Özersay tartışmaları; federasyon isteyenler, istemeyenler! – Tümay Tuğyan

Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın, geçtiğimiz gün Cumhuriyet Meclisi’nde gerçekleştirilen Kıbrıs sorunu gündemli oturumun ardından, sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım,  önemli bir tartışma konusuna dönüştü.

Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay’ın kapalı oturum sonrasında, ‘Mecliste Kıbrıs sorunu konusunda ciddi bir konsensüs var’ demesi üzerine açıklama yapan Özersay, Uluçay’ın sözlerinin bir yanlış anlaşılmaya sebebiyet verdiğini iddia etti.

Özersay, meclisteki dört siyasi parti ve 50 milletvekilinin büyük bölümünün, federal bir ortaklığın pek de gerçekçi olmadığını düşündüğünü, iki siyasi parti ve bir grup milletvekilinin ise federasyonu tek gerçekçi çözüm yolu olarak görüp, bu temelde müzakerelere devam edilmesi gerektiğini savunduğunu, bu iki ana eksenden her birinin, diğerinin tezini gerçekçi bulmadığını ifade etti.

Özersay’ın bu açıklamalarıyla ilgili ‘niyet’ okumasını şimdilik 

bir yana bırakacak olursak, yukarıda aktardığım açıklamanın, teknik bir yanlışlığı yok. 

Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi’nin resmi çözüm tezi federasyon mu?

Evet!

Geriye kalan dört siyasi parti, yani UBP, DP, HP ve YDP,  bu aşamada federasyonu gerçekçi bir çözüm modeli olarak görmediklerini  dile getiriyor mu?

Evet!

O halde burada sorun ne?

Meclis aritmetiği ortada.

CTP ve TDP’nin milletvekili toplam sayısı, 15.

Bu 15 milletvekilinin tümünün eksiksiz olarak ve her hal ve şartta  federasyonu savunmaya devam ettiği, bu iki partinin tam kadro federasyoncu olduğu varsayımından hareketle, çok basit bir matematik hesabı yapacak olursak, geriye kalan 35 milletvekilinin, yani Özersay’ın ifade ettiği şekliyle, 50 milletvekilinin büyük bölümünün görüşü, federasyonun gerçekçi olmadığı yönündedir.

Cumhuriyet Meclisi’nde temsil edilen siyasi partilerin, yine Uluçay’ın açıklamalarından alıntıyla, ‘siyasi eşitlik, sonuç odaklı, takvim dahilinde ve ucu açık olmayan bir sürecin dışındaki bir süreci kabul etmediği’ hususunda görüş birliğinde olduğu gerçeği,  federasyon konusunda yükselmekte olan karşıt seslerin varlığını ortadan kaldırmıyor. 

Şu anda toplum lideri olarak müzakerelerin muhatabı olan kişi, Cumhurbaşkanı Akıncı değil de federasyona inanmayan birisi olsaydı, bizler şu anda başka bir şeyleri konuşuyor olabilirdik. 

Çünkü konjonktür, ne yazık ki başka bir yerlere ‘evrilmeye’ son derece müsait bir zeminde yol alıyor. 

Denktaş ve Eroğlu kuşağı o başka bir yerleri, ‘ayrı devlet ve bu devletin varlığının kabul ettirilmesi’ olarak işaret ederken, Özersay ise yeni dönem devletçilik ekolünün öncü temsilcisi  olarak, daha yumuşak, daha bir ‘ürkütmeyen’, daha bir ‘makul’ gibi algılatılmaya çalışılan  hedefler gösteriyor. 

Paylaşmaya dayalı federal ortaklık modelinin  tükendiğini ileri süren Özersay, alternatif işbirliği modellerinden bahsediyor. 

‘Ayrı devlet’ söylemlerinin, BM nezdinde kabul edilebilir bir yanı yok. 

Denktaş’ın konfederasyon görüşme heveslerinin neticelerini hep birlikte yaşadık, gördük. 

1997-1998 yıllarında alenen konfederasyon talebini BM gündemine taşıyan Denktaş bile, 2001  yılının sonunda, yeniden federasyon görüşmek üzere müzakere masasına dönmek durumunda kaldı. 

Durum buyken, Özersay’ın kalkıp da açık açık konfederasyon tarzı talepler dile getirmesini beklemek, pek de realist bir beklenti olamayacağı gibi, Özersay’ın siyasi hayatının seyri açısından da pek akılcı bir hamle olarak düşünülemez.

Dışişleri Bakanı Özersay şu anda, kendi siyasi görüşünü, kendi ideolojik duruşunu destekleyen mevcut meclis aritmetiğini kullanarak, bir propaganda yürütüyor. 

Kuvvetle muhtemel, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden aday olarak göreceğimiz Özersay, önümüzdeki bir yılı, sağın oylarını kendinde toparlayabilmek adına bütün fırsatları değerlendirerek geçirecek. 

Burada esas  önemli olan, Özersay’ın ne yaptığı ya da ne yapmaya çalıştığı değil, ‘sol’ güçlerin bu esnada ne yaptığıdır!

Özersay’ın açıklamalarıyla didişmek yerine, 2004 referandumunda federasyona ‘Evet’ diyen %65’in, şu anda meclisteki temsiliyetinin neden %30’a gerilediğinin sorgulanması lazım. 

CTP ve TDP’nin şu anda meclisteki temsiliyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulduğundan bu yana yapılan tüm seçimler içinde, ikinci en düşük seviyesinde.

1998 seçimlerinde, şimdiki sayının sadece iki rakam altında, 13’te kalmış iki partinin milletvekili toplamı.

Düşünün ki, Denktaş’ın Türkiye ile ortak deklarasyonlar imzalayıp, KKTC’nin tanınmasını ve  Kıbrıs’ta iki egemen devletin ortaklığına dayalı bir konfederasyonun kurulmasını ,BM’den resmen talep ettiği yıldan söz ediyoruz. 

Cumhuriyetçi Türk Partisi ve Toplumcu Demokrasi Partisi, bugün gelinen aşamada, Kıbrıs sorunuyla ilgili politikalarının, söylemlerinin ve eylemlerinin neden artık sadece ve sadece %30’luk bir azınlıkça kabul gördüğüne kafa yormak zorunda.

Bu iki parti, yaklaşmakta olan tehlikeyi artık görüp, federasyon talebini sözde değil, özde yürütmek, toplumun bu modele olan inancını yeniden güçlendirmenin yollarını bulmak mecburiyetinde.

Özersay’ın söylemlerinin prim yapmasının yolunu açan, biraz da bu lafa gelince ‘biz federasyonu destekliyor ve talep ediyoruz’ deyip, icraata gelince ortaklığı destekleyen değil, ayrışmayı körükleyen politikalara hapsolan solun durumudur.

Artık, Kıbrıs’ta federal bir çözümü desteklediğini söyleyen siyasi partilerin, bu desteğin altını gerçek anlamda doldurmasının zamanıdır, çünkü aksi halde önümüzdeki süreçte kaybedilecek olan, sadece Meclis’teki sandalyelerin sayısı olmayacaktır.