iki toplumlu federasyonu reddeden siyasi partiler olduğu hatırlatıldığında, izlenmekte olan süreci reddedenlerin, bunun yerine hangi sürecin izlenmesi gerektiğini de söylemesi gerektiğine dikkat çeken Neofitu “Umarım önerileri, kulağıma gelen şu ‘1960 Anayasası’na geri dönelim ve Anayasa’nın Kıbrıslı Türklerin haklarıyla ilgili bütün maddelerini ve Garanti ve İttifak Antlaşmaları’nı lağvedelim’ fısıltısı değildir” ifadesini kullandı.

İzlenmekte olan sürece somut ve uygulanabilir bir karşı-öneri olmamasının, matematiksel olarak taksimi gündeme getireceğine dikkat çeken Neofitu şunları söyledi:

“Müzakerelerin başlamaması veya başlayıp kesin çıkmazla sonuçlanması beni kaygılandırıyor. Avrupa’nın taksimi veya iki devlet çözümünü kabul edeceğini düşünmek siyasi aptallıktır. Biz taksimle intihara karar versek bile AB’nin, Avrupa yapısının dinamitlenmesini kabul edeceğini mi zannediyorsunuz? Avrupa Katalonlara, Venediklilere, Flamanlara ne diyecek?”

“BU KEZ BAŞARISIZ OLUNURSA…

Averof Neofitu, bu kez başarısız olunması halinde olacakları ise şöyle sıraladı:

“Evrimsel olarak saf bir Türk oluşumu olacak, hiçbir yükümlülük hiçbir sınırlama olmaksızın Kıbrıs Cumhuriyeti’ne rekabet edecek, Kıbrıs Cumhuriyeti de bugünkü fiili coğrafik alanı ile karma bir devlet olacak. Çünkü, Kıbrıslı Türklerin bütün haklarının tesis edildiği iki toplumlu niteliği olan bir anayasayı, Kıbrıs Cumhuriyeti ve egemenlik uğruna (sırtımızda) taşıyacağız.  Birkaç on yıl sonra da bir gün bu devlette, çoğunluğu Kıbrıslı Rum olmayacağı insanlar olacak.”

“ENERJİ BÜYÜK SİLAHIMIZDIR”

Söyleşide enerji konusuna da giren Neofitu “Enerji enerjidir, Kıbrıs sorunu da Kıbrıs sorunu.  Kıbrıs Cumhuriyeti olarak ne enerjinin Kıbrıs sorunuyla bağdaştırılmasını ne de aleyhimize kullanılmasını isteriz. Ancak enerjinin, Kıbrıs sorununun geleceğiyle -bizim lehimize- bağlantılı olabileceğini de göz ardı edemem. Enerji, ülkenin perspektifini açan ve Kıbrıs sorunuyla da bağlantılı büyük silahımızdır” ifadelerini kullandı.