Hükümet meydanı boş bulunca… – Engin Kara

Devlet bütçesi, kamu gelir ve giderlerinin, meclisin onaylayıp, hükümet tarafından uygulanmasına izin veren bir hukuki metindir. Başka bir ifadeyle, gelirlerin toplanabilmesi ve harcamaların yapılabilmesi için hükümetin meclisten, yani halktan aldığı bir yetkidir. 

Bütçe aynı zamanda siyasi bir metindir. Çünkü siyasi tercihler içerir. Başka bir deyişle, hükümet yetkilileri, dünya görüşleri doğrultusunda kimden ne kadar vergi toplayacağına ve nereye harcayacağına karar verirler. Amerika’dan örnek verecek olursak, Trump’ın döneminde hazırlanan bütçede, sermaye kesimine cömert vergi indirimleri ön plana çıkarken, Obama’nın döneminde hazırlanan bütçenin odağında her Amerikan vatandaşının kaliteli sağlık hizmetine kolay erişimini sağlamayı hedefleyen sağlık sektöründeki reformlar vardı. 

KKTC meclisinde halen görüşülmekte olan 2019 bütçesi de çok net bir siyasi duruş sergiliyor. Hükümet yetkilileri, sermaye kesimine sağlanan vergi avantajlarını azaltmak yerine, yaşanmakta olan ekonomik krizin bütün yükünü çalışanın sırtına yüklemeyi tercih ediyor. 2019 bütçesi, bu yöndeki siyasi duruşun resmi belgesidir. 

Ombudsman Emine Dizdarlı, krizin yarattığı bütün yükü bir kesime yıkmaya çalışmanın anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek, bunu mümkün kılan hayat pahalığı kararnamesinin kaldırılması gerektiğini açıkladı. 

Yeni bütçenin, yukarıda bahsedilen kararnamenin sağlayacağı ‘ek gelir’ de dikkate alınarak hazırlandığı dikkate alındığında, Dizdarlı’nın dolaylı olarak söylediği şey aslında, 2019 bütçesinin de hukuki olmadığıdır. 

Peki bu zihniyetle hazırlanan bir bütçe ekonomik sorunlara çare olur mu? Hayır. Benzer ekonomik krizleri yaşayan ülkelerin tecrübelerine baktığımızda, ekonomik krizlerin neden olduğu satın alma gücündeki kaybı tamir etmemenin, krizin kötüleşmesine neden olduğunu görüyoruz. 

Hukuki ve siyasi bir metin olan bütçenin, aynı zamanda halk tarafından da sorgulanması beklenir. Bu, halkın demokratik bir hakkıdır. Çünkü halkın, ödediği verginin, yani kendi cebinden çıkan bu paranın doğru yere harcanıp harcanmadığını sorgulama hakkı vardır. Bunun takibini halk adına yapacak olan da yine bu halkın oylarıyla meclise gönderdiği temsilcileridir. Bununla beraber, tabii ki basındır. Buraya bir not düşmekte fayda var; hükümetin 2018 yılında harcadığı paranın neredeyse tamamı Kıbrıs Türk halkının parası. Türkiye’den para akışı neredeyse durmuş durumda. 2018 bütçesinde, Türkiye’den gelmesi öngörülen yardım ve krediler 1.7 milyar TL iken, yılın ilk 10 ayından Türkiye’den gelen para sadece 340 milyon TL. Bu miktarın %75’i de savunma harcamaları için gönderilmiş.

Peki acaba milletvekilleri 2019 bütçesi konusunda ne düşünüyor? Bütçenin siyasi bir duruş olduğu noktasından hareketle, CTP ve TDP milletvekillerinin, ekonomik krizin vebalini halkın sırtına yüklemeye çalışan ve Ombudsman’ın Anayasa’ya aykırı olduğunu belirttiği bütçe konusundaki görüşleri nedir? Bireysel olarak bu bütçeye onayları var mıdır? 

Bu sorunların yanıtları bende yok. Bu sorunların yanıtlarını bulurum umuduyla yazılı basını taradım. Maalesef, orada da yok. Belli ki bu sorular ve yanıtları,  basının ilgisini çekmiyor.

Mal bulmuş mağribi misali, yazılı basının en çok ilgisini çeken konu bütçenin gelirlerinin, giderlerinden az olması. Yani, bütçenin açık verecek olması.  

Bu tür haberlere isyan etmemek elde değil. Dünyada bütçesi fazla veren ülke mi var? O yüzden değil midir ki, en azından demokrasisi iyi çalışan ülkelerde, maliye bakanları bütçe ile beraber bir borçlanma programı açıklar?!

Yukarıdaki sorunların yanıtlarını ararken sol kesimin önemli bir gazetesinde bir köşe yazısına rastlıyorum. Bir vatandaş köşe yazarına, artan döviz ve faizler nedeniyle, evinin borcunu ödeyemeyeceğinden yakınıyor. Köşe yazarı bu yazıyı, “İnsanlar genelde borçlarını söylüyor ancak varlıklarını pek dile getirmiyorlar. Örneğin, yurttaşın borçlanarak aldığı o evin de değeri arttı. Ama ortada sanki sadece borç varmış da mal yokmuş gibi davranılıyor” cümleleriyle bitiriyor. 

Vatandaş, bu kriz ortamında o “değeri” artan evi kime satacak? Satamadığın evin fiyatı mı olur? Sonra evini satıp da ne yapacak? Sokakta mı yaşayacak?

Bu tür çıkışları, kimse kusura bakmasın ama bilgisizliğin verdiği cesarete bağlıyordum. Bu ne yazık ki, insanlara aptal muamelesi yapmaktan başka bir şey değil. 

Ne kendi milletvekillerince ne de basın tarafından ciddi anlamda sorgulanan, yani amiyane tabirle meydanı boş bulan hükümet de istediği gibi at koşturuyor. 

Bu bütçe ne hukukidir ne de toplumsal ve ekonomik sorunlara çare olabilecek niteliktedir. Bu yüzden de ya olması gerektiği şekilde yeniden düzenlenmeli ya da mecliste reddedilmelidir. 

Yazar

Engin Kara

Engin Kara Cardiff Üniversitesinde ekonomi profesörü olarak görev yapıyor. Kara ayrıca Munich merkezli CESifo araştırma enstitüsünün üyesidir. Kara, lisans derecesini İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden aldı. Lisans eğitiminin ardından İngiltere’ye giden Kara, yüksek lisans eğitimini Warwick Üniversitesi’nde, doktora eğitimini ise York Üniversitesi’nde tamamladı. İngiltere’nin Birmingham, Bristol ve Exeter Üniversitelerinde öğretim görevlisi olarak çalışan Kara, Belçika Merkez Bankası’nda ekonomist, Avrupa Birliği Merkez Bankasında danışman olarak görev yaptı. Makaleleri, Journal of Monetary Economics ve Journal of Money, Credit and Banking gibi alanının önde gelen akademik dergilerinde yayınlandı. Çalışmaları, makroekonomik genel denge modelleri, enflasyon dinamikleri, para ve maliye politikaları üzerinde yoğunlaşır. Mail: karae1@cardiff.ac.uk