Ateşin Gölgesinde Yaşayanlar – Halil Karapaşaoğlu

Telefon çaldı…

Arkadaşlarımız evimize gelecekti…

“Müsait miyiz?” diye sordular…

Okumayı yeni bitirmiştik…

Ben, Albert Camus’nun “Yabancı”sıydım…

Tuğçe, Franz Kafka’nın “Dönüşüm”ü olmuştu…

Beşerli gruplar halinde arkadaşlarımızı ayrı ayrı odalara alıyorduk…

Arkadaşlarımız sandalyelere oturuyor, bizler de onlara ezberlemiş olduğumuz romanları okuyorduk…

Diğer arkadaşlarımız evimizden yeni gitmişti…

Telefondan arayanlara, yarım saat sonra gelebileceklerini söyledik…

Biz de başka dostlarımızın evine gidiyorduk…

*                                           *                                            *

Müzik dinlediklerinden…

Eylemlere katıldıklarından…

Yasaklı yayın buldurduklarından dolayı tutuklanıp gözaltına alınan insanlar olmuştu…

Kıbrıslıtürk ya da yüce devletimizin vatandaşları olmadıklarından bu durumu hiçbir zaman önemsememiştik…

Kıbrıslıtürkler demokrat insandırlar…

Hümanisttirler…

Farklı siyasi görüşlerde olsalar bile bir araya gelip, meyhanelere giderler…

Kafelere oturup, kahve içerler… 

Bizim toplum yapımız hoşgörü üzerine kuruludur…

Bir dolandırıcı öldüğünde, ona baş sağlığı diler…

“Topluma mal olmuş önemli bir simayı bugün yitirdik” derler…

Ülkesini, insanını satan bir siyasiyi kaybettiğimizde…

“Bu ülke için çok emek harcamış önemli bir politikacımızı kaybettik” derler…

Politikadan çekilince kimse bakmaz ama yüzüne…

Ölünce, Kıbrıslıtürk biri öldü diye üzülür…

Kaç kişi kaldık bunun içinde zaten derler…

*                                           *                                            *

Savaş da evinden kaçmak zorunda kalan…

Esir alınan…

Tecavüze uğrayan komşusunun çekinmeden evine giren…

Evini yağmalayan Kıbrıslıtürklerdi…

Katledilen Fazıl Önder, Ahmet Yahya, Ayhan Hikmet, Ahmet Muzaffer Gürkan ve Derviş Ali Kavazoğlu’nu ve arkadaşlarını unutan, yıllarca onları anmaktan bile korkan yine Kıbrıslıtürklerdi… 

Kutlu Adalı’yı öldüren kimdi?

Öldürene ne oldu?

Kıbrıslıtürkler bu kanlı cinayetlerin hesabını sordu mu?

Bu insanları öldürenleri mahkemelerinde yargıladı mı?

Gazeteci Şener Levent ve Ali Osman haftalardır mahkemelerde yargılanıyor…

Yargılanmalarını isteyen Recep Tayyip Erdoğan…

Bu durumdan rahatsız olan kaç tane Kıbrıslıtürk var?

Böyle bir toplum nasıl demokrat olur?

Nasıl hoşgörülü olduğu söylenir?

*                                           *                                            *

Başbakan Tufan Hoca’nın UBP başkanı Ersin Tatar karşısındaki galibiyeti çoğumuzu galeyana getirdi…

Ortada bir galibiyet yoktu oysa…

Ortada bir tartışma da yoktu…

Bütün sohbet dönüp dolaşıp mali protokole geliyordu…

Tatar “niye imzalamıyorsunuz?” diye soruyor…

Erhürman “TC yetkililerini” bekliyoruz diye cevap veriyordu…

Mali protokol neydi?

TC’nin bu dayatması yüzlerce insanın önünde konuşulurken…

Rahatsız olan kaç tane Kıbrıslıtürk vardı?

Oysa siyaseten ne Tatar ne de Erhürman arasında…

Bir ülkenin işgalden kurtulup, özgürleşmesine dair herhangi bir farklı siyasi argüman var mıydı?

Biz yine sevindik ama…

Çünkü Tufan Erhürman daha fazla Kıbrıslıtürktü…

*                                           *                                            *

Bu hafta CTP Parti Meclisi üyesi bir kadın “yasaklı” kitap bulundurmaktan tutuklandı…

Gecenin ilerleyen saatlerinde Parti Başkanı açıklama yapmak zorunda kaldı. Parti Genel Sekreteri açıklama yapmak zorunda kaldı. Yapılan açıklamalardan parti üyeleri bile tatmin olmadı… 

Hoşgörülü değil miydi Kıbrıslıtürkler?

Demokrat değiller miydi?

Ülkesini satana da, insanını dolandırana da kucak açan yüce gönüllü olan bu toplum değil miydi?

Bu toplum neden okuyana, sorgulayana, emekten yana olana, hakikati arayana hiç kucak açmadı?

*                                           *                                            *

Kitap denince aklıma gelen ilk şey…

“Fahrenheit 451”

Hazırlanıyoruz biz de…

İtfaiyeciler her an gelip, evimizdeki kitapları yakabilirler…

Her an tutuklanabiliriz…

Ben “Yabancı” oluyorum…

Tuğçe “Dönüşüm”…